|
serinselvi
|
 |
« : Mayıs 15, 2010, 04:19:13 ÖS » |
|
DOSTOYEVSKİ’DEN GÜLMEK
Öyle sanıyorum ki, çoğu zaman gülen bir insana bakmak karşısındakine tiksinti verir, insanların gülüşünde çoğu zaman bayağı, güleni küçük düşüren bir şey kendini açığa vurur. Gülen ise hemen her zaman bıraktığı etkinin iç yüzünü bilemez. Birçokları uykudayken yüzlerinin nasıl bir ifade taşıdığını bilmedikleri gibi o da bunu bilmez. Uyuyan bazı insanların yüzleri uykudayken de zekidir, başka birinin, yüzü ise, zeki bir insanın bile, uyurken oldukça komik bir ifade taşır, bunun için de gülünç olur. Neden böyle olduğunu bilmiyorum, ancak şunu söylemek istiyorum ki, gülen bir insan uyuyan bir insan gibi, yüzünün nasıl bir şekle girdiğini bilemez. İnsanların pek çoğu gülmeyi hiç beceremezler. Hoş buna becerememek de denemez ya! Çünkü bu bir Tanrı vergisidir, değiştirmeye de imkân yoktur. Yalnız kendini yeniden yetiştirir, iyi bir tarzda geliştirir, kötü huylarını yenebilirsen, problem kalmaz: o zaman böyle bir insanın gülüşü de her halde iyi bir tarzda gelişirdi. Bazı insanlar gülüşleri ile kendilerini büsbütün ele verirler, siz de onun bütün iç yüzünü bir anda anlayıverirsiniz hatta hiç şüphe yok ki zeki bir gülüş bazen iğrenç olur, iyi gülebilmek için her şeyden içli olmak gerektir, insanlarda içlilik de kalmadı, ama neyse? Gülüş hırsla karıştırılmaz, insanlarsa çoğu zaman hırslarından gülerler. İçten gelen, hırsla karışmayan gülüş, neşe demektir. Günümüzün insanlarında neşe nerede, hem insanlar neşelenmesini biliyorlar mı? Bir insanın kişiliğini uzun zaman anlayamazsınız, ama karşınızdaki bir gün içten bir gülüşle gülüverirse onun bütün kişiliğini, avucunuzun içi gibi öğrenmiş olursunuz. Ancak en yüksek, en mutlu bir gelişmeye erişen insan, başkaları ile birlikte, yani ister istemez, iyi yüreklilikle eğlenmesini bilir. Bunları söylerken o insanın zekâca gelişmesinden değil de kişiliğinden, bütün olarak bir insandan söz etmek istiyorum. Böylece bir insanı incelemek, ruhunu öğrenmek isterseniz susmasına yahut konuşmasına yahut ağlamasına yahut da soylu düşüncelerin etkisi altında kalarak heyecanlanmasına bakıp ileri geri konuşmayın, en iyisi gülerken inceleyin. Bir insan güzel gülüyorsa iyi bir insan demektir. Bu arada bütün küçük farkların da altını çizelim: Gülen insan ne kadar neşeli, ne kadar saf olursa olsun gülüşü budalaca görünmemelidir. Gülüşünde en küçük bir budalalık eseri görürseniz, bu adam, etrafına en zekice düşünceler yağdırsa bile, hiç şüphesiz sınırı belli bir zekâya sahiptir. Başka bir insanın gülüşü budalaca değildir, ama gülünce, kim bilir neden, size biraz olsun gülünç göründü ise bilin ki o adamda hiç değilse gerçek onur denilen şeyden eser yoktur. Yahut artık bu gülüş içten gelmekle birlikte her hangi bir sebeple yine de size bayağı gelirse bilin ki o adamın huyu da bayağılıkla doludur. Onda daha önce gördüğünüzü sandığınız bütün soylu; yüksek duygular ya kasten yapılmış, ya şuur dışında benimsenmiştir. Bu insan daha sonra iyiye doğru değişir, “yararlı” şeylerle uğraşmaya başlar, soylu “ülküleri”ni de, gençlik yanılmaları, gençlik hayalleri diye bir yana bırakır. Gülmeye dair olan bu uzun tiradı bilerek yazıyorum böylelikle hayat öykümden bile özveride bulunuyorum. Çünkü bunu hayattan çıkardığım en ciddi bir sonuç olarak kabul ediyorum. Bunu seçtikleri erkekle hayatını birleştirmeye hazırlanan, ama ona hala düşünceli düşünceli, güvensizlikle bakan, bir türlü kesin kararlarını veremeyen gelinlik kızlara da ayrıca önerirdim. Evlenme işinden hiçbir şey anlamadığı halde bu işe burnunu sokan zavallı delikanlıyla da sakın alay etmeyin. Ancak anladığım bir tek şey vardır, o da gülüş ruhun şaşmayan bir aynasıdır. Bir çocuğa bakın: yalnız çocuklar kusursuz bir gülüşle gülmesini bilirler. Bunun için de insanı kendilerine çekerler. Ağlayan bir çocuk benim için iğrençtir, neşelenen çocuksa cennetten gelen bir ışıktır. Yarının insanlarının en sununda tıpkı bir çocuk gibi temiz, saf bir hale gelecekleri o zamanın müjdecisidir. FİEDOR MİHAYLEVİÇ DOSTOYEVSKİ’NİN Delikanlı isimli kitabından alınmıştır. (yıl 1851)
|