Serkan Engin
Yeni Üye
Offline
Cinsiyet: 
Mesaj Sayısı: 40
|
 |
« Yanıtla #15 : Aralık 02, 2008, 02:17:36 ÖS » |
|
27
Ertesi gün Cemal, Ümit’ten dayıoğlunun çalıştığı okulun adresini alıp öğle civarı okulun önüne gitti. Öğle tatilinde, öğretmenle buluşup bir çay bahçesine gittiler. “ İşte Hüseyin Bey, akrostiş burada, diyerek elindeki kâğıdı uzattı. Hüseyin, çayından bir yudum alıp gözlerini kâğıda dikti. “ Bir bakalım… Bunların hepsi birer dize.” “ Dize mi? ” “ Evet, ünlü şairlerin dizeleri bunlar. İlk dize, yani ‘ Hangi bir ipek yolu harf dizisi çoğaltır’, Kemal Özer’e ait. Yanındaki K harfi de Kemal Özer’in K’sı. Altındaki dize de Ece Ayhan’ın. Yanındaki E harfi de bunu sembolize ediyor. Diğer dizeler de sırasıyla; Cemal Süreya, Edip Cansever, İsmet Özel ve Turgut Uyar’a ait… Sizin katil İkinci Yeni’yi çok seviyormuş herhalde. “ Peki HİKMET adında bir şair var mı?, diye merakla sordu Cemal. “ Vallahi bilemem… Belki edebiyat dergilerinden bilgi alabilirsiniz. Yeni yetmeler dergilere bolca şiir gönderirler. Oradan adresi bulunabilir. “ Çok teşekkür ederim, sağ olun, dedi Cemal, yüzüne tatlı bir tebessüm yayılarak.” Hemen merkeze dönüp elemanları araştırma yapmak üzere belli başlı edebiyat dergilerine gönderdi. Birkaç saat sonra tüm ekip geri döndü:
“Amirim, şüphelinin kimliğini ve adresini tespit ettik” dedi Ümit gururla. “ Çok iyi.” “ Ama dahası da var…” “ Anlat bakalım.” “ Şimdi amirim, bizim dayıoğlu çok iyi düşünmüş. Şüpheli, edebiyat dergilerine şiirlerini yolluyormuş. Dergilerin birinden tam adını ve açık adresini tespit ettik. Adı Hikmet Çeliköz. İç mimarmış ve…” “ Eee?” “ Bu son bulduğumuz ceset var ya, hani küçük bir kıza tecavüz edip öldüren sapığın cesedi…” “ Evet!?” “ İşte o küçük kız, bu Hikmet Çeliköz’ün kız kardeşiymiş.” Cemal, acıyla yutkundu. Bir an kendini Hikmet’in yerine koydu. “ Amirim, bu Hikmet Çeliköz, kendi halinde, kimseye zararı olmayan biriymiş. Bu olay, O’nu çok yaraladıysa da hayatını normal bir şekilde devam ettiriyormuş. Ama af yasasıyla o sapık hapisten çıkınca içine kapanmış. İşini de bırakıp kimseyle görüşmez olmuş…” “ Tamam, anlaşıldı ” diyerek iç geçirdi Cemal. “Ekipleri hazırlayın. Baskına gidiyoruz.” Ekipler hazır olur olmaz Hikmet’in evine baskına gittiler. Kapılar kırıldı, içeri girildi, ama Hikmet evde bulunamadı.
Apartman kapıcısı, yaklaşık yarım saat önce, Hikmet’i iskeleye doğru giderken gördüğünü söyledi. Tüm ekipler, hızla iskeleye doğru yola çıktılar…
III-
28
Ve Hikmet, ayakları iskelenin ucuna çakılı halde boğazındaki damarları patlatırcasına haykırdı: “Bu iş artık bitmeliii…” Sonra, küstah bir sessizlik çınladı kulaklarında. Ay, uzatıp kafasını esmer bulutların arasından, pis pis sırıttı. Deniz, anne şefkatiyle kollarını açmış bekliyor olsa da, atamadı Hikmet kendini derin huzurun içine. Arınmak istiyordu, beceremedi. Başaramadı hayattan istifa etmeyi. İntihar, düşlendiği kadar kolay geçirilemiyordu eyleme… Anladı. Aklı, kös kös dönmeye karar verdiyse de ayakları anlamazdan geliyordu. Ne geriye dönebilmek o kadar kolaydı ne de atlayabilmek denize.
Tam sözlüden sıfır alıp karatahtadan yerine dönen öğrenci edasıyla başı önde, geriye dönüp bir adım atmışken, siren sesleriyle çarpıştı. Kafasını kaldırıp ekip arabalarının farlarıyla göz göze geldi. İşte bu, Hikmet için bulunmaz fırsattı. Sen düşemezsen hayatın balkonundan, birileri seni itebilirdi bilinmeyene. Böylesi daha kolaydı. Tüm ekip, iskelenin başında arabalarından inip silahlarını çekti. Cemal, elinde namlusuna mermi sürülmüş ondörtlüsüyle ekibiyle önünde duruyordu: “ Hikmet! Teslim ol! ” “ Hoş geldin Cemal’im. Azrail’im hoş geldin. Sanma ki sen bu oyunu kazandın. Onu ben sana armağan ettim.” Cemal’in ilk defa eli titriyordu birisine silah doğrulturken. Ve kekeliyordu yüreği. Bir yandan zarar vermek istemiyordu Hikmet’e, diğer yandan ise görevini yapmak zorundaydı. Elinden gelse madalya takardı Hikmet’e, ama o bir polisti ve yasalara uygun davranmalıydı. Her ne kadar, artık yasalar Adalet’e uymuyorsa da… Küçük, tedirgin adımlarla Hikmet’e yaklaşıyordu. Hikmet ters bir şey yapacak da O’nu vurmak zorunda kalacak diye ödü kopuyordu. “ Hadi Hikmet! Sakın yanlış bir hareket yapma! Teslim ol artık! Buraya kadarmış! ” “ Buraya kadar ha! Eee…N’olacak şimdi? Ben teslim olurum, hapse girerim. Ee…İki sene sonra beni de mi affedecekler!?
“ Bak, seni çok iyi anlıyorum. Yani… Yani kendimi senin yerine koyunca ben de öfkeden deliriyorum. Kız kardeşine olanlara ve o sapığın aftan yararlanmasına kahroldum… Ama artık teslim olmalısın… Her şey bitti…
“ Her şey bitti, öyle mi!? Peki, ben tavuk bile kesmemiş biriyken bu, insanlıktan çıkmışlığım n’olacak!? Ben ki kendi halinde, efendi bir adamken, kendi adaletimi sağlamak zorunda kalışım…Ha!..Peki, beni kim itti lan hem yargıç hem cellat olmaya!? Söyle lan ne bitti!? Cemal’in kalbinin zırhı delik deşik olmuştu. Öz kardeşine silah çekmiş gibi duyumsuyordu kendini. “ Etme eyleme Hikmet, teslim ol. Beni seni vurmanın vicdan azabıyla baş başa bırakma. Teslim ol artık. Kaçacak yer yok.” “ Kaçmak mı!? İnsan kendinden kaçamaz ki Cemal...” “ Tamam Hikmet. Sakince kaldır ellerini ve teslim ol.” Hikmet yanıt vermedi. Boş gözlerle baktı Cemal’e. Ve hızla elini silah çekecekmiş gibi beline attı. Oysa üstünde silah falan yoktu. Cemal, mesleki refleksle, hemen iki el tetik düşürdü. İki zoraki mermi, delip geçti Hikmet’in göğsünü. Biri tam kalbinin orta yerinden, yani acının başkentinden geçip gidiverdi. Havalandı mermilerin şiddetiyle Hikmet’in cansız bedeni. Huzurlu bir tebessüm yayılmıştı özgürce yüzüne. Ana rahmine düşer gibi düştü denize. Deniz, sarıp sarmaladı, bağrına bastı Hikmet’i. Bir avuç kan kaldı Hikmet’e dair suyun yüzünde…
İskelenin üstünde Cemal, diz çökmüş, hiç kimseye aldırmadan kana kana ağlıyordu… Ve yine yağmur… Ki bu kez gözyaşlarıydı göğün, delip geçen geceyi…
SERKAN ENGİN
|