Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Teşekkür  (Okunma Sayısı 2249 defa)
seher vakti
Ziyaretçi
« : Ekim 15, 2008, 03:23:04 ÖS »

Yazarlık Okulu'ndayken Münir Arıkan gelmişti ilk derse.Şöyle bir tavsiyesi olmuştu:
"Klasiklerin ilk ve son sayfalarını fotokopi çektirip bir dosya haline getirin.Bunları okuyun,ne kadar faydalı olacağını göreceksiniz."
Aklımdan 'nasıl yapacağım' diye geçirmiş ve sonrasında unutmuştum bile.
Şimdi Sibel ve Nazmiye Hanımlar bu tür bir çalışmayı hazır olarak bizim ellerimize veriyorlar.Bu çalışmanın kıymeti bilinmeli.Takdiri ve teşekkürü gerçekten hak eden bir çalışma.Eğer mümkünse son sayfalar için de yapılmalı bu çalışma. Ve umarım hepimiz istifade ederiz.
Elinize,klavyenize ve tarayıcılarınıza sağlık:).
Logged
İFFET
İFFET
Global Moderator
Yazar
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 195



WWW
« Yanıtla #1 : Ocak 19, 2010, 10:56:41 ÖS »

Karabibik bugün erken kalkmıştı. Tarlasına harım çevirmek için dün Matarlı tepelerinden kestiği pırnal fidanı dalları harman yerinde koca bir yığın halinde durmaktaydı. Sağ elinde ağzı çentikli bir tahra bulunmakta olup geçen seneden beri nadaslı duran tarla içinde ağır adımlarla bu yığına doğru yürümekteydi. Ayağında iri, kalın pençeli, sökük yemenileri kemâl-i zahmetle sürüklemekte, liyme liyme, rengi cinsi belirsiz, muhtelif renkte yamalı dizliğinin deliklerinden iç donunun toprak rengine mail olan rengi görünmekte, bir eski istibdal neferinin kim bilir kaç sene evvel hediyesi olmak üzere malik olduğu ceketi tutar giyilir yeri kalmadığı halde ve bedenini ihâtadan âciz kalmakla beraber yine sırtında bulunmakta; bu ceketin altında kirli gömleğinin göğsü, yakası büsbütün açık kalarak kayış gibi sert ve siyah olan vücudunun göğüs ve bağır kısımlarını hep açıkta bırakmaktaydı.
Çenesinde beyazlı siyahlı olmak üzere isbât-ı vücut eden tek tük kıllar dik ve seyrek bıyıkların da inzimâmıyle müdevver gayet esmer, ufarak gözlü olan çehresinin heybetini artırmakta ve bu hey’et-i acîbe insanda tuhaf bir korku uyandırmaktaydı. Tarlayı otlar bürümüştü. Karabibik burasını babası Koca Osman’ın mirası olmak üzere ele geçirmişti. Tarla o zaman on iki dönümken dört dönümünü Kara Durmuş’a satarak vaktiyle bedel-i nakdî vermişti. Şimdiki halde sekiz dönümden ibaret kalan bu toprak parçasına bile tarla komşusu olan Yosturoğlu göz dikmekte ve bu sebeple aralarında ara sıra münazaât vukua gelmekteydi. Otuz iki dönüm tarlası olanların da el ayası kadar toprağa göz dikmesi münasebetsiz değil mi ya? Kendisi şu kadarcık tarla sayesinde ancak akşamları bir kaşık çorba içecek kadar mal kaldırabiliyor, elinden bu da çıksın da açlıktan mı ölsün?[/right][/left]
Logged

Her yüzün bir hikayesi vardır...

http://www.sinova.blogcu.com
İFFET
İFFET
Global Moderator
Yazar
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 195



WWW
« Yanıtla #2 : Ocak 21, 2010, 06:08:45 ÖS »

Sabah. Saat daha yedi olmadığı halde Makar Kuzmiç Bliostkov'un berber dükkânı açık. Şık giyimli, ama üstü-başı kir içinde, henüz yüzünü bile yıkamamış bulunan, yirmi yaşlarındaki dükkân sahibi Makar, sabah temizliği yapmakta. Aslında nereyi temizlediği de belli değil, gene de hayli terlemiş. Elindeki bezle bir yerleri siliyor, şuraya-buraya parmağını sürüyor, duvarda gördüğü bir tahtakurusuna fiske atıyor...
Logged

Her yüzün bir hikayesi vardır...

http://www.sinova.blogcu.com
İFFET
İFFET
Global Moderator
Yazar
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 195



WWW
« Yanıtla #3 : Aralık 23, 2010, 11:28:43 ÖS »

Fazlı Paşa yokuşunda akşam olurdu. Fazlı Paşa akşamla siner, çekilirken garip, ince bir ses bu sessizliği yırtar gibi çınlatırdı. - Kabak çekirdeği taze taze yenir… Karanlık sessiz evlerden çocuklar evvela sönük, sonra telaşlı, birbiri arkasından haykırırdı; - Kabak çekirdekçi, kabak çekirdekçi! Bu dakikalar odamda arkam pencereye dönük, eski koltuğa gömülür otururdum. Bu ses sessiz sokakta her zaman bir hayat uyandırırdı. Seslenen gülüşen çocuklarla aralı kapılardan lakırdıya karışan kadınlar işitirdim, bilirdim ki Fazlı Paşa yokuşundan kadınlar ve çocuklar hep bu sesin arkasından koşuyorlar, belki eğleniyorlardı. Günler belki aylar geçti. İçimdeki akşam manzaraları ve hayatına bu ses de bir parça ilave etti. Bir gün aynı yokuşta yaşayan küçük yeğenim bana dedi ki:
Logged

Her yüzün bir hikayesi vardır...

http://www.sinova.blogcu.com
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer: