Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Makale Türünün Özellikleri/Örnek Makale  (Okunma Sayısı 125391 defa)
nazmiye denizer
Administrator
Köşe Yazarı
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 536



« : Ekim 09, 2008, 11:50:57 ÖÖ »

Makale Türünün Özellikleri
(Tarihi Gelişimi ve Temsilcileri)


Makale, temeli düşünce olan yazı türüdür. Makalede konu sınırlaması yoktur. Bir düşünce, toplumsal bir olay, bilimsel bir gerçek, söz sanatları, plastik sanatlar, makalenin konusu olur. Makaleler bir tezi savunma yazılarıdır. Bu nedenle yapısı, ortaya atılan bir görüş ve bu görüşü destekleyecek düşüncelerle örülür.

Makalenin ülkemizde tanınması, gazetenin yayınlanmasıyla olmuştur. Makaleler köşe yazılarındandır. Gazetelerin ilk sayfalarındaki makaleye başmakale denir. Gazetenin başmakalesi genellikle aynı yazar tarafından yazılır. Gazetenin dünya görüşünü ve olaylara bakış açısını belirler. Gazetenin okuyucu sayısı üzerinde de etkilidir. Kimi insanlar, başyazar gazete değiştirdiğinde ya da beğendikleri makale yazarı artık eskisi kadar etkili ve tutarlı yazmadığında gazetelerini değiştirirler. Bu yüzden makale yazmak çok önemlidir. Makale yazarı, okuyucu ile bağını koparmamak zorundadır.

Makalenin belirleyici özellikleri nelerdir?

 Düşünsel plânla yazılır.
• Yazar anlattıklarının doğruluğuna güvenmeli, anlattıklarını bir mantık çerçevesine oturtabilmelidir. Her anlattığı, önceki anlattıklarıyla çelişmemelidir.
• İşlenen konu kendinden önceki söylenmişlerden, yazılmışlardan ayrı olmalıdır.
• Okuyucuya konunun önemini kavratabilmek için örnekleme, karşılaştırma, tanık gösterme gibi nesnel verilerden yararlanmalıdır.

 Makale türünün Türk Edebiyatı’ndaki önemli temsilcileri şunlardır: Namık Kemal, Ziya Paşa, Şemseddin Sami, Muallim Naci, Beşir Fuat, Hüseyin Cahit, Fuat Köprülü

Giriş Bölümü : Öne sürülecek sav, görüş ya da düşünce yazının girişinde sergilenir. Makalenin en kısa bölümüdür. Makalenin geneline göre bir iki, paragrafı geçmez. İyi bir giriş makalenin oluşmasını sağlayabilir. Giriş bölümünde, yazıdaki fikir gelişiminin hangi yönde olacağı saptanır. Okuyucu bilgi ve fikir atmosferine yavaş yavaş sokulur.

 Genellikle okuyucu ilk bakışta bu bölümü okur; sararsa, ilgisini çekerse yazıyı sonuna değin okumaya karar verir. Bu yönden makalelerde girişin çok ustaca ve özenle biçimlendirilmesi gerekir. Bu bölümde konu hiçbir ayrıntıya girmeden ortaya konulur.. Bunun aşırı dolaylamalara kaçılmadan yapılması gerekir. Neyin üzerinde durulacağı, ne hakkında söz söyleneceği bir iki parağraf içinde ortaya konulmalıdır.

Gelişme bölümü: Gelişme bölümünde, giriş bölümünde dile getirilen konu açıklanır,

 makalenin yazış amacı ve bu amaca yönelik bilgi, belge ortaya konularak tez savunulur, antitezler çürütülür. Konu ile ilgili bilgi ve belgelerin ele alınıp işlendiği, konunun genişletildiği ve ortaya konmak istenen fikrin doğruluğuna deliller gösterildiği bölüm, gelişme bölümünü oluşturur (Korkmaz 1995:220). Gelişme bölümü, derlenen, ortaya atılan fikirlerin çeşitli yönlerden genişletilmesi, desteklenmesiyle meydana gelir. Bütün fikir yazılarında olduğu gibi makalede de gelişme bölümünde açıklanacak fikirlerin derli toplu olması lazımdır. Dile getirilen fikirlerin inandırıcı, iddiacı kesin bir karaktere sahip olması için onları uygun yollarla açıklamak, desteklemek ve yerine göre de ispatlamak gerekir.

Gelişme bölümü makale yazarının inandırıcı olabilmek için tüm gücünü ortaya koyduğu alandır Bu bölümde ileri sürülen görüşlerin doğruluğunu ispatlamak için kanıtlar gösterilir, karşılaştırmalar yapılır, sayılar ve örnekler verilir. Öne sürülen sav, görüş ya da düşüncenin açımlanması, kanıtlanması bölümü makalenin gövdesini oluşturur. Yazar bu bölümde düşüncelerini açacak, geliştirecek, boyutlandıracaktır. Bunun için de tanımlama, karşılaştırma, örneklendirme, tanıklama, nesnel verilerden yararlanma gibi yollara sık sık başvuracaktır. Böylece okuyucuyu söylediklerinin doğruluğuna ve geçerliğine inandırmış olacaktır

Sonuç Bölümü : Sonuç bölümü; bir bakıma özetleme bölümü sayılabilir. Başta ileri sürülen, sonra açıklanan görüş, sonuç bölümünde -genellikle- bir paragrafta yinelenir. Ama asıl işlev burada yazının etkisinin doruğa ulaştırılmasıdır Ele alınıp işlenen, geliştirilen konunun hükme varıldığı ve o konunun ana fikrini oluşturan kısım sonuç bölümüdür. Bu bölümde yazar söylediklerinin tümünü belli bir sonuca ulaştıracak biçimde bir iki cümle ile sonucu vurgular.

Genellikle makale yazarları seçtikleri konu üzerinde söylediklerini bu bölümde bir yargıya dönüştürerek derleyip toparlarlar. Ancak bu bölüm her zaman için gerekli olmayabilir, yazar söylediklerini makalenin gelişme bölümünde iyice aydınlığa kavuşturmuşsa, konuyu dağıtmamışsa, yazısını, ayrıca özetlemeyi amaçlayan bir sonuca bağlamayabilir

Makalenin etkili olabilmesinde sadece bu planı uygulamak yeterli değildir. Makaleye işlenen fikre uygun bir başlık atmak gerekir. Makalelere genellikle kısa ve çarpıcı başlıklar konması gerekir. Makalede okuyucunun asıl ilgisini çeken şey, makalenin başlangıç ve sonuç kısımlarıdır Bunun için bu kısımlara anlamlı bir fıkra, çarpıcı bir diyalog veya bir hatıranın yerleştirilmesi makalenin etkili olmasını sağlar.

Makale yazmak uzun bir araştırma ve bilgi toplama aşaması gerektirir. Bu yüzden süre olarak sabır ister. Yazmaya başlamadan önce, makale yazılacak konu ile ilgili olarak geniş bir araştırma yapmak, tüm kaynakları taramak, bilgi fişleri oluşturmak gerekir.

Batıda çok eski örnekleri bulunan bu tür bizde ilk örneklerini Tanzimat döneminde vermiştir. Şinasinin Agah Efendi ile birlikte çıkardığı ilk özel gazete Tercüman-i Ahvalin ilk sayısında yayınlanan Mukaddime ( ön söz ) başlıklı yazı bizde ilk makale olarak kabul edilir. Ancak bu makale bugünkü anlamda çağdaş makalenin tüm özelliklerine sahip değildir.

Gerek Tanzimat döneminde, gerekse Servet-i Fünun ve Fecr-i Ati döneminde yazılan makaleler, eleştiri- polemik karışımı ürünler olduğundan gerçek anlamda makale türünden uzaktırlar. Bu tür bizde ancak cumhuriyet döneminde çağdaş bir kimlik kazanmıştır bu gün bir çok yazar ve bilim adamı çeşitli konularda ve çeşitli dergi ve gazetelere bu türde yazılar yazmaktadır

Bu alanda ilk ünlülerimiz ise Namık Kemal, Ziya Paşa, Ahmet Mithat, Hüseyin Cahit, Süleyman Nazif, Ziya Gökalp, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Refik Halit Karay, Peyami Safa, Falih Rıfkı Atay, Halit Fahri Ozansoy, Yaşar Nabidir.

Sohbet ile Makale Arasındaki Farklar :

sohbet ile makale arasındaki farkları üç madde etrafında toplamaktadır:

1 - Makalenin konuyu derinlemesine incelemesine karşılık, sohbetlerde konu yüzeyden incelenir.

2 - Makalelerde işlenen fikir savunularak ispatlanır. Sohbetlerde ise, ispat gayesi yoktur.

3 - Makalelerde daha ciddi ve sağlam ilim dili kullanıldığı halde, sohbetlerde samimi bir konuşma dili kullanılır.

Makale ile Fıkra Arasındaki Farklar:

1 - Makale yazarı ele aldığı fikirleri bilimsel bir yaklaşımla incelerken fıkra yazarı yazarı kişisel görüşle ele alıp inceler.
2 - Makalede yazar fikirlerini kanıtlamak zorundadır. Bunun için sağlam güçlü kanıtlar göstermesi gerekir.
3 - Fıkrada ise böyle bir zorunluluk yoktur. Fıkra yazarı isterse ispatlama yoluna gider isterse gitmez, her türlü örneği kul1anabilir.
4 - Makale bilimsel bir yazı olduğu için resmi ve ciddi bir anlatım kul1anılır. Fıkrada ise samimi, rahat ve içten bir anlatım vardır.

Makale ile Deneme Arasındaki Fark

Denemeci özgürce seçtiği bir konu üzerinde kişisel görüşlerini okurlarıyla dostça paylaşırken okuyucuyu düşündürme amacı taşır. Yazınsal bir dil kullanarak toplumun geneline hitap eder.

Makaleci ise öğretmeyi, bilgilendirmeyi amaçladığı için bilimsel belge, anket ve istatistikler gibi verilerle savını kanıtlama yoluna gider. Bilimsel ve terimsel bir dil kullanarak konuyla doğrudan ilgisi olan sınırlı bir okura seslenir.Öğretici düzyazının bir türü olan makale, bir düşünür, bilim adamı ya da araştırmacının seçtiği bir konuda kendi duygu ve düşüncelerini delil, bilgi, bulgu, belge ve diğer kaynaklardan da yararlanarak açıkladığı ve kesin yargılarla sonuca ulaştığı yazı türüdür.

Makaleler, içeriklerini belirleyen konularına göre birçok türe ayrılır. Örneğin resim, müzik, tiyatro gibi sanat dallarını ele alan makalelere sanat makalesi, ulusal ya da uluslararası politika konularını irdeleyen yazılara politik makale, askerlikle ilgili bir konuyu işleyen yazıya askerî makale, psikolojik konulara değinen yazılara psikolojik makale, bir bilim dalıyla ilgili makalelere bilimsel makale, dinî konuları i şleyen yazılara da dinî makale denir.

Makaleler genellikle gazetelerde, popüler ve bilimsel dergilerde yayımlanır. Gazetelerin çoğunlukla ilk sayfasında yer alan ve o gazetenin genel fikrî yapısını temsil eden yazılara başmakale, bu yazıyı yazan kişiye de başyazar denir.

Türk edebiyatında ilk makaleyi, İbrahim Şinasî ilk sayısı 22 Ekim 1860′ta çıkan Tercümanı Ahval gazetesinde yayımlamıştır.

Bir Makale Örneği

Küresel Çevre Kirlenmesi

Günümüzün dünyasında çevre kirliliği, tüm gezegeni kaplayan boyutlara ulaşmış durumda. Dünyanın birçok bölgesinde insanlar, çevre felaketine karşı korumasız, nükleer tehdit ve radyasyondan habersiz bir yaşam sürmektedir. Bilim adamları ise bu olumsuzlukların devamı halinde dünyadaki tüm canlıların ciddi biçimde tehdit altında olduğunu vurguluyorlar.

Halbuki insanoğlunun gelişimi başlarda yaşam ve doğal çevre ile uyum içinde sürmüştür. Ancak dünyadaki toplumsal ve teknolojik gelişmelerin hızla artışı karşısında ekolojik sistemin bu hassas dengesi giderek bozulmuştur. Bu tehlikeli gelişmenin seyircisi durumunda olan insanlık ise dünyada dengeli bir çevrenin korunamaması halinde tüm canlıların varlığının sürmesinin olanaksızlığını acaba ne zaman anlayacak?

Bu yılın yaz başlarında başlayan yağmur dönemi dünyayı etkisi altına aldı. Barajları, setleri ve köprüleri yıkan seller ölümcül sonuçlara yol açtı. Bir süre önce Trabzon’da yaklaşık üç saat süren yağmur, Sürmene ilçesi ve haritadan silinen Beşköy beldesinde büyük mal ve can kaybına neden oldu, ocakları söndürdü…

Yağışların etkili olduğu bir başka ülke olan Çin’in birçok bölgesinde barajlar yıkıldı. Harekete geçirilen askeri birlikler setleri yıkarak sel sularının kırsal kesime yayılmasını sağlamaya çalıştılar. Sel, eylülün ortasında da Meksika’nın Chiapas eyaletinin Valdivia köyünü yok etti.

Dünyadaki benzer sel baskınlarının verdiği zararlar ürkütücü boyutlara ulaştı. 240 milyon kişiyi etkilediği söylenen bu yazın selleri, resmi açıklamalara göre şimdiye kadar 2 binin üzerinde insanın ve sayısı bilinmeyen diğer canlıların yaşamlarına mal oldu. Yaklaşık 14 milyon kişi evini terk etmek zornuda kaldı. Bu durum, insana, Çinlilerin “Su ile şaka olmaz” özdeyişini hatırlatıyor.

Gün geçmiyor ki çevre felaketi haberlerde yer almasın. Büyük Okyanus’ta 30 metreye kadar yükselen dalgalar sahilleri yerle bir etti. Deniz dibindeki deprem ya da yanardağların patlamasından meydana geldiği söylenen bu dev dalgalara karşı uyarı ağları da para etmiyor. Hatırlanacağı gibu bu dev dalgalar, 1993′te Endonezya’da bir adanın tamamını kapladı ve 2 bin kişinin yaşamını yitirmesine yol açtı. Yine Gine’de yaşamını yitirenlerin sayısı ise 3 bini aştı.

Dev dalgalara yol açan depremin merkezi Büyük Okyonus’ta idi. Ama yer kabuğu, dünyanın başka bölgelerinde harekete geçecek şekilde etki alanını genişletti. Örneğin haziran başında başlayan depremlerin, dünyanın dört bir yanını salladığı ortaya çıktı. Ülkemiz de bundan nasibini aldı. Bu ve buna benzer felaketler bize, geleceğimizi bu günden tahmin etmenin olanaksızlığını gösteriyor. Ozondaki delinme ve hava kirliliğinin yaşamda olumsuzluklara neden olabileceği ve doğal yaşamın temellerini dinamitleyeceğini küresel gözlükle niçin göremiyoruz?

Küresel çevre sorunlarının çözümü konusunda her ülkenin, çağdaş yöntemlerle halkını bilgilendirmesi bir görev olmalıdır. Sanayinin kent içinden uzaklaştırılmasına ve milli parkların gereği gibi korunup doğal hali ile tutularak toplumun yararlandırılmasına öncelik verilmelidir.

Üçbinlinli yılların insanları için, doğayla çok daha büyük uyum içinde yaşanacak rüzgârgüneş enerjisinden yararlanacak doğal konut yapımına geçilemez mi? Bu sahada yeni arayışlar içinde olmalıyız. Doğanın intikamının daha büyük olmaması ve acının yoksul ülkelere çektirilmemesi için insanların bir an önce kendilerine çeki düzen vermeleri gerekiyor.

Ölümcül etkileri yıllardır sürmekte olan ‘Çernobil’ olayından kim sorumlu? Bugün ‘Çernobil’den on misli daha tehlikeli olacak, radyoaktif artıkların bulunduğu söylenen Sibirya’nın batısındaki Karaçay Gölü, bir saatli bombadan farksızdır. Gölün altında, yaklaşık yüz metre derinlikte beş milyon metreküp radyoaktif tozlardan oluşan kütlenin varlığı bilinmektedir.

İnsanların yazgıları ile ilgili dehşet dolu olası tehlikelere karşı evrensel yurttaş girişimlerinin etkinliği attırılmalıdır.

Hepimizin paylaştığı bu dünyayı, bu gezegeni gelecek kuşaklara kirli ve çirkin bırakmaya hakkımız var mı? Geleceğe bir borcumuz yok mu? Hatalarımızın bedelini henüz doğmamışlara ödetmemeliyiz.

Doğa ananın yasalarına yeterince duyarlılık göstermeli ve doğal afetlerini ciddiye almalıyız. Doğal zenginliklerle dolu olması gereken bir dünyadan daha fazla yoksun olmamalıyız.

(Şaban Ali Yaşaroğlu, Cumhuriyet, 3 Ekim 1998)

Daha fazla bilgi icin asagidaki linke tiklayiniz...
http://journals.tubitak.gov.tr/kitap/maknasyaz/index.html

« Son Düzenleme: Ekim 26, 2008, 02:24:37 ÖS Gönderen: nazmiye denizer » Logged
nazmiye denizer
Administrator
Köşe Yazarı
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 536



« Yanıtla #1 : Aralık 18, 2008, 08:06:49 ÖS »

MAKALE NASIL YAZILMALI ve NASIL OKUNMALI?

Bilimle ilgilenen kişiler çeşitli araştırmalar yaparlar. Bir araştırma yapmaya başlarken konu
ile ilgili literatürün incelenmesi gerekir. Öte yandan bilim adamları yaptıkları araştırmaların
sonuçlarını yayınlamak isterler, böylece aynı zamanda makale yazmak durumundadırlar. O halde
bilim adamları hem çok sayıda makale okuyan hem de makale yazmak durumunda olan kişilerdir.
Bu nedenle bilim dünyasının içindeki kişilerin makale okuma ve yazma kuralları hakkında bilgi
sahibi olmaları gereklidir. Gerçekte makale yazmak veya okumak bakımından bazı bireysel
farklılıklar olmakla birlikte, genel kabul gören ve dikkat edilmesi gereken ilke ve kurallar aynıdır.
Bir araştırıcı makale yazarken amacı, makalesinin çok kişi tarafından okunmasını sağlamaktır. Bu
nedenle makale yazan kişinin konuyu makale okuyan tarafından da değerlendirebilmesi,
okuyucunun ilgisini çekecek bir yazım tarzı kullanması gereklidir.

MAKALE NEDEN OKUNUR?


Kişiler bir konudaki bilgilerini artırmak, konu ile ilgili gelişmeleri izlemek amacı ile makale
okuyabilirler. Örneğin, bir hastalığın tanı ve tedavisindeki yenilikleri öğrenmek amacı ile makale
okunabilir. Bu durumda okuyucu, ilgi duyduğu hastalığı ve söz konusu hastalıkla ilgili tanı ve
tedavi yöntemlerini arar ve bulduğu makaleleri gözden geçirir. Araştırma yapmak isteyen bir
araştırmacı da bu konuda daha önce yapılmış olan çalışmaları öğrenmek ve önceki araştırmalarda
kullanılmış olan yöntem konusunu incelemek için makale okumak durumundadır. Bu şekilde bir
amaca yönelik olarak makale okunabildiği gibi, bazan da belli bir amacı olmayan şekilde makale
okunabilir. Bu durumda okuyucu, ilgisini çeken konuda yazılmış bir makaleyi okuyabilir, veya
başlık ilgisini çektiği için makaleyi okuyabilir. Bazan da tanınmış (veya tanıdık) bir yazarın
makalesini okuma eğilimi olabilir. Örneğin tanınmış bir bilim adamının bir konuda yazdığı yorum
veya “review” makale çok kişi tarafından okunur.

MAKALE NASIL OKUNUR?

Biyomedikal alanda 20 bin dolayında dergi bulunduğu ve ortalama olarak her gün 3000 ve
her 25 saniyede bir makale yayınlandığı dikkate alındığında, okuyucu açısından bu yayınların
hepsini izleme olanağının bulunmadığı kolaylıkla görülebilir. Bu durumda okuyucu, bu kadar çok
sayıdaki dergi ve makale arasından “seçerek” okuma yapmak durumundadır. Okuyucu seçim

yaparken de kendisi ve amacı bakımından uygun bir yol izler. Örneğin, bir konuda inceleme
yapmak durumunda olan bir araştırıcı önce anahtar sözcükleri kullanmak suretiyle konu ile ilgili
çok sayıda makaleyi bulur. Kısa zamanda çok sayıda makaleyi gözden geçirmek durumunda olduğu
için de, pratik ve hızlı bir okuma yöntemi bulmalıdır. Bu durumdaki bir okuyucu (araştırmacı)
öncelikle makalenin özet bölümünü inceleyerek önemli bulguları öğrenme isteğindedir. Böylelikle
çok sayıdaki makale arasından bazılarını daha ayrıntılı olarak okumak üzere ayırır. Ayrıntı ile
okurken de sırası ile yöntem, bulgular ve sonuçlar bölümlerini okuyarak değerlendirir, –varsa–
tablo ve grafikleri inceler. Bu şekilde incelediği konu hakkındaki bilgisini geliştirmiş olur.
Belli bir konuda inceleme yapmak amacı olmayan durumda ise okuyucu yazının başlığı
veya yazarı ilgisini çektiği için makale okumaya yönelebilir. O halde yazar açısından önemli olan
bir nokta, yazıya, konuyu iyi tanımlayan ve ilgi çekici bir başlık bulmaktır. Bunun dışında özet
bölümünde de yapılan çalışmayı, yöntemi ve başlıca bulguları ile net olarak okuyucuya sunmak
gerekir.

MAKALE NASIL YAZILMALI?

Her araştırmacının ve yazarın, yaptığı çalışmadan elde ettiği bulguları ve konu ile ilgili
düşüncelerini aktarmak bakımından kendine özgü yöntem ve yaklaşımları olabilir. Bununla birlikte
makale yazımında (ve okumada) kolaylık sağlanması için yazarların uyum içinde olmaları gerekir.
İngiliz bilim adamı Sir Bradford Hill tarafından 1965 yılında makale yazımı için önerilmiş olan
sistematik yaklaşım (IMRAD yaklaşımı), halen çoğu araştırmacı ve yazar tarafından yaygın şekilde
kullanılmaktadır. Bu yaklaşımda bir makalede bulunması gereken başlıca bölümler “GİRİŞ-YÖNTEM-BULGULAR ve TARTIŞMA” olarak belirlenmektedir (Tablo 1). Giriş bölümünde
araştırma ile ilgili genel bilgiler verildikten sonra bu araştırmanın gerekçesi, çalışmanın neden ve
hangi amaca ulaşmak için yapıldığı açıklanır. Bu bölümde özellikle araştırmanın amacı, incelenen
bütün konuları kapsayacak şekilde açık olarak belirtilmeli, daha sonra sonuç bölümünde de bu
amaçların gerçekleşme durumu değerlendirilmelidir.
Bir makale yazımında en önemli bölümlerden birisi kuşkusuz yöntemin yazıldığı bölümdür. Bu
bölümde yapılan bütün işlemler, araştırma kapsamındaki kişiler (belirli bir hastalığı olan kişier,
genel toplum vb.), veri toplama yöntemi, verinin ne şekilde değerlendirildiği, yapılmış ise istatistik
analizler vs. belirtilmelidir. Bazı hataları olsa bile yöntemin açık olarak yazılması araştırmacının
dürüstlüğü bakımından önemlidir.
219
  Tablo 1. Bir Makalenin Başlıca Bölümleri (Bradford Hill questions, 1965)
  (IMRAD yaklaşımı)
   I   Introduction Giriş why did they start?
   M  Methodology Yöntem what did they do?
   R   Results Bulgular what did they find?
   A   and
   D   Discussion Tartışma what do the results mean?

Bulgular bölümü, araştırma sonuçlarının yan tutmadan, yalın bir ifade ile ve yorumsuz
olarak yazıldığı bölümdür. Bu bölümde bulguların daha iyi sunulabilmesi bakımından tablo ve
grafiklerin kullanılması, okuyucu açısından anlaşılmayı kolaylaştırıcı bir yaklaşımdır. Tablo ve
grafiklerin başlıkları, araştırmanın kişi – yer ve zaman özelliklerini içermeli, gerekiyorsa açıklayıcı
sembol ve işaretler kullanılmalıdır.
Tartışma bölümü araştırıcının konuya hakimiyetinin ve araştırmacılık ve yazarlık
konusundaki hünerinin sergilendiği yerdir. Bu bölümde bulguların anlamı, gerektiğinde literatür
bilgileri ile birlikte değerlendirilerek yazılmalıdır. Bu konuda daha önce yapılmış olan çalışmaların
sonuçları ile olan benzerlik ve ayrılıklar, nedenleri ile birlikte tartışılmalıdır. Tartışma sırasında
bulgulara yorumlar katılabilir, istatistik önemlilik testleri ve sonuçları irdelenir. Bu makalede yer
alan bilgilerin bilim alanına veya günlük yaşama yansımalarının neler olabileceğine de değinmek
yararlı olabilir.
Tartışmanın bitiminden sonra araştırmanın ortaya koyduğu başlıca sonuçların kısaca
tekrarlandığı “Sonuçlar” bölümü ile bu sonuçlara dayalı olarak belirtilmek istenen “Öneriler” yer
alır. Öneriler, bu konuda çalışma yapmak isteyen diğer araştırmacılara yönelik olabileceği gibi,
araştırmanın ortaya koyduğu sonuçlardan yararlanmak isteyecek yöneticilere de yönelik olmalıdır.
Makalenin sonuna yararlanılan başlıca kaynakların listesi eklenir, ayrıca gerekiyorsa ek tablolar
halinde (araştırmada kullanılan formlar, izin belgeleri, etik kurul raporu, bazı tabloların ayrıntılı
durumu vs.) gerekli bilgi ve belgeler konabilir.
Bir makalenin en önemli bölümlerinden birisi de özet bölümüdür. Okuyucunun genellikle
makaleyi okumaya özet bölümünden başladığı bilindiğinden, bu bölümün en iyi bir şekilde
yazılması için bütün özen gösterilmelidir. Özet bir anlamda yazarın bulgularını sunma bakımından
reklamını yaptığı bölüm olarak algılanabilir. İyi bir özet okuyucunun ilgisi çekme bakımından
önemlidir. İyi bir özet, verilmesi gereken bütün bilgileri içerecek kadar uzun, ancak okuyucuyu
sıkmayacak kadar da kısa olmalıdır. Genellikle 250 kelimelik bir özetin istenen bilgileri vermek için
yeterli olduğu kabul edilir

Nazmi bilir

ÖRNEK MAKALE

Yeni Bir Gözle Futbol Nedir? | Sosyo-Psikolojik Bir Tahlil

İlk olarak insanlar bir topla oyun oynuyorlar. Top kaleye girince patlamıyor ya da topa vururken rakip öldürülmüyor. Tanımlı kurallar arasında bunlar yok. Demek ki hedef oyun oynamak…
 
İkincisi diğer oynamayan insanlar bir bütünlük bilinci oluşturuyor. Bu bütünlük bilinci katı ve kendisini oynayan bireylerle özdeşleştiriyor. Böylece başarısı onların başarısına bağlı oluyor

Üç her grup diğer grubun temsilcisi olan takıma öfke duyuyor. Çünkü kendisinin sahaya inme şansı yok. Çok aşırı edilgen bir konumda oturup izlemesi isteniyor. Bir de bağırması/tezahurat yapması. Oysa o bedenini yansıttığı için aslında koşması topa vurması, çalım atması gerekiyor. Bu tıpkı bilgisayar oyunu oynarken bir rakipten hem tuşlara basarak, hem kafamızı istemeden çekerek kaçmamız gibi.

Dört insanlar çağlardan beri toplumsal öfkeyi, kurbanlarını, gladyatörlerini sahalarda çarpıştırarak akıtmış, toplumsal bilinçaltı böyle rahatlatılmış.

Beş artık eskiden olduğu gibi savaşlar yok. Oysa doğada çok güçlü bir türler ve alanlar savaşı var. Genler bizi mücadeleye itiyor. Bir türün alt bölümleri bile alan mücadelesi yapıyor. Böylece günümüzün modern savaş alanları futbol sahalarına dönüşüyor.

Altı Futbolda objektif ölçeklendirme ve karar verme mekanizması yok. Birden fazla hakeme bölünmüş olan karar mekanizması olağanüstü yoruma açık ve bir itiraz makamı ya da üst mahkemeyle düzeltilen bir durum yok en fazla maç tekrarlanabilir.

Yedi Futbolda atılan gol miktarı basketbol gibi çok değil veya tenis gibi süratli değil. Bunun sonucunda aşırı bir gerilim oluşuyor ve bu gerilimin boşalma noktalarının sınırlı olması saha dışında patlamalar yaratıyor.

Sekiz
insanların başka problemleri var. Aslında hayat problemlerini boşaltmak için yüksek ülküleri kullanıyorlar. Prensip olarak şiddetin tüm türevleri nefsi-müdafaa, vatan savunması gibi mecburi haller dışında aslında dikkatsizlik ve bastırılmış duyguların bir düdüklü tencere gibi patlamasından oluşuyor.

Dokuz Misafir olanın azınlık olduğu ve ciddi baskı altında olduğu konumlarda evsahibi; herçeşit güvenliği ve konukseverliği bizzat kendi insanına karşı olması gerekse de uygulamalıdır. Yani hem misafir takım hem evsahibi bunu yapmalıdır. Dolayısıyla. Önemli bir hata çıkıyor. Milli maçlar her iki ülkenin topraklarında oynanmamalıdır. Ancak bu şekilde sportmen bir yaklaşım olabilir. Taraftarların 3. ülkeye gitmesi kolay ve ucuz olmalıdır.

On Ülkenin insanları toplumsal motiflerle örtülür. Örneğin Dünya Kupasında ilginç bir olay olmuştu. Davulcu büyücüler getirilmiş ve saha kenarında büyü yapıyordu. Brezilya mıydı? Takımı hatırlamıyorum ama olayı hatırlıyorum. Onlar büyü yaparlarken işe yarar mı yaramaz mı bilmem önemli olan bir çok insandan “Ben de dua ettim onlar büyü yaptıkları sırada” sözünü işittim ve aslında binlerce insanın dua ettiğini farkettim.
Aynı şekilde mesela ünlü İsviçre maçındaki motifler iki toplumu çok irite eden kışkırtan iki motif. Nedir onlar, bayraklar. İkisi de kırmızı beyaz. Ancak her ikisi de iki dinin en güçlü sembolü. Bilinçaltları aslında güçlü bir şekilde bunu daha derinden algıladı ve iş bir oyun olmaktan çıktı. Sanırım bunu bir çok kişi gözden kaçırıyor.

Onbir Futbolda taktik kararlar hakkında herkes ve her izleyici konuşup değerlendirme yapabiliyor. Belki de gelişen teknoloji ile birlikte karar alınması ve teknik direktöre kalmadan kararın verilmesi gerekiyor.

Oniki Futbolcuların psikolojisinde dış dünya algısı belirleyici oluyor üstlerinde binlerce insanın bedensel baskısı ve milyonlarca insanın psikolojik baskısı var. Çok ciddi bir duvar örmeleri gerekiyor. Bu duvarsa enerji harcatıyor. Büyük bir enerji kaygı ve korkuyu durdurmaya harcanıyor. Gerekli psikolojik değişimler uygulanabilirse oyunun kalitesi ve yapısı olağansütü değişecektir.

Onüç Futbol çok ciddi bir ekonomik sahadır. Biz, ülke, takım, taktik derdindeyken büyük karar vericiler için aslında taşkın olayların olmasının getirisi ve reytingi hesaplanır. Dolayısıyla işin içinde çok ciddi planların dönmesi, maç izletme haklarının paylaşılması ve buna dayalı pazarın hareketlenmesi daha fazla anlatmak istemediğim ama sizin düşününce çok şey göreceğiniz bir alan oluşturu.

Ondört
Futbolun spor olarak algılanmasındaki en büyük etken -Google Earth ile şehirlerimize bakacak olursanız- çok az yeşil saha, çok az oynama imkanı ve tesis bulunması, artı olarak diğer sporların futbol kadar güçlü olmaması. En bariz örnek yüzme havuzlarının yurtdışında neredeyse her mahallede olmasına karşın bizde tek tük olması, koşu alanlarının sadece sahillerde o da yeni yeni yapılmaya başlaması gibi.

Onbeş Futbol ayakla oynanan bir oyun (kalecileri nispeten saymazsak) dolayısıyla beyin için ele göre daha kompleks bir dikkat gerektiriyor. Kişiler profesyonel olsa bile bu böyle. Bir penaltıyı kaçırmaları normal geliyor ama bir basketçinin potayı ıskalaması çoğu kişi için daha anlaşılmaz. Dolayısıyla ayakla oynanan bir spor. Gündelik hayatta insan ayakla bir şeye vuruyorsa onu tekmeliyordur. Yani? Tekmelemek uç bir harekettir. Dikkat edin taşkınlıkların çoğunda tekme atılıyor. Hatta saha dışında da. Tesadüf mü? Sanmam.

Onaltı
Yine de zevkli ve fairplay/centilmenlik kurallarıyla oynanan bir futbol maçını izlemek olağanüstüdür. Hele hele, her bir ülkenin bedensel, taktiksel farklarını görmek ve oyunun yorumlanış farklarını izlemek gerçekten güzeldir.

NOT: Shaolin Soccer Adlı uzakdoğu komedi filmini izleminizi şiddetle !!! tavsiye ederim. Hem çok gülecek hem de futbolu yeniden başka bir gözle görmenizi sağlayacak.

http://en.wikipedia.org/wiki/Wikipedia:Wikiportal/Association_football
http://www.answers.com/main/ntquery;jsessionid=x8h4o3biqeoj?method=4&dsid=2222&dekey=Football+%28soccer%29&gwp=8&curtab=2222_1&sbid=lc01b&linktext=football
   

Aşağıdaki bilgiler GNU belge lisanslama izniyle Vikipedi’den alınmıştır.
http://tr.wikipedia.org/wiki/Futbol

FUTBOLUN TARİHÇESİ

Daha ilkçağlarda futbolu andıran oyunlar oynandığı bilinmektedir. Avrupa’da İÖ 2. yüzyılda Romalılarca yaygınlaştırılan bir oyun futbola çok benziyordu. Bu oyun bugünkü futbolun öncüsü sayılır. Bu eski Roma oyunu İngiltere’de öylesine sevilmişti ki, karşılaşmalar kentler arasında çatışmaya bile yol açmıştı. Bundan dolayı bu oyun 12. yüzyılda yasaklandı.

Günümüzde oynanan futbol, İngiltere’de 19. yüzyılın sonlarında kurallara bağlandı. 1863′te İngiltere’de kurulan Futbol Birliği bu kuralların belirledi. Oyunda sert, acımasız ve kırıcı hareketler yasaklandı. Bu anlayışı sürdürenler ise, futbolun değişik biçimi sayılan ragbiyi geliştirdiler. Futbol, 19. yüzyılın sonlarında İngiltere’den Avrupa’ya yayıldı. Kısa bir süre içinde de dünyanın birçok ülkesinde oynanan bir spor haline geldi. 1904′te Uluslararası Futbol Federasyonu (FIFA) *kuruldu. FIFA’nın yönetiminde 1930’da ilk Dünya Kupası karşılaşmalarını düzenledi.

FUTBOL KURALLARI

Futbol 18 kuraldan oluşur.Bunlar:

1) Oyun Alanı
2) Top
3) Oyuncuların Sayısı
4) Oyuncuların Giysi ve Gereçleri
5) Hakem
6) Yardımcı Hakemler
7) Oyunun Süresi
 Oyunun Başlaması ve Tekrar Başlaması
9) Topun Oyunda ve Oyun Dışında Olması
10)Gol yapma yöntemi
11)Ofsayt
12)Fauller ve Fena Hareketler
13)Serbest Vuruşlar
14)Penaltı Vuruşu
15)Taç Atışı
16)Kale Vuruşu
17)Köşe Vuruşu
18)Hakem Taktiri (Resmi olmayan kural)

Futbol 11′er kişilik iki takım arasında oynanır ve kendine özgü kuralları vardır. Oyunun amacı, ayakla topu rakip kaleye sokmaktır. Topu elle ve kolla oynamak kesinlikle yasaktır, ama kafa ile ya da kurallara uygun olarak bedenin herhangi bir yeriyle topa vurulabilir. Yalnızca kaleciler belirlenmiş bir alan içinde topu elle tutabilir.

Futbolcular
kendi takımının simgesi olan forma giyerler. Her oyuncunun forması üzerinde farklı bir numara yazılıdır. Yalnızca kaleciler, öbür oyunculardan kolayca ayırt edilebilmesi için farklı renkte forma giyer. Bütün futbolcular, bu oyun için uygun biçimde üretilmiş özel ayakkabılar kullanırlar.

Futbol alanıdikdörtgen biçimindedir ve uzunluğu 90-120 metre, genişliği ise 45-90 metredir. Ancak uluslararası maçlarda bu ölçüler uzunluk 100-110 metre, genişlik 64-75 metredir. Uzun kenarlara taç çizgisi, kısa kenarlara kale çizgisi denir. Futbol sahasında taç çizgisi kale çizgisinden daima uzun olmalıdır. İki taç çizgisi arasında uzanan ve alanı tam ortasından ikiye bölen çizgiye ise orta çizgi adı verilir. Orta çizginin tam ortasında 9,15 metre yarıçapında bir çember bulunur ve bu çembere de orta yuvarlak ya da santra yuvarlağı denir. Karşılaşma bu çemberin içinden yapılan vuruşla başlar. Karşılaşma başlamadan önce oyuncular, kendi yarı alanlarında yer alırlar. Kale çizgilerinin tam ortasında birer kale bulunur. Kale iki kale direği ve bir üst direkten oluşur.İki direk arası 7,32 metre, üst direğin yerden yüksekliği ise 2,44 metredir. Futbol topunun çevresi 68-70 cm, oyunun başlangıcındaki ağırlığı ise 410-450 gram arasında değişir.

Kale önlerinde kale çizgisine bitişik olmak üzere 40,32 x 16,50 metre boyutlarında ceza alanı bulunur. Kalecilerin topu elle tutabildikleri tek yer burasıdır. Bu alan içinde, kalenin hemen önünde 18,32 x 5,50 metre boyutlarındaki başka bir alana da kale alanı (altıpas) denir. Ceza alanı içinde rakip oyuncuya yapılan fauller ve kaleci dışındaki futbolcuların elle topa dokunmaları dahil 9 kusurlu hareket olarak nitelendirilen hareketler penaltıyla cezalandırılır. Penaltı atışı, ceza alanı içinde kale çizgisinin ortasından 11 metre uzaklıktaki penaltı noktasından yapılır. Kaleci, top penaltıyı atan oyuncunun ayağından çıkmadan öne doğru hareket edemez, yalnızca kale çizgisi üzerinde sağa sola hareket edebilir.

Hakem kuralları çiğneyen takımı serbest vuruş kararıyla da cezalandırabilir. Serbest vuruşlarda, rakip takımın oyuncularının topa vuruş noktasından en az 9,15 metre uzakta durmaları gerekir. Eğer bir oyuncu rakip oyuncuyu sakatlayacak ölçüde sert ve kasıtlı faul yaparsa, orta hakem bu oyuncuyu sarı ya da kırmızı kartla cezalandırır. Kırmızı kart gören oyuncu oyundan çıkarılır ve takımı eksik oyuncuyla oyunu sürdürmek zorunda kalır. Üst üste iki sarı kart gören oyuncu da kırmızı kart görmüş durumuna düşer. Futbol oyununda bir başka ceza atışı da ofsayttır. Top hücuma geçen takımın oyuncusuna atıldığı sırada, o oyuncu ile kale arasında, kaleci dışında karşı takımdan en az bir oyuncu yoksa ofsayt kararı verilir. Ofsayt yalnızca karşı takımın oyun alanı içinde gerçekleşir.

Top hücumdaki takımının oyuncusunun ayağından aut çizgisi dışına çıkarsa aut olur. Bu durumda top altı pas içinden yeniden oyuna sokulur. Top savunma halindeki takımın oyuncusuna çarparak aut çizgisinden dışarı çıkarsa korner olur. Bu durumda hücum etmekte olan takım tarafından topun çıktığı bölümdeki köşeden kaleye korner ya da köşe atışı denen bir atış yapılır. Top taç çizgisi üzerinden oyun alanının dışına çıkarsa taç olur ve top karşı takımın oyuncusu tarafından dışarı çıktığı noktadan oyuna sokulur. Taç atışı elle yapılır. Taç ve korner atışlarından ofsayt kuralı uygulanmaz.

Kaleci, kaleye giden bir topu kurtarırken.Futbol dört hakemin yönetiminde ve gözetiminde oynanır. Bir orta, iki de yan hakem bulunur. Oyunu orta hakem yönetir ve verdiği kararları kesin olarak uygular. Taç çizgisi üzerinde görev yapan yan hakemler ise, topun oyun alanının dışına çıkışını, ofsaytları işaret etmenin yanı sıra faullerde, elle oynamalarda, golü belirlemede, oyuncu değişikliklerinde orta hakeme yardımcı olurlar. Oyun alanının yarısından sorumlu olan yan hakemler, orta hakemi ellerindeki küçük bayraklarla uyarırlar.

Futbol karşılaşması,
her biri 45′er dakikalık iki devrede oynanır. İki devre arasında 15 dakikalık ara verilir. Oyun içinde çeşitli nedenlerin yol açtığı duraklamaların süresi dördüncü hakem tarafından belirlenir ve bu süreler her devrenin sonuna eklenir.

Eğer bir maçta kaybeden takım elenecekse ve maç berabere biterse; ya da iki maç şeklinde oynanan(iki takımın sahasında birer maç) bir eleme turu sonucunda takımların galibiyet, beraberlik, yenilgi ve gol averajları aynı ise 90 dakika sonuna 15′er dakikalık iki devre eklenir. Bu iki devrenin sonunda herhangi bir takım diğerine skor ya da averaj üstünlüğü(iki maç şeklinde oynanan eleme turlarında) sağlamışsa maç bu takımın lehine sonuçlanır. Eğer eşitlik bozulmamışsa seri penaltı atışlarına geçilir ve bir takım galip gelene kadar karşılıklı penaltı atışları kullanılır.

Dünya’da futbol Bütün ülkelerin futbol federasyonları FIFA’ya bağlıdır ve FIFA’nın merkezi Zürich’tedir. Ayrıca Avrupa Futbol Federasyonları Birliği (UEFA) gibi beş tane de kıta konfederasyonu vardır. (AFC, CAF, CONCACAF, CONMEBOL, OFC).

Ulusal futbol karşılaşmaları, her ülkenin kendi futbol federasyonunun yönetiminde yapılır. Olimpiyat Oyunları’ndaki futbol karşılaşmaları ile Dünya Kupası gibi karşılaşmalar ise FIFA düzenler. Ayrıca her kıta konfederasyonu da kendi yetki alanında karşılaşmalar düzenler. UEFA’nın düzenlediği, Şampiyonlar Ligi, UEFA Kupası, İntertoto Kupası ve Kupa Galipleri Kupası bu tür turnuvalardır.

Dünya Kupası
dört yılda bir düzenlenir. Son Dünya Kupası 9 Haziran- 9 Temmuz 2006 tarihleri arasında Almanya’da yapılmış ve kupayı finalde Fransa’yı penaltılarla yenen İtalya kazanmıştır. Dünya Kupası’nda en başarılı ülke olan Brezilya, bu kupayı beş kez (1958, 1962, 1970, 1994,2002) kazanmıştır.

Süleyman Sönmez


Makale Hakkında Daha fazla bilgi icin asagidaki linke tiklayiniz...
http://journals.tubitak.gov.tr/kitap/maknasyaz/index.html
 
« Son Düzenleme: Aralık 18, 2008, 08:13:49 ÖS Gönderen: nazmiye denizer » Logged
nazmiye denizer
Administrator
Köşe Yazarı
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 536



« Yanıtla #2 : Aralık 18, 2008, 08:23:43 ÖS »

MAKALE DİLİ VE YAZIM KURALLARI

Makale Dili ve Genel Kurallar
• Makale taslakları WORD yazım dilinde, Times New Roman yazı tipinde, 12 punto büyüklükte, satırlar arasında bir satır boşluk bırakılarak yazılmalı, şekil ve grafikler JPG dosyaları olarak hazırlanmalıdır

Sayfa boyutunda; soldan 3,5 cm, sağdan, yukarıdan ve alttan 2,5 cm boşluk bırakılmalıdır

• Ana bölüm başlıklarının tümü büyük harf, 12 punto büyüklükte, koyu, ortalı ve rakamlarla numaralandırılarak; alt bölüm başlıklarında ise sadece kelimelerin baş harfleri büyük digerleri küçük harfle, 12 punto büyüklükte, koyu, sola dayalı ve ana bölüm başlıgına endeksli olarak rakamlarla numaralandırılarak yazılmalıdır

• Makale taslagı yazımında, okuyucunun, çalışmanın her aşamasını anlama ve egerlendirmesine olanak verecek bir anlatım ve plâna uyulmalıdır.

• Anlatım olabildigince sade, anlaşılabilir, öz ve kısa olmalıdır. Gereksiz tekrarlardan, desteklenmemiş ifadelerden ve konu ile dogrudan ilişkisi olmayan açıklamalardan

• Yazımda çok genel ifadeler kullanılmamalıdır. Yargı veya kesinlik içeren ifadeler mutlaka verilere/ referanslara dayandırılmalıdır.

• Araştırmacı/araştırmacılar tarafından probleme, hangi kuramsal/kavramsal açıdan yaklaşıldıgı, gerekçeleri ile birlikte belirtilmelidir

• Kullanılan araştırma yönteminin seçilme gerekçesi açıklanmalıdır. Bütün veri toplama araçlarının geçerliligi ve güvenilirligi belirtilmelidir.

• Araştırma sonucunda elde edilen veriler bir bütünlük içinde sunulmalıdır

• Sadece elde edilen verilere dayanan sonuçlar sunulmalıdır

• Sonuçların yorumları, varsa, literatürdeki diger kaynaklarla desteklenerek, degerlendirilmelidir.

• Yararlanılan kaynaklar, çalışmanın kapsamını yansıtacak zenginlik ve yeterlikte olmalıdır.

• Türkçe ve Ingilizce özetler; çalışmanın amacı, yöntemi, kapsamı ve temel bulgularını

Makale Yazım Kuralları

• Makaleler,
“Publication Manual of the American Psychological Association”ın (American Psychological Association, (APA), 2001) 5. baskısında tanımlanan APA’ya uygun olarak

• Türkçe makale metinlerinde, Türk Dil Kurumu’nun Imlâ Kılavuzu’na uyulmalıdır.


• Makale taslagının kapak sayfasında; makalenin başlıgı, yazar/ların ad ve soyadları bilgilerine yer verilmelidir. Yazar/ların; unvan, kurum kuruluş ve elektronik posta adresleri özel im kullanılarak, kapak sayfasında dipnot olarak verilmelidir. Dipnotların yazımında, yazı büyüklügü 10 punto ve normal olmalıdır. Kapak hariç makale metninin hiçbir yerinde yazar adı veya onu çagrıştıracak ifadelere yer verilmemelidir.

• Makale Türkçe
yazılmış ise İngilizce özeti anahtar kelimeleri ile birlikte, Ingilizce yazılmışsa, Türkçe özeti anahtar kelimeleri ile birlikte, makalenin en sonunda verilmelidir

• Makale taslagının yazım dili Türkçe ise makale başlıgı Türkçe olarak, Ingilizce ise makale başlıgı Ingilizce olarak; 14 punto büyüklükte, koyu, kelimelerin tümü büyük harf olmak üzere, ortalı yazılmalıdır. Makale taslagının başlıgı en fazla 15 kelimeden oluşmalıdır

• Makale yazarı/larının adının ilk harfi büyük, digerleri küçük, soyadının tümü büyük harfle, koyu ve 12 punto büyüklükte ve ortalı olarak verilmelidir. Yazar soyadlarından sonra (*) özel imi kullanılarak, dipnotla yazarın; unvanı, kurum kuruluşu ve elektronik posta adresi 10 punto büyüklükte, normal olarak verilmelidir

• Makale Türkçe yazılmış ise öncelikle “ÖZET” başlıgı, Ingilizce yazılmış ise “ABSTRACT” başlıgı, makale yazarlarının isimlerinden hemen sonra 1 satır boşluk bırakılarak, büyük harflerle, 10 punto büyüklükte, italik ve ortalı verilmelidir. Makalenin ana hatlarını içerecek şekilde en çok 200 kelimelik Türkçe/Ingilizce özet, 10 punto yazı büyüklügünde, iki yana yaslı olarak, italik yazılmalıdır. Soldan 5,5 cm, sagdan 4,5 cm boşluk bırakılmalıdır. Türkçe özetin hemen ardından, Türkçe anahtar kelimeler verilmelidir. Makalenin İngilizce özeti ise anahtar kelimeleri ile birlikte, makalenin en
sonunda verilmelidir

• Anahtar kelimeler, Türkçe/Ingilizce özetin hemen ardından bir satır boşluk bırakılarak, en çok beş kelimelik, 10 punto büyüklükte, alfabetik dizinli olarak, sadece ilk kelimenin ilk harfi büyük digerleri küçük olmak üzere (özel isimler hariç), kelimeler arasına (,) noktalama işareti konularak, koyu ve iki yana yaslı olarak verilmelidir. Makalenin sonunda verilen, Ingilizce/Türkçe özetin ardından da anahtar kelimeler Ingilizce/Türkçe olarak aynı yazım kurallarına göre verilmelidir
 
• Makale Bölümleri; Türkçe ve Ingilizce olarak hazırlanabilecek makalelerde; 1. Giriş, 2. Yöntem, 3. Bulgular, 4. Tartışma ve Sonuç, 5. Kaynaklar gerektiginde de 6. Ekler olmak üzere 5/6 ana bölüm halinde verilmelidir. Ana bölüm başlıkları altında alt bölüm başlıkları açılabilir
 
• Giriş bölümünde; araştırmanın problem durumu, kavramsal ya da kuramsal çerçevesi tartışılarak, açıklanmalıdır. Alanda daha önce yapılmış olan çalışmalarla ilişki kurulmalı, araştırmanın önemi ve bu araştırmaya neden gereksinim duyuldugu belirtilmelidir. Çalışmanın sınanacak varsayımları ya da amacı ifade edilmelidir. Gerekirse sınırlılıklara, varsayımlara, tanımlara ve kısaltmalara da yer verilebilir.

• Yöntem bölümünde; çalışmanın nasıl yapıldıgı ayrıntılı bir biçimde anlatılmalı, okuyuculara bulguların güvenilirligini, geçerligini ve kullanılan yöntem/lerin uygunlugunu degerlendirme olanagı verilmelidir. Ayrıca yöntem, araştırmanın tekrar edilebilmesine de olanak tanıyacak biçimde açık olmalıdır. Bu ana bölüm; kitle ve örneklem, veri toplama yöntemi, veri degerlendirme, veri analizi gibi alt bölümleri de içerebilir.

• Bulgular bölümünde; toplanan veriler ve kullanılan istatistiksel analizler özetlenmelidir. Veriler sonuçları dogrulayabilmede yeterli olacak gerekli ayrıntılar ile rapor edilmelidir. Verilerin rapor edilmesinde tablo veya şekiller kullanılabilir. Tablo ve şekiller metin içinde geçtigi yerde verilmeli ve açıklamaları da yer almalıdır. Tablo ve şekil sayısının çok fazla olması durumunda, bunların bir kısmı metin içerisinde referans verilmek koşulu ile Eklerde de yer alabilir.

• Tartışma ve Sonuç bölümünde; bulgular sunulduktan sonra araştırmacı özgün varsayımlarına göre yorumlarını ve degerlendirmelerini yapmalıdır. Araştırmacı, bulguların tartışılmasında, yorumlanmasında ve çıkarımlarda bulunmada özgürdür. Bu bölümde yorumlar yapılırken başka araştırma bulgularının farklı ve benzer yönleri de verilebilir. Bulguların ışıgında sonuçlara yer verilmeli, ayrıca ulaşılan sonuçlara göre uygulama ve araştırma önerilerinde bulunulmalıdır.

• Metin İçinde Kaynak Vermedeki Kurallar; metin içinde gösterilen bütün kaynaklar, “Kaynaklar” listesinde yer almalıdır. Kaynaklar yazarların soyadlarına göre alfabetik dizinli olarak verilmelidir. Metin içinde kaynak gösterilirken, başka eserlerden yapılan alıntılar kaynaklar ayıracı ile gösterilmelidir. Kaynak baglacında; yazarın soyadı, eserin yayım tarihi ve dogrudan aktarımlarda da sayfa numarası verilmelidir. Örnegin dogrudan aktarımlarda; Okut (2001, 18)’e göre ya da kaynak baglacı cümle sonuna konulacaksa; yazarın soyadı, eserin basım yılı ve sayfa numarası ayıraç içinde verilmelidir. (Okut, 2001, 18). Dolaylı aktarımlarda ise sayfa numarası verilmemelidir. Okut (2001)’e göre ya da (Okut, 2001) biçiminde gösterim esas alınmalıdır. Metin içerisinde tek veya iki yazarlı makalelerde, yazarlara (parantez içinde, yayın tarihi ile birlikte) atıfta bulunulmalıdır. Örnegin; Barka ve Cadinsky-Cade (1988); Hudson (1997) gibi. Ikiden fazla yazarlı makalelerde ilk yazarın adının yanına “vd.” (makale Türkçe ise), veya “et al.” (makale Ingilizce ise) eki ve yazar adlarıyla, yayım tarihi arasına (,) noktalama işareti konulmalıdır. Örnegin, (Vendeville vd., 1995) veya (Vendeville et al., 1995) gibi. Metin içinde kaynaklara atıfta bulunulurken, kaynaklar en eski tarihliden başlayarak, en güncele dogru tarih sırası ile verilmeli ve her kaynagın arasına da ( noktalama işareti konulmalıdır. Örnegin; (Komar ve Li, 1986; Schmit ve Gintz, 1995) veya (Komar and Li, 1986; Schmit and Gintz, 1995) gibi.

•Kaynaklar Bölümünde,
Kaynakların Verilme Kuralları; makalenin hazırlanmasında faydalanılan kaynakların, Kaynaklar bölümünde verilmesinde yararlanılan kaynağın türüne göre (kitap, dergi, internet vb.) farklılık gösteren yazım kurallarına uyulmalıdır.

Dergiler için,Yazar/lar, Tarih. Makalenin başlığı. Derginin açık adı, Cilt (No), sayfa no.
Örneğin; Barka, A.A., ve Kadinksy-Cade, K., 1988. Strike-slip fault geometry in Turkey and its
influence on earthquake activity. Tectonics, 7, 663-684.

Bildiri Tam Metinleri ve Bildiri Özetleri için,
Yazar/lar, Tarih. Bildirinin başlığı. Sempozyum veya Kongrenin başlığı, Editör/lerin Adı
(eds), Basımevinin Adı ve Yeri, (Cilt no, verilmişse), sayfa no.
Örneğin; Stephansson, O., 2003. Estimation of virgin state of stress and determination of final
rock stress model. Proceedings of the 3rd International Symposium on Rock Stress-RS Kumamoto’03, K.Sugawara,Y.Obara and A.Sato (eds.), A.A.Balkama, Tokyo.

Kitaplar İçin,
Yazar/lar, Tarih. Kitabın Adı. Basımevinin Adı ve Yeri.
Örneğin; Turcotte, D.L., 1975. Fractals and Chaos in Geology and Geophysics. Cambridge University Press, Cambridge.

Yayımlanmış Rapor ve Tezler için,
Yazar/lar, Tarih. Raporun Başlığı. Kuruluşun Adı, Rapor No, Yer adı (raporun dili).
Yazar/lar, Tarih. Tezin Başlığı. Kuruluşun Adı, Yer adı (tezin dili).
Örneğin; Fairhurst, C., Brown, E.T., Marsly, G., Detornay, E., Nikolaevskiy, V., Pearson, J.R.A.,
and Townley, L., 1998.Underground nuclear testing in French Polynesia: Stability and hydrogeology issues. Report of International Geomechanical Commission to the French Government, Vols. I and II. (in Turkish)

Yayımlanmamış Rapor ve Tezler için,
Yazar(lar), Tarih. Raporun başlığı. Kuruluşun Adı, Rapor No, Kent Adı (yayımlanmamış).
Yazar(lar), Tarih. Tezin başlığı. Kuruluşun Adı, Kent Adı (yayımlanmamış).
Örneğin; Deere, D.U., and Miller, R.P., 1966. Engineering classification and index properties for
intact rock. Air Force Weapons Laboratory, Technical Report No. AFWL-TR-65-116, Kirtland
Air Force Base, New Mexico (unpublished).

İnternetten İndirilen Bilgiler İçin,
Kuruluş Adı, Tarih. Web adresi, web sitesine giriş tarihi.
Örneğin, ERD (Earthquake Research Department of Turkey), 2005. http://www.deprem.gov.tr, 3
April 2005.


• Makalede Eşitlik ve Formüllerin Verilmesi; makale içinde geçen eşitlik ve formüller, bir tab tuşu içeriden, times new roman yazı tipinde, 12 punto büyüklükte, koyu ve Denklem Düzenleyicisi (Equation Editor) kullanılarak yazılmalıdır. Formüllere, makalenin bütününde 1’den başlanarak, ardıl formül numaraları eşitligin hizasında ve saga dayalı olarak ( ) ayıraç içerisinde verilmelidir. Formül numaralarında bölüm içi endeksli numaralama sistemi kullanılmamalıdır. Cümle içerisinde formüller verilmemeli, ayrı bir satırda verilmelidir. Iç içe çoklu ayıraçların aynı formül içinde yer alması durumunda, sıra düzeni için { [ ( ….) ] } gösterimi esas alınmalıdır. Verilen formüllerde çarpım işareti için (x) kullanılmalı, (.), (*) işaretleri kullanılmamalıdır. Kesirler metin içerisinde ( / ) işareti ile gösterilmelidir. Metin içerisinde geçen eşitlikler için, formül numaraları referans verilerek açıklamalar yapılmalıdır 
• Makalede Tablo ve Şekillerin Verilmesi; tablolar, metin içerisinde geçtigi yerde verilmelidir. Tablo, metinden sonra 1 satır boşluk bırakılarak, her tabloya 1’den başlayarak, ardıl Arap numaraları verilerek, numaralandırılmalıdır. Tablo başlıgı ve tablo içi, times new roman yazı tipi, 10 punto büyüklükte, tablo başlıgı koyu, tablo içi normal olarak yazılmalıdır. Tabloda dikey çizgi kullanılmamalı, sadece tablonun en alt ve en üstünde koyu yatay çizgi kullanılmalıdır. Tablo ismi, numarası ile birlikte tablonun üzerinde, sadece ilk kelimenin baş harfi büyük digerlerinin tümü küçük harf olmak üzere (özel isimler hariç) koyu olarak ve sola dayalı yazılmalıdır. Tablo numarasından sonra da (.) noktalama işareti konulmalıdır. Metin içinde, tablo numaralarına, “Tablo 7’ye göre” biçiminde referans verilmelidir. Şekiller de, metin içerisinde geçtigi yerde verilmelidir. Şekil, metinden sonra 1 satır boşluk bırakılarak, her şekle 1’den başlayarak ardıl Arap numaraları verilerek, numaralandırılmalıdır. Şekil başlıgı ve şekil içi, Times New Roman yazı tipi, 10 punto büyüklükte, şekil başlıgı koyu, şekil içi normal olarak yazılmalıdır. Şekil ismi, numarası ile birlikte şeklin altında, sadece ilk kelimenin baş harfi büyük digerleri küçük olmak üzere, koyu olarak ve ortalı yazılmalıdır. Şekil numarasından sonra, (.) noktalama işareti konulmalıdır. Metin içinde şekil numaralarına, “Şekil 1’de görüldügü” gibi biçiminde, referans verilmelidir
 
• Eklerin Verilmesi; makalede yöntemlere ilişkin özel ayrıntılar veya matematiksel işlemlere ait ayrıntılı bilgiler eklerde verilebilir. Bilgisayar programı listeleri, tablolar, şekiller eklerde yer alabilir. Eklere de 1’den başlayarak, ardıl numara verilmeli ve metin içerisinde göndermeler de, Bkz, Ek.1, biçiminde yapılmalıdır. Eklerin numaraları ile birlikte başlıgı olmalıdır. Eklerin başlıgında da her kelimenin ilk harfi büyük (baglaç ve edatlar küçük harf olmak üzere) digerleri küçük olmak üzere, Times New Roman yazı tipinde, 10 punto büyüklükte, koyu ve ortalı olarak verilmelidir. Ek numarasından sonra, (.) noktalama işareti kullanılmalıdır. Örnegin: ”Ek 1. Cinsiyete ve Yaş Gruplarına göre Ücretli Sayıları” gibi.

Örnek makale

Emek Kavramına Farklı Bir Bakış


Emek, varlığın kendisiyle bir bütündür. Varolan her birey emeğin birer parçasıdır. Okuluna giden öğretmenin sınıfta ders anlatması bir emek olduğu gibi, onu dinleyen öğrencinin sarfettiği çaba da bir emektir, aynı zamanda öğretmeni dinlemeyip başka birşey ile meşgul olan öğrencinin sarfettiği çaba da bir emektir.

Emek her alandadır, benim bu yazıyı yazarken, sizin okurken ayırdığınız vakitte emek ile ilintili bir durumdur.

Yukarıda bahsettiğim konular, emeğin hizmet yönünden anlaşılabilmesi için genel ve basit örneklerdi, birde emeğin üretim alanında yeri vardır ki, üzerinde hassasiyetle durmamız gereken bir durumdur.

İlk önce Meta kavramını açıklayalım,

Meta: İnsan gereksinimini karşılayan maldır, yalnız bunu şöyle ifade edelim, insan gereksinimi derken burada bahsi geçen üretilen malın başkasına satılmasıdır, peynirden yola çıkalım, evde yenilen peynir meta değildir, tüketim maddesidir, üretilip satılan peynir metadır. Metanın satılması karşılığında alınan ücret illaki para olmayabilir, bir meta başka bir meta ile takas yapılabilir.

Şöyle düşünün lütfen, bir adamız olsun, komün hayatı yaşansın, diğer bir ifadeyle Beraber çalışıp geliri paylaşmak üzere bir araya gelen insanların oluşturduğu topluluk. Burada herkes eşit ücret alacak, çünkü gelir havuzda toplanıp ortakça her bireye dağıtılacak. Herkes emek harcacayak, emeğinin karşılığında toplum gereksinimleri için meta üretecek ve meta karşılığında ortak emek ortakça emek sahiplerine paylaştırılacak. Burada emek sahibi diye bahsettiğimiz proletarya değildir, çünkü proleteryanın olduğu yerde mutlaka bir üst sınıfta kendisini varedecektir. Marksist tutumda proleteryanın gücünden bahsedilir, sınıf dayanışması üst safhadadır, ancak görülmüştür ki, her sınıf kendisine bir ad veridiği ve o adı imgeleştirdiği vakit bir üst sınıfta kendiliğinden oluşmuştur. Ben bu durumda proleterya demek yerine "emek sahibi"
sözünü kullanmayı daha uygun buluyorum.

Peki, şimdi siz diyeceksiniz, "emek sahibi" ile "proleterya" aynı kapıya çıkmıyor mu, ne farkeder biri diğerini aynısı değil mi diye? Çok haklı bir soru olmakla çok haklı da bir cevabı olduğunu belirtmek isterim.

Emek sahibi, meta üreten herkesi kapsar ve üst sınıfı oluşturmaya olanak tanımaz, tek bir sınıf vardır, toplumda bölünme söz konusu olamaz böylelikle kapitalizme karşı bir duruş gösterir. Proletarya ise işçi sınıfını oluşturur ve iyi niyetli bir kavramdır, ancak kapitalizm bölünmeleri sevdiği için ve emperyalist tutum sinsice planlar yaptığı için, başka bir sınıfın oluşmasına da olanak tanır. Bunun adı da burjuvadır, sermaye sahibidir.

Bizim için önemli tanımlamaları yaptık, şimdi gelelim "Emek" kavramının kapitalist düzende ne denli kutsallığından uzaklaştığına.

Sizlere bir örnek vermek istiyorum, sokaklarda ayakkabı boyayan, elleri nasır toplamış, yüzleri esmer, kaşları, gözleri, saçları, kara çocukların yaptığı işe saygı duyan onların önünde eğilen kaç kişi var dersiniz. Lütfen gerçekçi olup bu soruyu kendimize soralım, malesef yok denecek kadar az, o varolanların bir kısmıda acıma duygusu içindeler, oysa alınterini döken herkes kutsal bir iş yapıyordur, onlara acımak yapılan haksızlığın en büyüğü olur. Asıl acınacak birisi varsa o da onların okula gitmelerini engelleyen, küçük yaşta ezilmelerine olanak tanıyan, her fırsatta onları itip kalkan toplumun ta kendisidir.

1800 lü yılların sonlarına doğru sermaye kendisini hissetirmiş, sanayi devrimiyle kadın ve çocukların iş gücünde çalışmalarına olanak tanınmıştı, işte o zamanlarda bugün belliydi, kadın ve çocukları daha çok sömürecekler ve daha çok kar elde edeceklerdi ve bunu başardılar, özellikle gelişmemiş ve gelişmekte olan ülkelerde başarıyla uygulanan bir sistem halindedir. Çocuklar bir toplumun geleceğidir, kadınlar birer annedir, bu iki grubu ezik yetişmesinen ne denli başarılı olacaklarının bilinciydeydiler ve gerekeni sistematik bir biçimde halka sinsice uygulamışlardır.

Emek sahibinin bu durumdan hiç mi kabahati yok? Diye, sorarsanız vereceğim cevap "tabiki var" olacaktır. Çünkü emek sahibi yeteri kadar örgütlenmemiş, sınıf dayanışmasına gereken özeni göstermemiş, toplum menfeatinin gücüne yeteri kadar inanmamıştır. Burjuvanın içine bir kısmı entegre olmuş, durduğu yer ile arzuları çatışmıştır. Bireysel menfaatler ön plana çıkmıştır.

Şimdi aynada herşey oldukça net gözüküyor, bugün Küba'da halen herkes eşit ücret alıyor, Chavez Venezuella'da bir akım başlatmış ve son olarak bu 1 Mayıs'ta işçilerine %30 zam yapmıştır. Latin Amerika ülkeleri Küba örneğiyle emeğe doğru bir yürüyüş gerçekleştirmişlerdir. Dünya uyanıyor, kapitalizm çürümeye mahkum ve mutlaka bir gün çürüyecektirde...
Nurullah Güngör

 

Daha fazla bilgi icin asagidaki linke tiklayiniz...
http://journals.tubitak.gov.tr/kitap/maknasyaz/index.html

 
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer: