Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Mizaç ve Eser / Mehmed Niyazi  (Okunma Sayısı 118 defa)
giraysibel
Administrator
Köşe Yazarı
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 677



« : Ekim 28, 2008, 06:53:16 ÖÖ »

Mizaç ile eser arasındaki ilişkiyi en tipik şekilde Gogol'ün hayatında müşahede ediyoruz. Her eserinde Gogol'ün mizacından ipuçları belirir; özellikle "Ölü Canlar" bunun en çarpıcı örneklerinden biridir. Rivayet edilir ki olay, Puşkin'in malikanesine komşu olan bir ailenin başından geçer. O da olayı öğrendikten sonra Gogol'den bunu yazmasını rica eder.
İlginç bir karaktere sahip olan Çiçikov, kısa yoldan köşeyi dönmek istemektedir. Zamanın yasalarına göre Rusya'daki toprak sahipleri, emirlerinde çalışan serflerin sayılarını esas alarak vergilendirmektedir. Bu sayı aynı zamanda bir zenginlik göstergesidir. Çiçikov, toprak sahipleriyle görüşmeler yapmaya, çiftliklerde dolaşmaya başlar. Son nüfus sayımından sonra ölmüş olanların belgelerini satın almak istemektedir. Toprak sahiplerinin ekseriyeti bu durumdan memnun olurlar; çünkü zaten öldükleri halde henüz nüfustan düşülmemiş olan "ölü canlar"ı satınca vergi memurlarınca malikanelerine tahakkuk ettirilecek vergi daha düşük olacaktır.

Çiçikov bir kasabaya gelir. Oranın belli başlı toprak sahiplerinin adlarını, vergi memurlarının hususiyetlerini, serflerin sayı ve dağılımlarını tespit eder. Kasaba eşrafı ve halkı onu çok severler. Sık sık evlerine davet ederler. O da bu görüşmeler sırasında mümkün olduğunca çok ölü can belgesi toplamaya çalışır. Halk arasında Çiçikov'un o güne dek eşi görülmemiş efsanevi bir zenginliğe sahip olduğu söylentisi yayılır. Satın aldığı, ama aslında ölü olan canları, Ukrayna'daki uçsuz bucaksız çiftliklerinde çalıştıracağını söylemektedir. Pek çok kişilerle temas kurar, pek çok dalavereler çevirir ve nihayet bir sahtekâr olduğu anlaşılır.

Koyu bir Rus milliyetçisi olduğu birinci bölümün sonundaki tiraddan da açıkça belli olan Gogol, bu ilgi çekici hikâyeyi Rus toplumu üzerinde gerçekçi gözlemler yapmak için en uygun şekilde kullanmıştır. Onun nazarında halin tespiti gelecek tasavvuru için hayati öneme sahiptir. Bu yüzden olacak ki Ölü Canlar'ın bazı sayfalarında Rus köylüsüne ve toprak sahiplerine karşı çok acımasız görünür, bazı bölümlerde Rus toplumsal yapısıyla açıktan açığa dalga geçer.

Ölü Canlar'ın ilk cildi yayınlandıktan sonra, değişik ruhi arayışlar neticesinde, üzerinde on yıl çalıştığı diğer ciltlerini yırtıp ateşe atmaya kalkar. Yardımcılığını yapan Semyon isimli bir delikanlı ona mani olmaya çalışır. Önüne diz çöküp eserini ateşe atmaması için yalvarır. Ne yazık ki sözünü dinletemez. Eserinin yanışını seyrederken haç çıkarır. Semyon'u öper ve yatağına yatıp ağlamaya başlar. Derin bir depresyon geçirmektedir. Günlerce bir şey yemez; tedavi için gelen doktorlarla kavga eder. Ölümünün arifesindeki bu durumu tam dokuz gün sürer. Son cümlesi "Bana merdiven getirin." olur; ne demek istediği anlaşılamaz.

Gogol bu marazi hallerle zaman zaman yüzleşiyor ve onların önüne açtıkları koridorlardan geçiyor olması sayesindedir ki "Burun" hikâyesini yazabilmiştir. Petersburg'da berberlik yapan Yakovleviç, kahvaltısını yaparken ekmeğin içinden kesik bir burun çıkar. Üstelik ekmekten çıkan burun yakınları Kovalev'e aittir. Karısı çıldırmışçasına "Kimden kestin bu burnu?" diye bağırmaya başlar. Yakovleviç, sarhoş kafayla Kovalev'in burnunu kesmiş olabileceğini düşünür ama bunun ekmeğin içine nasıl girdiğine akıl erdiremez. Dükkâna giderken burnu yanına alır. Bir yandan polisten korkmakta, diğer yandan en uygun yerde atarak burundan kurtulmayı planlamaktadır. Ishakiyesk köprüsüne geldiğinde sağa sola bakarak burnu suya fırlatıverir. Fakat bir polis onu görmüştür. Yakovleviç'e gelerek onu sıkıştırmaya başlar. Olay burada bir sis perdesine bürünür ve sislerin ardından karşımıza Kovalev çıkar. Kovalev kalkar ve burnundaki sivilcenin durumunu görmek ister. Aynaya baktığında burnunun yerinde yeller esmektedir. Emniyet müdürlüğüne konunun araştırılması için dilekçe vermeye giderken bir pastaneye uğrar. Tekrar aynaya bakar ki yüzü dümdüzdür. Yolda yüksek dereceli bir memura rastlar. Bu memurun burnunun kendi burnu olduğunu düşünür. Onunla konuşmaya çalışır fakat yüksek dereceli memur onun ne demek istediğini anlayamaz bile. Bunun üzerine üçüncü dereceli bir memur olarak burnunun şehirde dolaştığını belirten bir ilan vermek ister. İlan memuru dik dik bakarak onu tersler: "Hayır, böyle bir ilan gazetemizde yer almaz." der.

O, burnunu aramaya devam ederken İshakiyesk Köprüsü'ndeki polis onu ziyaret ederek burnunun bulunduğu müjdesini verir. Polis bütün bunların berber Yakovleviç'in başının altından çıktığını belirtir. Kovalev, burnunu yerine oturtmak ister fakat başaramaz. Bir doktora giderek burnunu diktirmek ister. Başından bir yığın macera geçtikten sonra burnu iki yanağının arasına kuruluverir.

Gogol'ün bu farklı ruhi durumunun diğer bir ürünü de "Bir Delinin Hatıra Defteri"dir. Bir insanın herhangi bir havayı teneffüs etmeden, bütün insanlar tarafından on hatta yüz yıllarca zevkle okunacak bir eser meydana getirmesi mümkün değildir. Gogol'ü Rus romancılığının temel taşlarından biri haline getiren şeylerden biri de bu tecrübe olsa gerekir.

 
Mehmed Niyazi / Zaman Gazetesi
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer: