|
havina
|
 |
« : Mayıs 08, 2011, 12:47:25 ÖS » |
|
CÜNEYD
bakanlar bana
gövdemi görürler
ben başka yerdeyim
gömenler beni
gövdemi gömerler
ben başka yerdeyim
aç cübbeni cüneyd
ne görüyorsun
görünmeyeni
cüneyd nerede
cüneyd ne oldu
sana bana olan
ona da oldu
kendi cübbesi altında
cüneyd yok oldu
ASAF HALET ÇELEBİ (hz. Mevlananın 21. kuşak torunudur. Mevlevi ve dua irfanını iyi bilen bir şairdir.)
Bu şiirde adı geçen “Cüneyd” Bağdat Tasavvuf Okulu’nun en mühim temsilcilerinden Cüneyd-i Bağdâdî'dir.
Cüneyd Hazretleri tasavvufun esrarı üzerine konuştuğu zaman kapıları örterek konuşurdu. "Sofiye bir evin ehlidir, onların içine başkası giremez." sözünde onun, tasavvufunun mahremiyetini vurguladığını görüyoruz.
Cüneyd- i Bağdadî, hâli ve ilmi aynı derecede nefsinde topladığı; ibadeti terk etmek fikrinde olan sufilere sıcak bakmadığı söylenir. Cüneyd-i Bağdâdî'nin, fikirlerini gizlilik içinde öğretmesinin sebeplerinden biri, halkın yanlış anlamalarına fırsat vermemek; bir diğeri de idarecileri tahrik etmemekti. Zira bu dönemlerde Sufiler sıkı gözlem altında tutuluyor ve devamlı tutuklanıp hapse atılıyorlardı.
Arifler kesretten soyutlanıp mutlak vahdaniyete daldıklarında, sekr haliyle kimisi "Ene'l-Hak"; kimisi "sübhani ma-a'zame şani" (Ben kendimi tesbih ederim, benim şanım ne yücedir.); kimi "la mevcude illa Hu" (O'ndan başka varlık yoktur.); kimileri de "Cübbemin altında Allah'tan başkası yoktur." demiştir.
Bu ifadeler, zâhiren "Ben Hakk'ım" demek olmakla beraber sözlerin hakiki mânâsı "Ben yokum; Hak vardır." demektir. Nitekim İmâm-ı Rabbânî Hazretleri Mektûbât’ın 2. cild 44. mektûbunda bu husûsu açıklamaktadır.
Cüneyd’de temkin, dikkat ve şuur hali esas olduğundan Bâyezid-i Bestâmî’nin şatahat halini de bir eksiklik saymıştır. Bâyezid, "sekr"in savunucusu oldukları hâlde; Cüneyd “sekr” yerine "sahv" ve temkinden yana olmuştur. Hallac-ı Mansur’un mecnun olduğunu, yani “sekr” halinde bulunduğunu söyleyerek onu kendinden uzaklaştırmıştır.
En meşhur talebesi ise Hallâc'dır. İnsanların gönüllerindeki sırları pamuk gibi lif lif edip açığa vurduğu için kendisine “Hallâc” adı verien Mansur, Bağdad’da hırka giyindi. Burada Bağdad Tasavvuf Okulunun öncülerinin Cüneyd Bağdadi gibi tanınmış sufilerin sohbetlerine katıldı.
Mansur, 877-897 yılları arasında tam yirmi yıl Cüneyd Bağdadi’nin yanında kaldı. Cüneyd’in uyarılarına rağmen hakikatı açığa vurmaktan çekinmeyen Hallac’ın hocasıyla araları açıldı. Hallac’ın bâtıni yorumları, zahiri yorumla bağdaşmıyordu.
897’de Cüneyd’den ayrılan Hallac, Tuster’de sufi hırkasıyla uzun süre dolaştı. Giyim kuşamında çok derbederdi. Bir süre sonra Sufi hırkasını da üstünden atarak halk arasında dolaşmaya başladı. Sufi elbisesi yerine “kaba” adı verilen bir tip elbise ve kolsuz bir cübbe giyip fikirlerini yaymak üzere baş açık, yalın ayak yollara düştü.
Önce Mekke, Horasan,; Mave-raünnehir, Sicistan, Kirman, Türkistan, Hoten, Turfan, Hindistan, Çin’i, Maçin’i dolaştı. Beş yıllık bir geziden sonra tekrar Bağdad’a döndü ve “Ene’l-Hak” düşüncesini burada yaymaya başladı.
Hallac, savunduğu “Enelhak“ düşüncesiyle, dini ve siyasi birçok çevrenin dikkatini ve tepkisini üzerine çekti; 912’de tutuklanıp hapse atıldı. Zındıklıkla suçlandı ve 922’de Bağdad’da asılarak idam edildi.
Asaf Halet Çelebi'nin “Cüneyd” şiirinde telmih yaptığı hadise nedir?
“Cübbemin altında Allah’tan başkası yoktur.” sözünü Bâyezid Bistâmî’nin sekr haleti içerisinde benliğini aşarak söylemiş olduğu rivayet edilir.
Tasavvuf inancına göre eğer kendini bir hiç olarak görebilirsen; yani kendini görmemeyi başarırsan aslolan sana görünür. Biz Yaratıcı'nın gölgeleriyiz. Bizler gölgeyi görerek "yaptım, bildim, benim eşyam vb" diyoruz; Cüneyd ise gölgeden yüzünü çevirdiği için "yapan da o eden de o" diyor.
Bu söz, Mesnevi’de de açıklanmıştır. Ali Fat Gölbaşı
|