Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Dikkat Dikkat, Önemli Duyuru! Cumhurbaşkanlığı Köşkünde Akşam Yemeği Yedim!  (Okunma Sayısı 286 defa)
gamzeli
Yazar
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 113



« : Şubat 24, 2010, 05:51:50 ÖS »

Gülümseme)İnanmıyor musunuz? Seslerinizi duyar gibiyim, şimdi diyorsunuz ki "gamzeli bu sefer hava atmayı iyice abarttı!"
Abartmadım arkadaşlar, inanın gerçek. Durun size anlatayım.
Bir hafta önce Tanzanya Cumhurbaşkanının Türkiye'ye geleceğini duymuştuk. Tanzanya burası, dünyanın öteki ucu, neyimize lazım ki Cumhurbaşkanı! Oralı bile olmadık.  
Fakat Sevgili arkadaşlar biz oralı olmadık da Tanzanya cephesinde durum hiç de böyle değilmiş. "Edebiyatta ani çıkışımı ve yükselişimi" duyan Tanzaya Cumhurbaşkanı tutturmuş "gamzeli ve ailesini tanımak istiyorum" diye.
Benim bunlardan elbette haberim yok.
O gün ofiste harıl harıl çalışıyorum. Birden telefonum çaldı. Köşkten arıyorlardı. Ben, gamzeli, birisi beni işletecek ben de inanacağım öyle mi? Başladım adama karşı laf yetiştirmeye.
"Aman ne isabet, ne isabet; ben de tam şimdi cumhurbaşkanından bir telefon bekliyordum."
Telefondaki kişi sabırla direniyor.
"Hanımefendi köşkten arıyorum, "Tanzanya Cumhurbaşkanı ve Eşi onuruna" verilecek akşam yemeğine davetlisiniz." Bendeki göze  bir bak, kaçın kurrasıyım adamdan aşağı kalır mıyım?
"Ne dersin, çocuklarımı da getireyim mi, köşkün bahçesinde oynarlar biz yemek yerken..."
Uzayıp gitti bu konuşmalar  sonunda adam pes etti, "Peki öyleyse " dedi. "Size Cumhurbaşkanımızın sesini dinleteceğim, o zaman inanırsınız herhalde."
Tabii ki güldüm. Fakat o da ne, telefonun öbür ucunda Cumhurbaşkanımız konuşuyor. "Evet kızım gamzeli ne yazık ki bu talihsiz daveti yapıyoruz, sizi köşke akşam yemeğine  bekliyoruz. Yanızda da ne getirirseniz getirin, şu saatten sonra farketmez!

Anında sesi tanıdım, zerre kadar şüphem yok, o'nun sesi!

Neyse ben burada kesiyorum:) Köşk kısmını da sonra anlatırım... Demiyorum, işin aslını anlatmayı Sibel arkadaşımıza bırakıyorum...
"Köşke ben çıkıyorum da Sibel nasıl anlatıyor" diye kafanızı karıştırmayın sakın:)) Açıklamalardan sonra ergeç bir fikriniz oluşacak bu konuda:))

Köşkten selamlar... sevgiler...

Not: "Tanzanya'ya kadar ulaşan ünüme şaşırdım desem yalan olur!!!"

« Son Düzenleme: Şubat 25, 2010, 08:55:19 ÖS Gönderen: gamzeli » Logged
n.firuze
Yazar
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 138



« Yanıtla #1 : Şubat 24, 2010, 08:56:35 ÖS »

 Gülümseme
« Son Düzenleme: Şubat 24, 2010, 08:58:54 ÖS Gönderen: n.firuze » Logged

"Kaderin defterini yırtıp kendi cümlelerinizi yazamazsınız!"
seher vakti
Administrator
Forum Yazarı
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 355



WWW
« Yanıtla #2 : Şubat 25, 2010, 11:10:01 ÖS »

Sana da bu yakışır Kahkaha
Logged

seher vakti
giraysibel
Administrator
Köşe Yazarı
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 673



« Yanıtla #3 : Şubat 26, 2010, 09:48:45 ÖS »

Merhabalar Sevgili Gamzeli ve tüm arkadaşlar,

Tanzanya cumhurbaşkanı ve maiyetini pazar günü uğurladık. Türkiye' den Ürdün' e geçtiler. Cevap yazmakta geciktiğim için özür dilerim Gamzeli. O telaş bitti başkası sardı, gecikmem ondan. Tarih Kültür' ün Kırklar Meclisi programı başladı. Elimde üç yüz sayfalık bir kitap var. Kitaba dair pazar gününe yetiştirilmesi gereken birkaç aşamalı bir özet üzerinde çalışıyordum. Bitmedi ama neredeyse sonuna geldim. Bilirsiniz, yapılması gereken bir iş varsa onun dışında yaptığınız her şey size kendnizi suçlu hissettirir. Ben de kırklar meclisine karşı vazifemi doksan dokuz buçuk ifa etmenin vicdan rahatlığıyla sana cevap yazmaya koyuldum Gamzeli. Gülümseme

Tanzanya diyorduk. Sahi Gamzeli, kimin aklına gelir değil mi? Tanzanya nere Türkiye nere? Cumhurbaşkanı kim bir garip Sibel kim Gülümseme
Aslında keşke dediğin gibi olsaydı. Bu davet edebiyat üzerinden olsaydı keşke, ama olsun, köşkle birbirimize bir alışalım hele. Gülümseme
Ben davetin sebeplerini benim dışımdaki sebepler olarak belirtip sonuca geleyim. Duyanlar vardır, Tanzanya Cumhurbaşkanı, eşi ve yanlarında birkaç bakan ve hayli kalabalık bir işadamı grubuyla ülkemizi ziyaret etti geçen hafta. Bu ziyaret şerefine köşkte verilen yemeğe eşimle birlikte davet edildik. İlk aklıma gelen, protokol kuralları ve daha birçok can sıkıcı ayrıntı oldu. Ama sonra bunları bir kenara bırakıp gözlemci kimliğimi cebime koydum ve yollara düştüm. Köşk ve etrafını tasvir edemeyeceğim akşam karanlığıydı. O kadar büyük olmasa da yıldız parkı gibi ağaçlar içerisinde çeşitli binaların olduğu bir yer. Yemeğin verdildiği bina tipik cumhuriyet sonrası Ankara yapılarında. Düz, renksiz; bakınca evet burası Ankara' ya ait diyeceğiniz türden. Yemek öncesi kokteyl verildi. Büyük, gösterişsiz, sade ama güzel bir salon. Ardından yemek salonuna geçildi ve işte protokol başlıyor. Girişte bize verilen üzerlerinde ismimiz yazılı kartın birini kapı girişindeki takdimciye uzatıyoruz. Takdimci ismimizi, hangi şehirden geldiğimizi ve ne iş yaptığımızı mikrofona okuyor hemen solda Sayın Cumhurbaşkanımız ve eşi ve misafir cumhurbaşkanıyla eşi, takdim edilenlerin ellerini sıkıp "hoşgeldiniz diyorlar. Tokalaşma esnasında son derece sıcak ve ilgililer, durup hemen ayaküstü bir sohbete başlayabilirmişsiniz gibi yakınlık hissediyor insan tavırlarından Ardından herkes masasına geçiyor. Birlikte yemek yiyeceğimiz kişilerle tanışıyoruz. Köşkün danışmanlarından bir bey, Tanzanya Cumhurbaşkanı danışmanlarından bir başkası, İtalya' nın Türkiye Büyükelçisi ve eşi, Tanzanya' daki Türk Okulları' nın genel müdürü ve eşi birlikte birkaç saat geçireceğimiz kişiler. İtalyan Büyükelçi' nin eşi Türk bir hanımdı ve birkaç dil konuşabiliyordu. Onun sıcakkanlılığı ve tercümeleri vasıtasıyla masamızda son derece sıcak ve keyifli bir ortam oluştu. Yemek servisi başladığında ben protokolu filan çoktan unutmuştum; Öğrendiğim birkaç swahilice cümle aracılığıyla Tanzanya cumhurbaşkanının danışmanıyla neşeli bir sohbete başlamıştım. Gülümseme Masamızdaki düğer konuklar; Tanzanyadaki Türk Okulları' nın genel müdürü ve eşinden oradaki okullarımızın ülkenin en iyilerinden olduğunu ve aralarında cumhurbaşkanı da olmak üzere, pek çok politikacı, bürokrat ve ülkenin önde gelen kişilerinin çocuklarının bizim okullarımızda hem de yatılı olarak okuduğunu öğrenmek bir Türk olarak göğsümü kabarttı.

Okullarımızın adını bile bilmediğimiz, haritada yerini gösteremeyeceğimiz ülkelerde birer büyükelçilik gibi çalıştığını, ülkemizi ve milletimizi dünyanın her köşesinde en güzel bir şekilde temsil ettiklerini öğrenmekten son derece kıvanç duydum. Başlıbaşına bir yazı konusu olmayı hakeden okullarımızı şimdilik bir yana bırakıp köşk tecrübemi aktarmaya devam edeyim.

İnanır mısınız kendimi evimde gibi hissettim, aslında kapıdan içeri girdiğim andan itibaren tam olarak buydu beni saran duygu. Ülkemin  zirvede temsil edildiği makam ve bu makamı taşıyan kişinin daveti. Sonuçta cumhur olandım ben değil mi? Gülümseme

İki saatlik yemek sonrası İstanbul yolunda bir yandan bunları bir yandan da Tanzanya Cumhurbaşkanı ve Tanzanay' nın Türkiye Büyükelçisi ve eşleriyle birlikte geçireceğimiz pazar gününü düşünüyordum. Evet bir de pazar günü merasimi vardı. Ama onu daha sonra paylaşacağım, şimdi Kırklar Meclisi' ne, özet ödevime yani edebiyata yani benim hayatımın gerçeğine ya da gerçek hayatıma diyelim dönme vakti.

Sevgiler...
Logged
gamzeli
Yazar
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 113



« Yanıtla #4 : Şubat 27, 2010, 04:10:14 ÖS »

ben şimdi sana ne diyeyim sevgili sibel, bundan sonra bana kim inanır ki sitede. ne zaman bir açıklama yapacak olsam diyecekler ki "fi tarihinde gamzeli böyle bir atmasyon yapmıştı, yine atıyordur." temizleyebilirsen temizle bu lekeyi artık.
neyse olan oldu bir kere fakat eğer sen demiş olsaydın ki "biz gamzeli'yle birlikte köşke çıktık." inan seni mahcup etmezdim köşkü anlatma konusunda. istersen bir örnek vereyim.
bundan yıllar yıllar önce... malatya'da yatılı okuldayım. o gün kompozisyon dersi var. konu: "herkes memleketindeki evini anlatsın!"
iyi, güzel de bizde kompozisyonlara konu olacak kadar bir ev yok ki anlatalım! ne yapsam ki? anadolu'nun bir kasabasındaki iki göz barakamızı anlatamam. başladım kumru gibi düşünmeye. ne kadar düşündüm bilmiyorum birden bir şimşek çaktı kafamda. "bizim evi birebir yazmam şart mı? bunlar malatya'dan gelip bizim evi mi görecekler sanki? şöyle biraz allayıp pullayıp yazsam kimin haberi olacak?"
tabii bende malzeme çok. o zamanlar akşama kadar kerime nadir, muazzez tahsin okuyorum. hayatım boğaz'daki köşklerde yalılarda geçiyor. geceleri hemen yalının bahçesinden denize açılıyorum, yakamozlar sandalı tırmalıyor, ben  kahkahalar atarak kürek çekiyorum. hem de karşımda kartal tibet var. sabahları kahvaltımı verandada akşam yemeklerimi köşkün bahçesinde yiyorum. odaların sayısı belirsiz, çiçeklerin kokusu... mürebbiyeler, dadılar, uşaklar, hizmetçiler... vesselam yaşantım böyle işte.
başladım bu engin köşk tecrübesiyle bizim evi anlatmaya. dedim ya evler su gibi ezberimde. fakat bir sorun var. tokat'ın bir kasabasında yaşadığım için kalkıp da "karadeniz bizim evin önünden geçiyor" diyemiyorum. ne kadar tembel öğrenciler olsak da hepimiz tokat'tan deniz geçmediğini biliyoruz. onun da çaresini buldum tabii. deniz yoksa bir göle kim ne diyebilir ki? öğrenci olarak göller hakkında tüm bilgimiz "tuz gölü, van gölü." "evimiz "tuna gölü'nün yanında," desem ne olur? hiç! gözümü bile kırpmadan bizim  evin tam arka bahçesinin bitimine tuna gölünü konduruverdim. gelelim dereye... ırmağı bile bilmiyoruz ki dereyi bilelim. "yeşilırmak"ıda evimizin önünden dere diye geçiriverdim işte. yeşilırmak'ı seçmemin nedeni isminde yeşil olmasından ve tokat'a yakın bir il olan amasya'dan geçmesinden. her ne kadar atmasyon olsada attığın şeyin ayakları az çok yere basmalı ki insanlar inansın! kalkıp da "büyük menderes" diyemezdim ya! şıp diye yakalanırdım vallahi!.
gelelim bahçemize, öyle bir bahçe anlattım ki afrika tropikal ormanlarındaki bitkileri bile bahçemizde yetiştirdim. bugün çin'den maçin'den gelen bonzailer, japon şemsiyeleri, bambu ağaçları tanrı bilir benim kompozisyonumdan çalıntıdır.
evimizi de anlatırken bahçeden geri bırakmadım doğrusu. ne cumbası  kaldı oturmadığım ne terası... safranbolu'dan da kopye çektim, beypazarı'ndan da...
uzatmayalım öyle bir ev anlattım ki bırakın sınıftaki öğrencileri öğretmen bile hasetinden çatladı. Bir allahın kulu çıkıp da "bu kadar iyi evlerde yaşıyordun da yatılı okulda işin ne?" demedi. tuıtturdular "yaz tatilinde sizin eve geleceğiz," diye. ödüm koptu. gelir mi gelirler. korkumdan hemen ilk bulduğum yalanı söyledim, "yazları  finlandiya'ya gidiyoruz. babam gül ticareti yapıyor. tanzanya cumhuriyeti'nin parfümerilerini üretiyoruz fabrikalarımızda!"
buna da inandılar! neyse ki hiçbirisi yol parasını temin etmeyi göze alıp finlandiya'ya gelmeye kalkadı...
işte böyle sevgili sibel beni de yanında götürseydin elin boş çıkmayacakdı yani...
sevgiler... sevgiler...
« Son Düzenleme: Şubat 27, 2010, 11:16:13 ÖS Gönderen: serinselvi » Logged
nermin
Yazar
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 119



« Yanıtla #5 : Şubat 28, 2010, 10:11:07 ÖS »

gerçekten destekli atmasyon yapıyorsunuz gamzeli, emin olabilirsiniz:)
Logged
Şafak Çelik
Yazar
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 108


« Yanıtla #6 : Mart 01, 2010, 12:46:13 ÖS »

Sevgili gamzeli birde şairlere yalancı derlerdi GülümsemeGülümsemeGülümseme öykücüler neler yapıyormuş meğer?
Logged
giraysibel
Administrator
Köşe Yazarı
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 673



« Yanıtla #7 : Mart 01, 2010, 01:00:11 ÖS »

Bu nasıl iş Gamzeli? Köşkte yemek yiyen ben, sefasını süren sen Kahkaha Alacağın olsun!
Logged
giraysibel
Administrator
Köşe Yazarı
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 673



« Yanıtla #8 : Mart 01, 2010, 01:02:40 ÖS »

Ha bir de, Finlandiya Tuna gölü kenarındaki, önünden Yeşilırmak geçen köy malikanenize geliyorum bu yaz haberin olsun. Kaça mal olacağı hiç umurumda değil, bugünden seyahat masrafları için para biriktermeye başlıyorum. Gülümseme
Logged
gamzeli
Yazar
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 113



« Yanıtla #9 : Mart 01, 2010, 07:09:11 ÖS »

Gülümseme)sevgili şafak bey, şairlerin işi  öykücülerden çok çok kolay! "imge" diye birşey tutturmuşlar, akıllarına geleni yazıyorlar dizelere. hele de bugünlerde öyle popüler ki sormayın...  eğer çağ dışı kalmak istemiyorsanız imgeleri anlayamasanız bile anlamış gibi yapmanız şart.
burada sevgili sibel'in hakkını yemeyelim. semra'nın şiirindeki "avını kundaklayan yılan" imgesinden öyle manalar çıkardı ki konu gitti gitti ta sevgili semra'nın kundaktaki bebek haline dayandı. tanrıya şükür ki imgelerde  süt emmeyi çağrıştıran bir şey yoktu. eğer olsaydı sibel hiç gözünün yaşına bakmaz biberonu tutuşturuverirdi semra'nın ağzına. zavallı semra imgelerinden çıkan fıldır fıldır gözlü bebeği görünce nezaketini bozmadı ama "avını kundaklayan yılanı" "ansiklopedideki sürüngenler (reptilia) başlığında gördüğünü, bu kundağın kendi kundağıyle uzaktan yakından bir ilişkisi olmadığını" açıkladı...
işte böyle ben de geçen gün böyle bir şiir dinledim. tam "bu ne, deli saçması" diyecektim ki odada bulunan herkes ayağa fırladı alkışlıyor da alkışlıyor... hemen sustum, ben onlardan fazla alkışladım. hatta "yaşa yaşa imgelerinle çok yaşa," diye bağırdım.
şimdi şiirden elimde sadece "ezilmiş bir akrep kokusu" kaldı. artık yüksek konsantrasyonumla bunu bir yere dayandırabilirsem dayandıracağım. dayandıramazsam "ezilmiş akrep kokusu"nu aldığım gibi sibel'e havale edeceğim...
tanrı beni sibel'in tahlilinden korusun, artık akrebi şekil itibariyle marula dönemindeki bir hücreye benzetip oradan da benim "daha doğmamış ana rahmindeki halime" giderse  vay halime vay...
« Son Düzenleme: Mart 01, 2010, 10:19:07 ÖS Gönderen: gamzeli » Logged
giraysibel
Administrator
Köşe Yazarı
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 673



« Yanıtla #10 : Mart 01, 2010, 09:28:57 ÖS »

 Ezilmiş akrep kokusu...Hımm...  Evet, evet kokuyu alabiliyorum... Ezilmiş akrep kokusu nedir, imgesel düzlemdeki açılımları üzerine tezler, antitezler ve sentezlerle buradayım. Çok yakında...Sakın bir yere kaybolmayın. Özellikle de gamzeli, sen ! Gülümseme
« Son Düzenleme: Mart 01, 2010, 10:01:17 ÖS Gönderen: giraysibel » Logged
Şafak Çelik
Yazar
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 108


« Yanıtla #11 : Mart 02, 2010, 10:33:03 ÖÖ »

işimiz kolay derseniz malesef karşı çıkmak zorunda kalacağım. Gülümseme sizinde oluşturduğunuz mekanlar, karakterlere ne demeli? nasıl bir evrende yaşıyorsunuz bazen anlamak mümkün olmuyor. Gülümseme mesela nerden çıktı bu tren? içindekiler kim? neden inmek istiyorlar da inemiyorlar? inmeleri mi daha iyidir kalmaları mı?

hangisi daha kolay acaba? kelimelerle oynamak mı? yoksa paralel evrenlerde yaşamak mı? Gülümseme)

işimiz çok zor çookk Gülümseme
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer: