semra topçu
Semra A.Topçu
Administrator
Yazar
   
Offline
Mesaj Sayısı: 172
|
 |
« : Ocak 15, 2011, 12:54:09 ÖÖ » |
|
Yazan: Can Bahadır YüceYazı Kaynağı: BeyazKalemler.com
Son dönem şiirimizin üzgün sesi Birhan Keskin, dergilerde pek yayınlamadığı son şiirlerini ‘Ba’ (Metis Yayınları) adıyla kitaplaştırarak okurlarını sevindirdi. Keskin’in, üç yıl aradan sonra kitap yayınlaması kadar sevindirici bir başka gelişme de, şairin ilk beş kitabının (‘Delilirikler’, ‘Bakarsın Üzgün Dönerim’, ‘Cinayet Kışı + İki Mektup’, ‘Yirmi Lak Tablet + Yolcunun Siyah Bavulu’ ve ‘Yeryüzü Halleri’) toplu halde basılması oldu.
Kim Bağışlayacak Beni’ (Metis) başlığıyla Birhan Keskin külliyatını bir araya getiren kitap, şairin yapıtına toplu halde bakabilmeyi ve gençlerin henüz keşfedemediği kitapları tanımasını sağlayacak.
Birhan Keskin’in susmaya eğilimli şiiri, bundan böyle akıp gideceği şiir yatağının en belirgin ipuçlarını “20 Lak Tablet”te vermişti. 20 tabletin birinde, “Aksın, içimde siyah bir nehir gibi / Dolanan keder” demişti Keskin. Keder, oradan okuyucuya aktı. Ardından -kuşkusuz, 2000′lerin en güzel şiir kitaplarından biri- ‘Yeryüzü Halleri’ geldi. Ve şimdi de ‘Ba’, üç kitaptır içten içe duyulan ‘ses’in hangi perdeye ulaştığını gösteriyor. Yunus Emre’nin, “Cümle âlem gizlidir bir elifte / Ba dedirtmen bana sonra azarım” dizelerinin epigraf olarak yer aldığı kitabın ‘ba’sı aslında ne elif’ten sonraki harfe ne de sözlükteki başka anlamlarına gönderme yapıyor. Birhan Keskin, dosyayı hazırladıktan sonra babasını kaybedince bu isimde karar kılmış: “Kitabın adı aslında ‘Ba’ değildi. Ben dosyayı hazırlarken adı Monoton’du, ama sonra bunun bir şiir kitabı için çok itici olduğuna karar verdim. Ama bölüm başlıklarını değiştirmedim. Kitabın adı, babamın ölümüyle birlikte ‘Ba’ oldu ve kitap ona ithaf edildi. Başka yan anlamlarına ve göndermelerine rağmen kitabın adı aslında babanın ‘ba’sından geliyor.” Bu üzücü olaya kadar bütünüyle tasarlanmış kitaba, sonradan eklenmiş tek şiir var: ‘She Left Home’. Üç bölümden oluşan kitabın, Monoton sözcüğüyle ilişkili bölüm başlıkları ise olduğu gibi kalmış. Monopoz, Monogam ve Monolog şeklindeki bölüm başlıkları, kitabın bütününe yayılan ruh halini, sıkıntılı bir durgunluğu çağrıştırıyor. “Bu kitabın içindeki şiirlerin büyük çoğunluğu durgun bir ruh halinin şiirleri. Aslında belki de dört tane kitabın nüvesi vardı elimde, birini geri çektim üçü kaldı. Üç kitap da yazılabilirdi bu şiirlerden. Ama tamamlayamazdım ayrı ayrı, bunu biliyorum. Kitaptaki dinginlik kesif bir dinginlik, huzurlu değil, rahatsız edici bir şey. O yüzden de dinginlik değil, durgunluk diyorum. Biraz da isyankâr bir şey.” diyen Birhan Keskin, kitaplarını bir dönemi kapatıp başka bir döneme geçmek gibi gördüğünden, ‘Ba’yı o durgun ruh halinin anısı sayıyor.
‘Deneysel şiir yazmıyorum’ Tıpkı Necatigil ya da İlhan Berk gibi; -fakat ne Necatigil kadar dönüştürücü ve simgesel, ne de İlhan Berk kadar deneysel- gündelik hayattan nesneleri şiire ustalıkla sokabilen Birhan Keskin, aslında bunun üzerinde enine boyuna düşünmemiş. “Şiirim hakkında öyle uzun uzun düşünen biri değilim. Benim şiirle ve hayatla rahat bir ilişkim var. Hatta o kadar rahatım ki, ilk kitabımda korkunç dil yanlışları yapmışım.” diyen Keskin, şiiri bazen yalnızca oyun olarak da görebiliyor. Bunun bir başka göstergesi, şiirlerinde kullandığı bazı işaretler, ses oyunları. Birhan Keskin bunları, “Her şeyi denemek gibi bir tutumum hiçbir zaman olmadı. Deneysel bir şiir yazmıyorum. Onu yapanlar var; ama benim şiirim öyle değil. Niye yaptığımı bilmiyorum. Belki de canım sıkılıyor.” diyerek açıklıyor. Türk şiirinde çokça ve bazen gereksizce tartışılan gelenek sorununu ise yeniden gündeme getirmek -okurlarının tahmin edebileceği- onun için hiçbir anlam ifade etmiyor. “Geleneği tartışıyorlar da nereye gidiyorlar! Neresinden bakarsan bak, hepimiz bir geleneğin içindeyiz. Dil diye bir geleneğin içindesin ve şiir yazıyorsun. Bunları tartışmak hakikaten anlamsız. Bir sözcük, yüzlerce yıldır birtakım imgelere çarpa çarpa geliyor ve ben onu kullanıyorum. Nasıl gelenekten kopuk olabilirim ki!” diye konuşan Birhan Keskin’e hak vermemek mümkün mü!
Birhan Keskin, ilk kitabından bu yana şiirlerini yoğun olarak şimdiki zaman kipiyle kuruyor. Yaşadığı günün şiirini yazdığını söylese de, günlerin değil, daha çok anların şiirini yazıyor. Böylece, onun şiirlerindeki anımsamalar bile şimdiki zamana ait hale geliyor. Yayınlanan bu iki kitap, içinde pürüzsüz bir ses ve üzgün bir tarih taşıyan Birhan Keskin’i tanımak ve iyi şiir karşısındaki ürpertiyi yaşamak için bir fırsat. Çünkü, bazı ağrılara yalnızca şiir iyi gelir.
VAZİYET
Ben iğdenin gümüş aydınlığında duruyorum çoktandır bir yanım karanlık
Biraz uzaktan bakınca :
İki baca,sanki kurum bağlamış Uzansa da birbirine, alevi değmiyor artık.
Birhan Keskin / Ba s. 36
ESKİ BAHÇENİN HAFIZASI
Yakınında değilim öfkenin ve uzağında da değilim rastlantının kısa ânındayım ve sonsuzluğun da ardında ah! öfke için geç vakitteyim çölden çıkmak gerek bunun için, atları denize sürmek... Oysa kimseden çıkartmadım öfkemi saçlarımı uzatmak için kimseye söz vermedim kimseye yakın değilim inan susmaktayım, uzağında değilim unutmanın ah! öfke için geç vakitteyim durup dururken bir yerde karşıma çıkan rastlantıdayım hafızasındayım eski bahçenin sarhoş asmaların biriktirdiği boğazımı yakan acı bir imgedeyim güneşi anımsamada, ve orada durmakta ama orada kaybolmaktayım ah!öfke için geç, çok geç öfke için durgun gölü bulandırmak gerek...
Gölde unuttuklarımızı rahatsız etmek! oysa gölün hafızası var ve o anımsar içinde unutulanı ve çürüyüp kendine dahil olanı ah! öfke için geç çok geç artık sahrada unutulan gökyüzü için.
Ben seni çoğalttım ben seni çoğalttım sırlarım azaldı böylece.
Birhan Keskin / Kim Bağışlayacak Beni (Cinayet Kışı) s. 93
Cinayet Kışı
I
Bir kereye mahsus yaşanan her an kendi hatasını bir daha düzeltilemeyecek biçimde içinde barındırır.
Bana kanatlarımı bıraktırdılar. Bana ihaneti öğrettiler.
Başka haber yok.
II
İkiye bölünmüş bir bütün gibi yaşadım Bir yanım öbür yanıma düşman Sağımda kızgın kumlar gezdirdim Solum üşüyor eski bir anıdan.
III
Mum alıngan.Kendi ateşiyle kendini yok eden yumuşakça. Erimek üzere varsın, kaderine inanırsın. Ölürken fark edilmez, ışığın solduğu zamansın.
Hiçbir aşk titremez sonsuza değin Bütünlüğünü yitirişinden ölür bir mum ve insan acıdan ölür bir gün.
IV
Yüzümde taşıdığım kuyu soğuk iklim ağır yaprak tenimde durup dönüp dokunduğum yük.
Yağmurun aramıza çektiği perdeyi yırtıyorum geçiyorum göğsümdeki uykunun sarmaşığından birazdan dünya beni unutacak, ben onu anlamıyorum.
Soğuk iklim, durup dokunduğum dönüp seni ben de unutacağım.
V
İnsan ölüyorsa acıdan ölür bir gün kendine bir daha uğrayamadığından, koyduğu yerde durmayışındandır hayatın hatanın dönüşsüz oluşundandır.
Hiçbir aşk titremez sonsuza değin, bütünlüğünü yitirişinden ölür bir mum ve insan kanatlarından ayrılır bir gün.
Birhan Keskin / Kim Bağışlayacak Beni ( Cinayet Kışı) s. 102
POPLİN YILLAR
Bir teneke parçasını eğip büküyorum gün boyu.
Kuru nehir, kadim ağrı seyiriyor arada telli turnalar, arada neşeli yağmur, ama tel tel çözülüyor içimdeki pamuk koyu rota ve salkımsaçak.
Ben bu geçitte, susan bu cümlelerde ne arıyorum? Ahşabın eti boşalıyor içinden, duyuyorum.
Bir teneke parçası eğip büküyorum gün boyu. Poplinlere sar beni, pazenlere! Kuru ova... kör pusula...
Birhan Keskin / Ba s.15
__________________
|