Gökmen
Yeni Üye
Offline
Cinsiyet: 
Mesaj Sayısı: 1
|
 |
« : Ocak 01, 2010, 10:17:20 ÖÖ » |
|
Geçen yıl okuduğum bir kitap nasıl oldu bilemedim, yine elimde buldum. Polisiye gerilim ile aşk romanı tadını veren kitap, yine karşımdaydı.
İstanbul’da başlayıp Paris’te noktalanan bu aşk hikâyesinde, Bayan Araksi’nin verdiği portre kitaba ayrı bir üstünlük getirmişti. Çocukluklarını beraber yaşadıkları, bir arada oynadıkları İstanbul sokaklarında, yaşanılan anıların unutulmaması, dünü aratmayan ilişkilerdeki sıcaklığı, bugünde aynı heyecan ve tatta hissettirmesi, doğrusu okuyucuda hayranlık uyandıracak boyut kazandırmaktadır. İşin diğer ilginç bölümü Türk-Ermeni ilişkilerin perde arkasında cereyan eden, karşılıklı hesaplaşmalarda, devletin dolaylı olarak kullandığı örgütlerin çalışmaları, çözümsüzlüğe iten nedenlerde, bize başaktörü daha iyi tanımamıza yardımcı oluşu... Burada Erdal Erkut’u bu başarılı yapıtını okumak, bana hem zevk verdi hem de sürükleyici kurgunun nefesini bir kez daha aldırdı. Kitapta dikkatimi çeken diğer anekdotsa ey okur, karşılıklı sürekli konuşma içeren paragrafların ustaca işlenmesidir…
***
‘’Annesi İsmail Ağa’yı şöyle öğütler:’Bir de senden dileğim, oğlum o kasabaya gidersen, o Ermenilerden kalma evleri, tarlaları kabul etme. Sahibi kaçmış yuvada, öteki kuş barınamaz. Yuva bozanın yuvası olmaz. Zulüm tarlasında zulüm biter. ‘’(Yaşar Kemal, Yağmurcuk Kuşu)
Osmanlı İmparatorluğu’nun kuruluşundan itibaren Müslüman-Türk unsurlar kendilerine sadece çiftçiliği ve askerliği yakıştırmışlar, Gayr-ı Müslimleri ise 1856’ya kadar ‘cizye’ denilen (baş veya kelle vergisi) ile 1909’a kadar ‘bedel-i askeri, 1914’ten sonra ise ‘amele taburları’ gibi uygulamalarla askerlik dışında tutmuşlardı. Bu uygulama sonucu gayri Müslimler, başka yolları kalmadığı için Ticaret ve Zanaata yönelmişlerdir.18.yüzyılda askeri alanda bir takım başarısızlıklarla yaşayan imparatorluk, zenginleşen Gayr-ı Müslimlerin servetine göz dikmişlerdir…
19.Yüzyılın başlarında, İttihatçıların başını çeken Mehmet Talat, İsmail Enver ve Ahmet Cemal Paşalar, üstlendikleri misyon gereği vatanı savunurken Anadolu topraklarında kendisine yurt edinmiş, ecdadından kalan meslekleri sayesinde edindikleri mülkleri korumadıkları gibi Gayr-ı Müslimlerin haklarının alınmasında başı çekmişlerdir…
*** Bana dokunmayan yılan, bin yıl yaşasın hesabı, dünya ulusu; dünde kalan birçok katliama göz yumdular… Her biri dünya olan, kaderine terk edilen onca kaybedilen genç yaşlı, çocuk, kadınları tekrar getirebilecekler mi? Ülkeler dini, dili, mezhep farklılıklarından dolayı sorgulanmamalıdır. Vatandaşlık bilincini aşılamak için bu farklı insan anlayışına artık son verilmelidir. Askerlik görevinden tut en üst kademede eşitlik gözetilerek bağrına basılmalıdır. Hoşnutluk temel alınmalıdır, küslük denilen illet elinin tersiyle itilmelidir. Camilerden ezan okunurken Kiliselerde çanlarda çalmalı. Sinagoglar ve diğer mabetler korunup açılmalıdır. Nereden mi başlamalı? Temel nasıl başlarsa öyle gitmeli, eğitim sistemimiz yapılandırılmalı, çocukların akılları uslandırılmalı, kitap sevgisi donatılmalı, kin nefret veren konular rafa kaldırılıp, barış ve sevgi temaları belleklere kazılmalıdır… Dünya ulusları karşılıklı çocuklarını gönderip kendi yurtlarında misafir ettirilmelidir.
Ruh halinin Güvercin tedirginliğini yaşayan insanlarımızla [/color] el ele tutuşup yaşamak varken, ertelemek zorunda bıraktığımız, barışa giden yolar neden kapalı? Perde arkasında birilerin at koşturduğuna bakılırsa nedeni çok açık aslında.
Sizce de öyle değil mi?
|