Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Değiş Tokuş  (Okunma Sayısı 139 defa)
author
Yeni Üye
*
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 19


« : Mayıs 03, 2010, 03:05:56 ÖÖ »

    Yağlı boyaların üzeri ıslanıyordu. Sağanak yağıyordu duygular, paletin üzerine. Bir yandan gözleri silmek, öte yandan akan boyalarla resmi bitirmek zorlaşıyordu. Son peçetesiyle sildi gözlerini, son gücüyle vurdu fırça darbelerini, önünden geçen yaşlı kadın günün son bozukluğunu attı yerdeki tahta kaba. Adıyla uyum sağlayamıyordu Başar. Sokak lambaları yandığında köşesinden kalkıp eve gitme vaktinin geldiğini biliyordu. İçi boşalan boya tüplerini çöpe attığında tual, koltuğunun arasından kaldırım taşlarına “hoşça kal” diyordu.
    Olması gerektiği gibi evde yine makarna vardı. Tencerenin dibine yapışmış birkaç makarna tanesini kazıyarak ocakta ısıtmaya başladı. Birden çıtırdayan makarnaların sesi Esma’yı hatırlattı Başar’a. O da çok severdi makarnayı. Özellikle de biraz sertleşip kıtırlaşmış olanları. Aslında Başar da biliyordu onun makarnayı böyle sevmediğini ama elinden başka bir şey gelmezdi. Sevgilisinin bir tek sözü için dünyaları feda edebilirdi; buna karşılık elinde yalnızca dibi tutmuş tenceredeki kıtır makarnalar vardı. Başar, yemek yeterince ısındıktan sonra tencereyi masaya koydu, düşünmeye başladı. İki gün sonra tam üç yıl olacaktı ve beraberliklerinin bu gününde ilişkilerine bir adım daha attırmalıydı. Esma’yı şaşırtmak için aklından birbirinden farklı sürprizler geçiriyordu. İçinde en sevdiklerinin yer aldığı çiçekler, deniz manzaralı bir restoranda akşam yemeği ve o beklenen teklif… Başar birden gözlerini açtı, bir süre tabakta duran makarnaları seyretti. Çok yorgundu, biraz olsun kestirmek ona iyi gelecekti. Yatmadan önce odanın ortasında üzerinde örtü duran tuale yaklaştı, örtüyü kaldırdı. Daha birçok eksiği vardı resmin ancak buna rağmen oldukça güzeldi. Tabloda, sokakta resim yapan kadının, bir elin ona yukardan verdiği jilete karşılık elindeki ruju uzatması resmedilmişti. Kadının jilete ne kadar büyük bir arzuyla ulaşmak istediği çok açıktı fakat onu bir şeyler engelliyordu. Pürüzsüz cildinin o jiletle zarar göreceği aşikârdı ancak tek istediği şey; ona ulaşmaktı. Adam son bir göz gezdirmeden sonra örtüyü tekrar tualin üzerine örttü.
    Her zamanki yerindeydi Başar; sokaktaki tek çalışan sokak lambasının altı. Malzemeler tek tek iskemlenin yanına dizildi. Boyalar yine olması gereken yerdeydi, aklı ise bambaşka bir yerde. Yaptığı tablolardan düzinelerce satması gerekiyordu, en ucuz yüzüğü alabilmesi için. Büyük bir mucize olması için dua ediyordu. Yarın akşam evlenme teklifini etmiş olmalıydı. Fırçayı boyalara sürmeye başladığında sabahın serinliği köse yanaklarını okşuyordu Başar’ın. Yelkeni inmiş tekneyi yeniden harekete geçirmek için uğraşıyordu rüzgar. Ara vermeden saatlerce resim yapmaya başladı. Güneşin tam tepede olduğu sırada takım elbiseli bir adam yaklaştı Başar’ın yanına. Gelen adama, zar zor yukarı çevirdiği gözleriyle baktı. Örtünün altındaki tabloyu işaret ederek “Şu ne kadar?” diye sordu adam. “O satılık değil.” Diye cevap verdi Başar. Adam, tablonun özel olduğunu anlamıştı ve Başar’ı tabloyu satması için zorluyordu. Eli boş dönmektense ufak dahi olsa ona yardım etmek için her yolu deniyordu. Adamın gözü ressamın ayağındaki çizmelere takıldı ve onları satıp satmayacağını sordu. Pahalı olmamalarına rağmen hayattaki tek değer verdiği kişinin; babasının ona bıraktığı son hatıraydı ayağındaki çizmeler. Adam, çizmeleri satın almaktan vazgeçip onların karşılığında kendisinin de çok değer verdiği yüzüğünü vermeyi teklif etti. Karısından ayrılacağını bu yüzden ne kadar da değerli olsalar ona dair her şeyi atmak istediğini anlatıyordu adam. Başar, hayatındaki en zor kararlarından birini verip çizmeleri karşılığında yüzüğü almayı kabul etti. Adam gitmeden önce Başar’ın ayakkabı alması için yüzükle birlikte bir miktar para da bıraktı. Elindeki para o kadar fazlaydı ki bununla düşlediği şekilde Esma’ya evlenme teklif edebilirdi. Deniz manzaralı bir restoranda akşam yemeği, yüzük ve o beklenen teklif… Eve vardığında hemen telefona sarıldı. Başar, bir yandan heyecanını bastırmaya çalışıyor, bir yandan ağzından bir şey kaçırmamak için çok dikkatli konuşuyordu. Her şey planladığı gibi gidiyordu. Yarın hayatının kadınına evlenme teklif edecek olmanın verdiği huzurla başını yastığa koydu.
    Başar, sabah ilk iş olarak kendine adamın verdiği parayla güzel bir takım elbise ve yeni bir ayakkabı aldı. Akşam yemeklerini yiyecekleri restoranın, manzarası en güzel olan yerini ayırttı. Tüm gün boyunca cebindeki kutuda duran yüzüğü kontrol ediyordu. Nefesinin titremesi ne kadar heyecanlı olduğunu gösteren en ufak işaretti. Hayatı boyunca beklediği anı yaşamasına yalnızca birkaç saat kalmıştı ve yaptığı tablolar gibi özenle hazırlıyordu kendini geceye. Akşam taksiye binip Esma’nın evinin önüne geldiğinde çoktan onun aşağıya inmiş olduğunu gördü. Her zamanki gibi muhteşem görünüyordu. Başar, restorana gidene kadar tek kelime konuşmadı. Esma’nın yüzündeki donuk ifade Başar’ı şaşırtsa da moralini bozmuyordu. Başar’ın bunlar için nasıl para bulduğun anlayamamıştı Esma. Merak ediyordu ancak tek kelime etmeden onun konuşmasını bekledi. Uzun bir girişten sonra “Sana hayattaki her şeyden daha fazla değer veriyorum, beni bu dünyada mutlu edebilecek tek insan sensin. Benimle evlenir misin?” diye sonlandırdı cümlesini Başar. Hiç beklemediği bir şekilde ret cevabı aldı. Ebedi sessizliğe gömüldü bir anda, sustu, bir daha görmeyeceği o kadından son kelimelerini dinledi:  “İnan bana çok düşündüm bunu; ama seninle birlikte olamayız anlamalısın. Ben, gerçekten beni erkek gibi sevebilecek bir erkek istiyorum. Hem benim hayatımda başka biri var. Bunu bu kadar geç söylediğim için senden milyonlarca kez özür diliyorum Başar. Yoksa artık Başak mı demeliyim? Seni sevmeye çalıştım ama olmadı. Çok özür dilerim.”. Başar kıpırdamadan öylece oturuyordu. Esma restorandan çıktıktan sonra o da evine doğru gitmek için taksiye bindi. Eve girdiğinde etrafta ne kadar eşya varsa hepsini sağa sola fırlattı. Aylarca bitirmeye çalıştığı, üzerinde örtüsüyle duran resmini paramparça etti. Koltuklar, onun sinirinden nasibini almayan tek eşyaydı. Başını iki elinin arasına alıp saatlerce ağladı. Bütün hayalleri yıkılmıştı. Kendini üzerinde oturduğu koltuğa hapsetti. Mahkûmiyeti boyunca o koltuktan hiç kalkmadı, yaptığı tek şey düşünmek oldu.
    Başar, altı ay sonra tamamen eski hayatına geri döndü. Aklında eskiye dair en ufak kalıntı bırakmamıştı. Esma’nın evlendiği adamın, o gün yanına gelip yüzüğü verdikten sonra hayatını değiştiren adam olduğunu bile unutmuştu. Patronların yanında çalıştırdığı kadınların gönlünü çalabildiğini biliyordu. Tüm olanları unuttuğunda tekrar resim yapıyor, akşamları en sevdiği yemek olan makarnayla karnını doyuruyordu. Açtığı sergilerle adını duyuran bir ressam olması ve çok para kazanmasına rağmen yine de makarna yemekten zevk alıyordu. Son sergisi için hazırladığı tablosunu odanın ortasında kurumaya bırakmıştı. Şimdiye kadar bütün yaptığı resimlerin anlamını içinde barındıran bir resimdi. Tabloda, sokakta elindeki jileti havaya doğru kaldırmış resim yapan bir adamın, çizme giymiş gelinlikli bir kadına ruj uzatması resmedilmişti.
 
« Son Düzenleme: Mayıs 04, 2010, 12:09:01 ÖÖ Gönderen: author » Logged
Şafak Çelik
Yazar
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 110


« Yanıtla #1 : Mayıs 05, 2010, 07:31:47 ÖÖ »

Author günaydın,

Öykünü okuduğumdan beri birşeyler yazayım diyordum ama okulun usta hocaları varken bana düşmez "bilmişlik yapma" diyip yazmıyordum. baktım ki Serin selvi yaz tatiline erken girmiş Gülümseme yani Bolu beyi tatile gitmiş rahatça Köroğluculuk oynayabilirim diyorum. şu andan itibaren yazdıklarımı cahil cesareti olarak niteleyebilirsin Gülümseme

Öykünde öncelikle çok bilinen, tahmin edilen bir konuyu işlediğini düşünüyorum. bunun bir sakıncası var mı dersen tabi ki yok. fakat böyle bir konu işliyorsan o zaman karakterlerin çok güçlü cizilmesi gerektiğini düşünüyorum. açıkcası ressamını çok klişe buldum. bir sanatçıya göre çok sıradan bir evlenme teklifi hazırladı. pahalı yüzük, pahalı yemek, basit bir evlenme teklifi. sanki sevgilisi ne kadar para kazandığını bilmiyor da onu bir yemekle kandırabilecekmiş gibi oldu. bende kızın yerinde olsam kabul etmezdim Gülümseme  ayrıca ben hiç sabahın erken satinde sergi açan ressam görmedim. hoş açsalarda o saatte sokakta olan insanların pek ilgileneceğini sanmıyorum. tabi satılık olmayan resmi neden sokak lambasının altında ki sergiye getiriyor onu da pek anlamadım.

beni en çok şaşırtan bölümse "gerçekten beni erkek gibi sevebilecek bir erkek istiyorum" cümlen oldu. Gülümseme ressamın erkeklikle ilgili olan sorunu nedir anlayamadım? sonrasında ressamımızın birden çok ünlü olup sergiler açmış olmasıda mükemmel bir gelişme. sanatla uğraşan herkes (biz dahil) birden yapıtlarımızın fark edileceğini, anlaşılacağını ve çok rağbet göreceklerini sanıyoruz sanırım ama öyle olmuyor. Gülümseme onlarca yüzlerce denemeden sonra ancak bir yada iki tanesi beğeni görüyor. bunu bildiğim için senin ressamın 6 ayda alıp yürümesi bana pek inandırıcı gelmedi.

anlatımın akıcı ama sona ulaşmak için olayları atlıyor gibisin. tabi gereksiz detaylarla öykünü uzat demiyorum. sadece çarpıcı ayrıntılarla biraz süsleyebilirsin. bu süsler öyküyü dahada anlaşılır kılacaktır.

son olarak demek istediğim klişe olan konulardan kurtulman ve çarpıcı karakterler çizmen çok önemli. buna benzer bir yorumu senin sorgu sahnesini anlattığın bir öykün için de yapmıştım. tabi ben yorum yaptım diye illa uyman gerekmiyor. Gülümseme sonuçta bende meydanı boş bulmuş cengaverim.

kolay gelsin,
sevgiler,

Logged
n.firuze
Yazar
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 138



« Yanıtla #2 : Mayıs 05, 2010, 09:06:23 ÖÖ »

Merhaba Author,

Hikayen girişine göre farklı ilerledi, bendeki hastalık sende de var (: "tekrar" bi kaç yerde gereksiz tekrarların var onları düzeltebilirsin. Şafak beye katılıyorum (: Bende hikayeni tekrar gözden geçirmeni tavsiye ederim.
iyi çalışmalar.

Şafak bey hocalarımız elbette gereken eleştiriyi yapacaktır bizde yorumumuzu eklesek daha iyi olmaz mı?
Logged

"Kaderin defterini yırtıp kendi cümlelerinizi yazamazsınız!"
Şafak Çelik
Yazar
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 110


« Yanıtla #3 : Mayıs 05, 2010, 11:52:11 ÖÖ »

N.Firuze hanım merhaba,

ben zaten yorumumu yaptım. Gülümseme Hocalarımızın uzun süredir yorumda bulunmamasını da kendi yorumumun yanlışlarına kılıf olması için kullandım sadece. Gülümseme

kesinlikle doğru yada yanlış düşünmeden her yazı için yorum yapılmasının önemli olduğunu düşünüyorum. tabi bu konuda üstadlarımızın doğruya yönlendiren yorumları benim naciz yorumumdan daha değerlidir diye düşünüyorum.

sevgiler,

Logged
nazmiye denizer
Administrator
Köşe Yazarı
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 536



« Yanıtla #4 : Mayıs 05, 2010, 09:40:10 ÖS »

arkadaşlar devam edin, yazmaya da eleştirmeye de. burada hepimiz hem öğrenci hem öğreticiyiz.
sevgili şafak sen de bu eleştrilerin en çetinini almış birisin. hastaneye yanıma geldiğinde  öykün kıyıda'yı  konuştuğumuz günü hatırla. en sonunda özlem de dahil kahkahalarla gülmüştük:)
fakat son hikayen, o kadar harikaydı ki okumayı bitirmeden aramıştım biliyorsun...  
Sevgili N.firuze de az çok birşeyler hatırlar bu konuda:)
öyle görünüyor ki eleştiri bizim tekelimizden çıktı el değiştirdi serin selvide...
hayırlı olsun devam edin arkadaşlar...
« Son Düzenleme: Mayıs 05, 2010, 09:42:03 ÖS Gönderen: nazmiye denizer » Logged
author
Yeni Üye
*
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 19


« Yanıtla #5 : Mayıs 06, 2010, 11:51:39 ÖÖ »

öncelikle yazıyla ilgili yapmış olduğunuz yorum için çok teşekkür ederim. şimdi gelelim hikayeme

yazmış olduğum hikaye bir çalışma yazısı. yani belirli nesneler üzerine kurulu ve her nesnenin belirli anlam taşıması gereken bir hikaye. bu nesneler, yüzük, tablo, jilet, ruj ve çizmeydi. kurguyu yaparken içinde bunların da var olduğu bir hikaye yazmam gerekiyordu. bu kadar kısıtlayıcı şeyin olduğu bir hikayede takdir edersiniz ki belli başlı mantık hataları ve yanlışlıklar olabiliyor.

sıradan bir evlenme teklifi konusunda haklısınız; ama zaten ressamın onu bile yapacak durumu yoktu. kötünün iyisi yani  "gerçekten erkek gibi sevecek bir erkek istiyorum." cümlesi ise aslında ressamın bir kadın olduğunu ve bu ilişkinin bir eşcinsel ilişki olduğunu vurguluyor. yazının başındaki yer alan tablodaki kadın ise ressamın kendisi.oradaki ulaşmak istediği şey jilet; yani erkeklik sembolü kendinde ise var olan şey kadınlığın en belirgin sembollerinden olan rujdu. aynı şeyi tam olarak son tabloda da görebilirsiniz. artık tablodaki kadın tam anlamıyla erkek olmuştur.

bana göre eşcinsel bir ilişki gayet alışılmışın dışında bir yaklaşımdı. hatta bu hikayenin türkiye'de geçmesi bile büyük hatalarımdan biriydi. ancak dediğim gibi beni kısıtlayan bir o kadar şey olunca ve tüm bunları yalnız 2 sayfada anlatacak olmanın verdiği sorun da eklenince biraz daha törpüleniyor hikaye.

okuduğunuz ve yorumladığınız için tekrar teşekkür ederim.
Logged
Şafak Çelik
Yazar
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 110


« Yanıtla #6 : Mayıs 06, 2010, 03:42:07 ÖS »

Author merhaba,

öykün için seçtiğin nesnelere bir lafım yok. sadece resim almak isteyen adam birden çizme almaya karar verince şaşırıyor insan. tabi sonunda onun patron olduğunu anlıyoruz. patron ressama çizmeler için para verirken aslında eşcinsel olan ressamın sevgilisini çaldığı için kendince özür mü diliyor? yoksa patron tekredilen diğer bayanı da teselli mi etmek istiyor? peki esma nasıl bir anda karar değiştirip heteroseksüel oluyor? ayrıca eşcinseller evlenme teklif ederler mi? en azından Türkiyede yasalar buna müsade etmiyor. dolayısıyla boş bir teklif olacaktır. bu durumda başar illa kalıplara uygun bir evlenme teklif etmek durumunda değil. bu evlenme teklifi daha çok bir oyun gibi olur. ben başarın yerinde olsam bütün o evlenme teklifi kalıplarıyla dalga geçen bir evlenme teklifi düzenlerdim. örneğin müzik olarak müzlüm gürsesten bir hayat yetmez ki çalardı. bir piknikte evlenme teklif ederdim. yüzük olarakta küçük pembe bir lastik toka verirdim. zaten benim gibi düşünen sevgilim beni anlayacaktır.

üstad bence başarın kadın olması senin hikayeni diğerlerinde farklı kılıyor ama başarın kadın olduğunu hissettirecek düzenlemeler yapman lazım.

yüreğine sağlık,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer: