author
Yeni Üye
Offline
Cinsiyet: 
Mesaj Sayısı: 25
|
 |
« : Haziran 26, 2011, 07:06:03 ÖS » |
|
Her şey eskisi gibi olmalıydı. Bu seferki için, haber çok önceden gönderilmişti. Doktor Alfred, bu veda oyununu düzenlediğinde bu kadar çok kişinin gelebileceğini tahmin etmemişti. Dostlarına böyle bir oyunu oynayacağı için oldukça sabırsızlanıyordu. Herkesin evine yollanan papürüslerde oyunla ilgili bilgiler vardı. Gösteri, tüm çağırılanların çocukluğunun geçtiği Saint Maria kilisesinde yapılacaktı.
İnsanlar yavaş yavaş kiliseye yaklaşırken gördükleri karşısında büyük bir şaşkınlık içerisindeydiler. Hiçbiri Saint Maria’yı bu şekilde görmeyi beklemiyordu. O büyük ve ihtişamlı kapısı eski yerinde değildi. Çürümüş bir şekilde bahçenin köşesinde hatırlanmayı bekliyor gibiydi. Belki de tek dostu , yanında yatan ve yıllardır sesi çıkmayan kilise çanından başkası değildi. Tüm bu harabe içinde kapıda gelenleri ağırlayan görevli, insanların kiliseye nasıl dehşet içinde baktıklarını izliyordu.
Misafirler, evlerine gönderilen papürüse sarılı tiyatro jetonlarıyla içeriye giriyorlardı. Her şey, yıllar öncesini birebir hatırlatmıştı insanlara. Yıkık bir kilise, papürüse hazırlanmış davetiye ve tiyatro jetonu… Son akla geleni unutmak isteseler de, bu pek mümkün görünmüyordu. Bir bakıma oyunun amacı da buydu. Küçük Lethi, hastalığından kurtulmak için böyle bir yerde tanrıya yalvarmıştı. Ne var ki hastalıktan önce uçaklar ve tanklar almıştı onun hayatını. Ufak bir umudu dahi olsa, bunu oğluna söylemek için günlerce beklerdi Alfred. Oğlunu kanserden kurtarmaya çalışırken savaşa kurban etmenin acısıyla sarsılmıştı.
Kilisede insanlar yerlerini alırken, Alfred perdenin arkasından oturanları izliyordu. Oğlunu canlandıravak olan çocuğa bakıp gülümsedi. Bir an için kendi oğluna bakıyor gibiydi. Neden sonra kendine geldiğinde, sahne düzenine tekrardan göz attı Alfred. Sahne bir labaratuvar gibi hazırlanmıştı. Küçük bir masa, iki tane sandalye ve masanın üzerinde deney aletleri yer alıyordu. Perdenin açılmasıyla Alfred ve oğlu sahneye çıktı. Oğluna bir babadan çok, bir doktor gibi davranıyordu. Oyun ilerledikçe Alfred daha da tedirgin oluyor, oğluna gerçeği; onun kanser olduğunu söylememek için, çok fazla çaba harcıyordu. Alfred, masanın üzerinde duran mikroskoptan lameli alıp oğluna doğru yürüdü. “Bunu görüyor musun evlat? Bunun üzerindeki kan senin vücudundaki mikrobun varlığını gösteriyor.”. Çocuk pür dikkat doktorunu dinlemeye devam etti. “Şimdi bunu bir kağıda saracağım ve sen de kiliseye gidip dua ettikten sonra bu kağıdın içindeki camı kırıp kilisenin bahçesine gömeceksin.” dedi Alfred. Çocuk, babasının sözlerini dikkatle dinledikten sonra cebinden bir bilye çıkarttı. “Bunu bana annem hastalandığında vermiştin. Ben onu kıramadım. Eğer bunu da kıramazsam ben de ölür müyüm?” diye sordu küçük Lethi. İzleyenlerin çoğu sessizce akan göz yaşlarını elleriyle silerken, bir an olsun gözlerini kırpmadan sahneye bakıyorlardı. Seyircilerin kendilerini koyuvermeleri an meselesiydi. “Sen dediğimi yap. Kiliseye git ve tanrıya dua et.” dedi Alfred.
Oyun son sahnesine hazırlanmış; tamamıyla boşaltılmıştı. Lethi, kilisenin yıkık duvarlarına bakıp yalvarıyordu. Hastalığı her ne ise, yok olması için dakikalarca dua etti. Elindeki bilye ve lamele bakıp “Tanrım annemi aldın, ne olur beni de yanına alma. Daha çok küçüğüm, bir şans daha istiyorum.” dedi. O sırada kilisenin içinde top sesleri duyulmaya başladı. Kilise bombalanıyordu. Bir anons, papürüslerin arkasında yazan küçük notların okunmasını istedi. Notta; tiyatro jetonlarının papürüsün içine konduktan sonra sahneye atılması gerektiği yazıyordu. Lethi, sahneye atılarınların hepsini toplayıp, yere attıktan sonra parçaladığı bilye ve lamelle birlikte kilisenin bahçesine gömdü. Ardından sanki yıllardır beklediği an gelmiş gibi elindekileri gömdüğü yerin üzerine uzandı ve uykuya daldı.
|