Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Ney "Ney"e Denir ki  (Okunma Sayısı 314 defa)
Turan Leventoğlu
Global Moderator
Yazar
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 149



« : Kasım 08, 2009, 09:52:22 ÖÖ »

Yakın Doğu’nun en eski sazlarından olan ney, İslam tarihi boyunca hem saray, hem halk, hem de sufî musikilerinde kullanıldı.

1582’den önce yapılmış İran veya Osmanlı minyatürlerinde ney, çok ince, uzun ve başpâresiz olarak resmedilmiştir. İlk kez Surnâme-i Hümâyun’da, daha geniş çaplı ve başpâreli neyler görülür. 16. yy’a ait Codex Vindobonensis’te bir kadın neyzen gravürü vardır. Burada başpâre çok açık biçimde görülür. Bunlara dayanılarak, saza başpâreyi, 16. yy’ın sonlarında Osmanlıların eklediği söylenebilir.

Evliyâ Çelebi’nin zikrettiği on büyük neyzenden altısı Mevlevîdir. 1720 tarihli Sûrnâme-i Vehbî’deki minyatürlerde, hem Mevlevî neyzenler, hem de profan (hiçbir dinî vasfı olmayan) neyzenler görülür. 19. yy’da Mevlevî olmayan neyzen yok gibiydi.

Hz. Mevlânâ’nın Mesnevîsi’ne neyden bahsederek başlamış olması da neye kutsî bir sıfat kazandırması bakımından önem taşır. Kaynaklar Hz. Mevlânâ’nın meclisinde de ney üflendiğini ve “Hamza Dede” isminde bir neyzeni olduğunu ifâde etmektedir.

Ali Ufkî’nin saz listesinin sonlarına doğru andığı ve “zarif şarkılara eşlik eden sazlardan biri” diye nitelediği ney, 17. yy’ın sonlarında, tanbur ile birlikte, bütün sazların en itibarlısı durumuna geldi

18. yy’ın sonunda Abdülbākî Nāsır Dede, Tedkıyk u Tahkıyk başlıklı eserinde, makamların nasıl icrā edileceğini ney üzerinde tarif etmiştir. Oysa o güne kadarki edvārlarda, perdeler çoğunlukla udun sapı üzerinde gösterilmişti.

19. yy’ın ikinci yarısında büyük ölçüde Mevlevîhānelere münhasır kalan ney, 20. yy’da radyo yayınlarında, klâsik Türk mūsikîsi programlarının vazgeçilmez unsurlarından biri durumuna geldi.

“..... İnce-uzun boyu, birbirine sarılan boğumları, sararmış rengi, içten gelen feryadları, figanları aksettiren sesi ile, büyük Mevlânâ’nın ilahi vecid ve aşkının lirik bir sembolü olan Ney, şu sûretle onun hitap ettiği geniş zümre içinde, hatta dışında kutsî bir önem kazanmış ve her asırda bu sazı çalmakla, daha doğrusu Ney üflemekle ün kazanmış bir çok değerli sanatkârlar yetişmiştir; meselâ, hepimizin çok iyi tanıdığımız seyahatnâmesinin cildleri arasında sık sık dolaşmaktan zevk aldığımız Evliya Çelebi, muhtelif ülkelerde senelerce süren uzun seyahatlarının her çeşit intibalarını en küçük teferruatına kadar bize saf, tatlı bir uslûb ve edâ ile anlatırken, İstanbul’da tanıdığı,dinlediği neyzenler hakkında şu malûmatı bırakmıştır.                                 

“Sazendagân-ı neyzenan ... bu neyzenlerin serefrazı Beşiktaş Mevlevi hânesi’nin şeyhidir.Mevlevî Derviş Yusuf’un Ney çaldığını işitenlere ol kadar rikkat-i kalb hasıl olur ki,zarûr-i bûka ederler.Berber Ömer Çelebi, Saraç Ahmed Çelebi, Kefeli Derviş Ahmed Derviş Süleyman-ki  Kasımpaşa  Mevlevi hânesi’nin neyzen başıdır,Siyahî Ahmed Bey,Torlak Dede, Yastır Hasan Paşa, Derviş Kasım,Küçük Derviş Ahmed-ki Kulekapısı     Mevlevi hânesi’ndedir,bunlardan başka yüz altmış kadar daha vardır...)”

             “ Yeryüzünün en eski ve en medeni milletlerinden biri olan Mısırlı’lar nezdinde,pek eski zamanlardan beri doğru tutularak üflenen düdüklerle,eğri tutularak çalınan Ney’lerin her ikiside kullanılıyordu.Mısır tarihçileri Ney’in icadını tanrı Osiris’e isnad ederler.Bu tarihçilerin bir kısmı Osiris’in icad ettiği Ney’in ( Lotus ) denen kamıştan,diğer bir kısmı da ayı bacağının kemiğinden yapıldığını ve gayet çok sesli olduğunu yazmaktadırlar.Mısırlı’lar Ney’lerin doğru tutularak üflenenlerine ( Mam yâhut Mm ),eğri tutularak üflenenlerine de ( Sebi ) adını vermişlerdi.Mısırlılar arasında çifte Ney’lerede rastlanmıştır.Bu çeşit Ney’leri kadınlar çalarlarmış.Ayrıca Tevrat’ta adı geçen ( Hagub ) isimli çalgının da yan yana dizilmiş gayri müsavi uzunlukta bir takım kamışlardan yapılmış olduğuna göre asıl adı ( Mûsîkâr ) olan fakat bizim ( Miskar ) dediğimiz âletten başka bir şey olmadığı anlaşılmaktadır.Asurîler, Fenikelililer gibi diğer Şark milletleri arasında da nefesle çalınan mûsikî âletlerine tesadüf edilmiştir.Biz Türkler arasında mızraplı ve vurgulu mûsikî âletlerinden başka nefesle çalınan sazların tarihide pek eskidir. Elimizde mevcut muteber bir lügat kitabı olan ( Burhan Katı ) adlı eserin Ney maddesinde şu izahat vardır:

             “(Ney, saz aksamından maruf düdüktür. Arabî’de mizmar denir; birkaç türü vardır. Battal, Şah Mansur, Girift, Çığırtma ve kaval da aynı ailedendir. (Buk) manasındadır ki, cenkte çalınan borudur. Tunç’tan olmakla Nay-i Ruyin ve Nay-i Ruyine dahi derler. Nefir dedikleri budur; hâlâ vüzera mehterlerinde çalar. Nay-i Türkî Hıta ve Huten Türkleri’ne mensup bir buçuk arşın miktarı bir borudur.Düdük gibi delikleri vardır ve bir kattır;başı deve başı gibi eğridir.Âvâzı dünyayı velveleye verir. Nay-i Türkî, bazıları katında ( Sur Nay )dır ki, Türkî de tahrif ile Zurna dedikleridir.( Sur ) ile ( Nay ) dan mürekkebtir.( Sur ) ferah, düğün, iyş ve işret manasındadır ve bir takım Nay maddesinde zikrolunan borudur ki Hıta ve Huten Türkleri’ne mahsustur.)”

             “ XV. Yüzyıl Türk müverrih ve musikîşinaslarından Ahmed Oğlu Şükrullah,Türkler arasında kullanılan çalgıların isimlerini ve bunların nasıl yapıldıklarını anlatan,Yıldırım Beyazıd’ın oğullarından İsa Çelebi’ye ithaf etmiş olduğu eserinde, mizmar ve Pişe adlı nefesle çalınan iki âlet hakkında şu malûmatı vermiştir:

“(Mizmar diye bir Nay ‘a derler ki, ol Nay’i iki parçadan düzerler.Bir parçası kara kamıştan ve bir parçası ağaçtan ola ve ol ağacı dahi kamış gibi yonalar ve düzeler ve içini deleler ve anın uzunluğu bir karış bir parmak ola ve iki ucunda dahi bile ikişer kavme parmak kadarı koyalar.Geri kalanı yedi bölük edeler.Her iki bölüğünde bir delük dahi deleler.Ama geniş delmeyeler;ardından yana deleler.Ama ol deliğin ikisinin arası beraberinde deleler.Ve kamıştan olan parçanın dahi uzunluğu bir karış ve parmaktan artukça olmak gerkir.Ve eğer Mizmar’ın uzunluğu bir karış ve bir parmaktan artuk olursa, deliklleri dahi genişçe deleler ve Mizmar’ın aslı şu Nay parçasıdır ki,ol ağaçtan düdükleri Nay’ı onun üstüne bağlayalar ve ilâh...)”

            “ Şu verdiğimiz kısa izahtan anlaşıldığı üzere,umumiyetle nefesli sazlar ve hususiyetle Ney ile bu fasileden olan âletlerin Türkler arasında yapılmış olması çok uzak geçmişe götürebilir. Bugün hâlâ dinlemekte olduğumuz Ney’in özelliklerini şöyle tarif ve izah edebiliriz: Ney, birbirine eşit dokuz boğumdan ibaret, kuru içi boş bir kamıştır. Ağız tarafına gelen kısmına kuru boynuzdan yapılan ve (Beşpâre) denen bir ağızlık konur. Bu ağızlığın çapı, kamışın çapından azdır; dudaklara değen deliğin çapı 15-17 milimetre kadardır. Ney’ler, isimlendirildikleri akortlara göre muhtelif uzunlukta olursa da, esas Ney (Mansur) denen akorddadır. Bu Ney’lerin (Lâ) perdesinin titreşimi, dünyaca kabul edilen (La Diyapozan)’a uygundur”.

            “ Ney’lerin akordları Mansur’dan itibaren değiştikçe uzunlukları kısalır; pestleştikçe boyları uzar. Ses genişliği umumiyetle üç 16, 17, 18-20-21-22 bölümlerinde birer delik; ayrıca 13. kısmın arka tarafında da bir delik açılmıştır.”

            “ Ney ve Nısfiye belli iklimlerde yetişen kamışlardan yapılır.Neyzenler arasında en makbul kamış, Şam’ın kuzeyinde (Aynî Zerka) denen yerde yetişen kamışlardır. Ağız tarafına gelen kısmı geniş, uca doğru gittikçe incelen ve ( Keler ) denen kamışlar diğerlerine tercih edilir. Ney uzun zaman üflenerek rengi gittikçe koyulaşır ve elli seneden fazla kullanılmış Ney’ler, havada bulunan Karbonik Asid’le birleşerek koyu kırmızı bir renk alır.”

            “ Ney, Türk Mûsikî Âlemi’nde Tanbur ‘dan sonra en çok rağbet  kazanan bir sazdır. Her devirde yüzlerce neyzenin yetişmiş olduğunu tarih kaynaklarından öğreniyoruz. Ney’in en çok yapıldığı ve öğretildiği yer eski Mevlevîhanelerdir; çünkü Mutasavvıf Mevlânâ Celâleddin Rumî Hazretleri ulûhiyetin, kâinatın esrarını bu sazın dilinden anlatmak isteyerek söze başlamıştır.”

            Ney’ler “ Esas Ney’ler, Mâbeyn ( ara ) Ney’leri, Nısfiyeler” yâni  bir sekizlik daha dik sesli olanlar olmak üzere üç’e ayrılır.

            Ney kelimesinin anlamı, Farsça kamış demek olan “Nay” kelimesinden kaynaklanır. Batı ülkelerinde de bu ada benzeyen ya da bu adı hatırlatan sözlere rastlanır. Yukarıdan beri anlatıldığı gibi nefesli sazların kökeni Orta Asya’ya kadar uzanır. Türk kültürlerinin içinde eriyerek, sürekli bir etkileşim içinde biçim değiştirerek gelişen bu güzel saz son şekli oldukça geç almıştır. Doğu’da, Türk ve İslâm ülkelerinde Ney çalanlara “Neyzen, Nayzan, Nayî”gibi adlar verilir

1-      Esas Neyler:

Esas Neyler, bir “Bûselik” dizisinin her perdesi dikkata alınarak hazırlanmış yedi tür    Neyden ibarettir; yâni (480) frekanslı Diyapozon sesi ( La ) kabul edilmiş, neyler buna göre yapılmıştır. Bu perde Mansur’da Dügâh, Şah Ney’de Bûselik, Davud Ney’de Çargâh, Bolahenk’te Neva, Süpürde’de Hüseynî, Müstahzen’de Acemaşîran, Kız Neyi’nde Rast’tır.

2- Mâbeyn ( Ara ) Neyler:

Bûselik  dizisinin tam sesleri ikiye bölünerek elde edilen seslere Mâbeyn ( Ara ) sesler, bu sesleri veren neylere de  Mâbeyn ( Ara ) Neyler denmiştir. Bu perdeler Mansûr Mâbeyn’inde Kürdî, Davud Mâbeyn’inde Nim Hicâz, Bolahenk Mâbeyn’inde Nim Hisâr,  Müstahzen Mâbeyn’inde Evc, Kız Mâbeyn’înde Nim Şehnaz’dır.

2-      Nısfiyeler:

On iki Ney’in her türünün bir oktav tiz sesini veren neylere Nısfiye denir. Bu da her Ney türünün bir de nısfiyesinin bulunması demektir. Neyler Kaba Rast’tan Tiz Gerdaniye’ye kadar ses çıkartan, dinî ve dindışı mûsikîmizde en çok aranan, sevilen, büyük ustalar yetiştiren mûsikîmizi en içli duygularla seslendiren bir sazdır.Türk Mûsikî tarihi sayısız neyzen bestekârlarla doludur. İcrası çok güçlü olduğu halde, öbür özellikleri için daima tercih edilmiştir.

          GİRİFT

 

          Bir Ney türüdür; yedisi aynı hizada, bir biraz yan tarafta olmak üzere sekiz delikli nefesli bir sazdır. Perde sayısı sınırlı,icrası güçlü bir saz olduğundan kullananı çok olmamıştır. Kullanan en son sanatkâr Giriftzen Asım Bey’dir. “... Lügat kitaplar,girift kelimesinin çeşitli manâları  arasında, bu kelimenin mûsikî ile ilgili taraflarını şöyle açıklamışlardır: ( Saza nâliş vermek manâsındadır; yâni telli sazların telleri üzere parmakları bir gûne hareket ettirmektir ki, sazın nağmeleri dalgalı, cevherli, ve ezgili zuhur eder.) Ayrıca halk dilinde karışık, çapraşık, içinden çıkılması zor şeylere sıfat olmuştur. Kanaat ve tahminimize göre, bu âlete bu ismin verilmiş olmasının sebebi, bu sazın nefesle çalınan diğer sazlara göre daha çapraşık ve girift olmasından ileri gelmiştir.”

          “Saz olarak Girift de Ney gibi içi boş bir kamıştır. Ağıza gelen tarafında ( Başpâre ) si vardır. Delikleri Ney’den bir fazla olup yan taraftadır.Girift’ten çıkan sesler bir buçuk oktav kadardır; şu halde çalınışındaki ve bilhassa bazı makâmları layıkîyla icrâ edilmesindeki güçlük ve çıkan seslerin azlığı bakımından, Ney’e nazaran daha ibtidâî ve eksik bir sazdır. Bundan dolayı muhtelif asırlarda yaşamış olan bir çok neyzenler arasında tek tük giriftzene rastlanır; meselâ, Üçüncü Selim, İkinci Mahmud devirlerinde yaşamış olan Musahib Said Efendi, Ney’den başka Girift’le de meşgul olduğundan, neyzen ve giriftzen olarak meşhur olmuştur. Saray’da yapılan küme fasıllarına bazen Ney, bazen de Girift’le iştirak ederdi. 1822’de ölen Mehmed Nuri Efendi de bu devrin neyzen ve giriftzenlerindendir ”           

http://yavuzalp.blogcu.com/ney-neye-denirki_14806431.html
Logged
Elif Erol
Yeni Üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 8



« Yanıtla #1 : Kasım 08, 2009, 10:02:29 ÖÖ »

Bilgilendirdiğiniz için teşekkürler..
Logged

Zambaklar en ıssız yerlerde açar..
İFFET
İFFET
Global Moderator
Yazar
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 153



WWW
« Yanıtla #2 : Kasım 08, 2009, 09:55:44 ÖS »



Levent Turanoğluna sonsuz teşekkürler. Ney hakkında böyle etraflı bir bilgiyi bize harırladığı için.



NEY
                                                İskender pala

            Derler ki ney, ilkin Dâvud peygamberin Mezâmir’inden ilham alarak fısıldamaya başlamıştır ilâhî hakîkati.
            Derler ki Efendiler Efendisi, aşk-ı hakîkînin sırrını Hz. Ali’ye emânet ettiği vakit, o, bu sırrın yükü altında ezilmiş ve gidip Medîne dışında bir kör kuyuya söylemiş içindeki mânevî emâneti. Allâh’ın arslanı  Ali’nin dayanamadığına bir kör kuyu nasıl dayansın; coşup köpürmüş çok geçmeden ve taşıp akmış, aşk sırrını söyleye söyleye kuyucuk. Coşkun bir nehir, taşkın bir çağlayan olduğu vakit, kıyılarında sazlıklar oluşmuş, ve bir gün, bir çoban kamışlardan birini kesip muhtelif yerlerinden delerek üflemeye başlamış. Bu ses, özge bir ses imiş meğer, daha önce kimsenin duymadığı bir ses, daha önce kimsenin söylemediği sırları söylemekteymiş yana yakıla; kavura kuruta. Sesi duyan gönüllere geçmiş coşup taşma sırası, ve bu defa da İslam coğrafyasında yankılanmış ebedî aşkın ilâhî sırrı.
            Şarkın ulvî heyecanlarının ve ölümsüz aşk mâcerâlarının ifâdesinde ney en lirik, en hazin ses kabul edilir bu yüzden ve ney ile üstün insan arasında bir benzerlik kurulur dâimâ.
            Derler ki neyin bağrı delik deşik ve iç yanıktır; aşk ateşiyle içi yanan, dışı pâre pâre olan insan da öyle..
            Derler ki ney aşk için toprağı ve suyu bırakmıştır; tıpkı İlâhî aşk yolunda mâsivâyı (dünyaya ait her şeyi) terkeden insan gibi..
            Derler ki ney hasret ve derin ayrılık nağmelerini söyler dâimâ; neyistandan ayrıldığı için ... İnsan da can bezminden kopuşunun yanık hüzünlerini yaşaya yaşaya yükselir yüce mertebelere.
            Kâlû-Belâ’dan bu yana uzayan bir derin hikâyedir bu... Bir vuslat özleminin naz haline getirilmiş şikâyeti...
            Ney ki, Mevlânâ Celâleddin çağında, daha evvel hiç olmadığı ölçüde ulvîleşmiş ve aşk sırrını alevden sesler haline getirip sihirli bir nağmeye dönüştürmüştür.Nitekim Mesnevî’ye onun açtığı kapıdan girilmesi delildir buna:

                                      Bişnev ez ney çün hikâyet mî-koned
                                      Ez-cüdâyîhâ şikâyet mî-koned

            Nahifî diliyle söyleyelim:

                                    Dinle neyden bak hikâyet etmede
                                    Ayrılıklardan şikâyet etmede

            Mevlâna ve ney... Ne büyük tenâsüp!?..
            Bu tenâsüp, Türk halkının gönlüne akseden şu dizelerde yaşayacak her dâim:

                                    Neye halketti deme hazret-i Mevlâ nâyı
                                    Halka bildirmek için hazret-i Mevlânâ’yı   

 

Logged

Her yüzün bir hikayesi vardır...

http://www.sinova.blogcu.com
serinselvi
Administrator
Yazar
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 101



« Yanıtla #3 : Kasım 08, 2009, 10:07:40 ÖS »

Ney deyince Erguner ailesini bilmeyen yoktur. Neyzen Ergunerler beş kuşaktır müzisyen olan bir aile. Neyzen bestekar  torun Süleyman Erguneri'n eşi Alev Erguner  Kadıköy Halk Eğitim Merkezi'nde  Türk Sanat Müziği  koromuzun  şefiydi. Aslında hocamız hala orada ama ben gidemiyorum ne yazık ki. Besteleri de olan Alev Erguner çok iyi icracı ve kanun çalıyor. Çalışmalarımız sırasında zaman zaman eşi Süleyman Erguner'i de dinleme şansımız olmuştu. Alev Erguner hocamız bu dinletilerde eşine kanunla ve sesiyle eşlik etmişti.

Birkez de modern yorumcu Neyzen Mercan Dede'yi dinlemiştim Kuruçeşme Areneda. O da ney'i  farklı yorumlayarak  doğuya özgü Sufi müziğinin ilahi geleneğini çağdaş müziğin tınılarıyla birleştirip  eski ile yeniyi, Doğu ile Batı'yi birleştirmişti.

Güzel günlerdi vesselam. Anımsattığınız için teşekkürler  Turan bey...    
« Son Düzenleme: Kasım 08, 2009, 10:19:21 ÖS Gönderen: serinselvi » Logged
monaroza34
Forum Yazarı
****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 258



« Yanıtla #4 : Ocak 09, 2010, 04:52:03 ÖS »

İnsan Gerçeği Neyin Yapısında Gizli

"Yüzyıllardır  devam eden tasavvufi akımlarda  özellikle Mevlevi dergahlarında neyin daha çok bu özelliğiyle ön plana çıktığını anlatan Ömer Usta,şöyle devam etti:
“Neyzenin tek başına kalınca dertleşip söyleşebileceği kadar insai özellikler yüklenen ney ,her şeyiyle insanı anlatır.insanı bu kadar güzel ve eksiksiz anlatan bir başka sazın olmadığı söylenir.Tasavvufi inanca göre,bir neyin 100 binde1kamıştan yapıldığı rivayet edilir.bu durum ise 100bin  insan arasından sadece bir kişinin nefsi,arzularını yenerek olgunluğa erişebildiğini sembolize ediyor.
Neyin üzerindeki 9 boğum, insanın sadece misafir olduğu dünyaya 9 ayda  yolculuk ettiğini,üzerindeki 7 nota perdesi ise insanın kemale erme yolunda baş etmesi gereken 7 kat nefse sahip olduğunu anlatmaktadır.çıkardığı büyüleyici ses ise kişinin Allah(c.c) ‘a ulaşma özleminin işareti kabul ediliyor.”
 
                                                          2003/vakit gazetesinden bir alıntı-
Logged

"zambaklar en ıssız yerlerde açar,
ve vardır her vahşi çiçekte gurur."
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer: