erturanelmas
Yeni Üye
Offline
Mesaj Sayısı: 3
|
 |
« Yanıtla #2 : Mart 09, 2009, 09:59:41 ÖS » |
|
ANLATIM BOZUKLUKLARI (Sözcüklerden Kaynaklananlar)
Hiç okula gitmemiş insanlarımızdan en meşhur yazarlarımıza kadar herkesin az veya çok yaptığı anlatım yanlışları kelimeleri kullanmaktan kaynaklanır. Bu yanlışları; eş anlamlı kelimeler kullanmak, bazı kelimeleri gereksiz kullanmak, anlamca çelişen kelimeler kullanmak ve bir kelimeyi veya deyimi yanlış kullanmak şeklinde özetleyebiliriz.
İslâmiyeti kabul edip de İslâm kültürü dairesine girince doğal olarak Arapça ve Farsçadan, önce “Allah, namaz, ezan” gibi dinle ilgili kelimeleri; daha sonra günlük hayatımızla ilgili “aile, fert, hür” gibi kelimeleri aldık. 1839 Tanzimat fermanından sonraki Batılılaşma çalışmaları sonucunda dilimize Fransızcadan ve İngilizceden kelimeler girdi.
Cumhuriyet döneminde Atatürk’ün isteği ve direktifleriyle Türk Dil ve Tarih Kurumu kuruldu. Türk Dil Kurumunun gayretleriyle dilimizi özleştirme çalışmaları başlatıldı ve bu yolda epey mesafe kat edildi. Fakat bu arada bazı karışıklıklar yaşandı. Türk Dil Kurumunun türetip halkımızın beğenisine sunduğu bazı kelimeleri kullanma gayreti içinde olan halkımız bu kelimelerin Arapça asıllısını da unutamadı ve böylece eş anlamlı kelimeler kullanma yanlışına düştü.
Konuşmalara dikkat ediniz: “meselâ örneğin” , “imkân ve olanak yok” , “Türk milleti, ulusu” , “henüz hâlâ yanıt bulamadım” , “tebrik ve kutlama mesajı”, “saygı ve hürmetlerimi sunarım” , “ben politika ve siyaseti bilirim” , “Türkler hür ve özgür yaşamak ister” , “mağaza ful doluydu” gibi çok bariz yüzlerce anlatım yanlışına şahit olacaksınız.
Bugüne kadar on beş okul ve dershanede çalıştım. Öğretmenler kurulu yapılmadan önce gündem maddeleri belirlenir ve son madde hep “dilek ve temenniler” olur. Okul müdürlerine hep sormuşumdur: “Müdür bey, dilek ve temenni ne demek?” Doğal olarak soruma soruyla cevap almışımdır: “Sen edebiyatçısın, sen söyle.” Bu kelimelerin eş anlamlı olduğunu, ikisini birlikte kullanmamak gerektiğini söylememe rağmen hiçbiri tavsiyeme uymazdı.
Eşim İstanbul’da çalışan oğlumuza her gün mutlaka telefon açar ve her defasında “Oğlum sağlığın sıhhatin nasıl?” diye sorar. Defalarca uyardığım halde bu yanlıştan vazgeçmez.
Boşuna mı bir düşünür “Kötü alışkanlıklar paslanmış çivilere benzer; onları söküp çıkarmak zordur.” demiş?
Buna benzer anlatım yanlışlarından biri de anlamdaş deyimlerle kelimeleri birlikte kullanmaktır. ”Eli sıkı ve cimri bir insandı.” , “Ne pahasına olursa olsun mutlaka geleceğim.” , “Oraya ayda yılda bir seyrek giderim.” , “Bu ilaçları çocuğa iki günde bir, gün aşırı vereceksiniz.” , “Hiç olmazsa bari bir telefon açsaydı.” gibi…
Bu örneklerde şunu ifade etmeye çalışıyoruz: Meselâ ve örneğin eş anlamlı kelimelerdir. Bunları birlikte kullanmak anlatım yanlışıdır. Böyle bir durumda anlamdaş kelimelerden biri tercih edilmelidir. Siz örneğin dersiniz, başkası meselâ’yı tercih eder. Gereksiz kelime kullanmak bu örneklerden farklı bir anlatım yanlışıdır.
Bildiğiniz gibi mankenler yaşlanıp da podyuma çıkamayınca televizyon kanallarında sunuculuğa soyunuyor. Bunlardan biri yanına bir kameraman almış İstiklâl Caddesinde dolaşıyor ve bazı vatandaşlara sorular soruyor:
–Bugünkü cumhurbaşkanımız kimdir? –Abdullah Gül. –Tebrik ederim, soruyu doğru bildiniz.
“Doğru bildiniz” ne demektir? Bilmek fiilinin içinde “doğru olmak” yok mudur? Ya “Soruyu doğru cevapladınız.” demelidir veya sadece “”Soruyu bildiniz.”…
Çevrenizde “Filanca kişi kendisini intihar etmiş.” ifadesini kullananlar mutlaka olmuştur. “intihar etmek” zaten kişinin kendisine yönelik bir eylemidir. Ya “Kendisini öldürmüş” veya sadece “intihar etmiş” denmelidir.
Meşhur bir şarkıcımız televizyondaki şov programında bir konuk sanatçıya: ”Ay şekerim, bu takma peruk sana çok yakışmış.” demişti. “Peruk” takma saç anlamına gelir. Takma diş diyebilirsiniz, çünkü dişin doğalı da vardır. Fakat “takma peruk” söz öbeğinde gereksiz kelime kullanılmıştır.
Bazen TRT 3’te basket maçı izlerim. Maçı anlatan spiker her maçta mutlaka ”Şu gereksiz hatalar olmasa… Gereksiz hatalar yüzünden maçı kaybedeceğiz.” gibi cümleler kurar. Hatanın gereklisi var mı ki gereksizi olsun? “Basit” sıfatını kullanmalıydı.
Küçük bir sahil kasabasında denize nazır bir çay bahçesinde oturuyorum. Bir çocuk yerel gazetelerden birini satıyor. Bir tane alıp ilk sayfaya baktım. Hiç unutamıyorum; manşet beni dakikalarca güldürmüştü: İznik Gölünün Kıyısındaki Sahilde Ölü Bir Erkek Cesedi Bulundu… Kısacık cümledeki yanlışlara bakınız. Bazı sahiller dağ başında olur ya, gazetecinin bahsettiği sahil göl kenarındaymış(!) Ayrıca morgda çalışanlar iyi bilir; bazı cesetler diri olur ya; o ceset ölüymüş(!)
“Parasını geri iade ettim.” gibi söyleyişler de çok yaygındır. “İade etmek” geri vermektir, bu söyleyişte “geri” sözcüğü gereksizdir.
Hava durumu programlarını izlerken yüzlerce kez işittim: “Yarın hava Bursa’da sıfırın altında eksi on derece olacak.” Hem sıfırın altında, hem de eksi…
“Tesadüfen rastlamak, yasa dışı suç işlemek, karşılıklı mektuplaşmak, gizli sırlar, alçak sesle fısıldamak, gezici seyyar satıcı,” örnekleri de çevremdekilerin konuşmalarından saptadığım anlatım yanlışları…
Bazen de insana “bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu” dedirten saçma ifadeler anlatım yanlışlığına neden olur. Bu tür yanlışlıklar mantıksızlıktan veya anlamca çelişen kelimelerin birlikte kullanılmasından kaynaklanır. Yazımın başında belirttiğim “manyak akıllı, korkunç yakışıklı” ifadeleri bu tür saçmalıklardır.
Televizyonda naklen yayınlanan bir boks maçını sunan yorumcunun:” Bu akşam boksörümüz zorlanacağa benziyor sayın izleyiciler; çünkü karşısında dişine göre bir rakip var.” deyişini hiç unutamam. “Zorlanmak” fiili ile “dişine göre olmak” deyimi anlamca çelişiyor. Rakip boksör güçlü mü, güçsüz mü anlayamıyoruz. Belki de yorumcu “dişli rakip” demek istedi.
Bursa’da Kapalı Çarşı esnafı her bayram arifesinde çarşı girişine bir pankart asar: “Yaklaşan bayram nedeniyle çarşımız geceleri açıktır.” Bu cümle Ramazanda bazı lokantaların pencerelerine astığı “İftarda açığız.” cümlesine benzer. Yani Kapalı Çarşı esnafı “geceleri açıktır” derken aynı zamanda “gündüzleri kapalıdır” demiş oluyor. Fakat asıl anlatmak istedikleri elbette bu değildir. O halde esnaf bu yazıyı “…geceleri de açıktır.” şeklinde değiştirmelidir.
“Arkadaşım Ercan da hiç şüphesiz üniversiteyi bitirmiş olmalı.” cümlesinde “hiç şüphesiz” sözü kesinlik bildirirken “olmalı” fiili “ihtimal” ifade etmektedir. Sonuç olarak bu çelişen sözler cümleyi mantıksız kılmaktadır. Aşağıda yazdığım birkaç cümlede de bunlara benzer saçma söyleyişler mevcuttur:
“Başbakan nihayet beklenen sürpriz açıklamayı yaptı.”
“Elbette bayramda kızım ve damadım Bursa’ya gelebilir.”
“Eminim ki parası olsaydı bekli de bize olan borcunu öderdi.”
“Önce bu makaleye ayrıntılarıyla göz atacak, sonra da ödevini yapacaksın.”
“Zavallı Osman tarlayı güç bela sürüvermişti.”
“Müfettişler müdüre çalakalem hazırlanmış güzel bir rapor sundular.”
Mantık yanlışlığı sadece çelişen sözlerden kaynaklanmaz. Cümledeki bazı sözlerin yanlış sıralanması da mantıksızlığa sebep olur. Mesela bir edebiyatçı: “Üslup kelimeleri kullanma ve seçme sanatıdır.” diyor. Bu cümlede mantık hatası yapılmıştır. Bu tanımda önce “seçme”, sonra da “kullanma” sözcükleri yer almalıydı.
“Bu tür hastalıklar ölüme, hatta sara nöbetlerine yol açar.” cümlesindeki mantıksızlık çok daha barizdir. Bu cümleden sara nöbetinin, ölümden daha tehlikeli bir sonuç olduğu anlamı çıkıyor.
“Hükümet, meclis üye tam sayısının bir fazlasıyla güvenoyu alabilir.” şeklinde bir yasa olsaydı hiçbir hükümet güvenoyu alamazdı. Çünkü bu cümleye göre toplam 550 milletvekili olan bir meclisten bir hükümetin güvenoyu alması için 551 oya ihtiyacı vardır. Bu cümlede “bir” sözcüğünden önce “yarısının” sözcüğü kullanılmalıdır.
“Şirket müdürünün teklifi genel kurulda yediye karşı dört oyla kabul edildi.” cümlesi de saçmadır. Böyle bir uygulama faşist yönetimlerde görülür. Bu cümledeki rakamların yeri değiştirilirse anlatım bozukluğu giderilmiş olur.
En çok yapılan anlatım yanlışı ise kelimelerin ve deyimlerin yanlış kullanılmasıyla alakalıdır.
“Bursa belediyesi 20 – 25 civarında yeni otobüs alacak.” cümlesindeki “civar” sözcüğü yanlış kullanılmıştır. “25 civarında” deseydi sorun yoktu. Bu cümledeki ifade hatası “20 – 25 arasında” biçimindeki bir değişiklikle de giderilebilir.
“Âşık Veysel’in 12. ölüm yıldönümü kutlama programı az sonra başlayacak.” cümlesinde “kutlama” yerine “anma” kullanılmalıdır.
“Beşiktaş attığı bu golle Şampiyonlar Ligi kapısını ardına kadar araladı.” cümlesinde “aralamak” yerinde kullanılmamıştır. “Açmak” fiili tercih edilmeliydi.
“Önümüzdeki haftanın önemli programlarından bazılarını sizlere hatırlatmaya çalıştık sayın dinleyiciler.” cümlesinde “hatırlatmak” sözcüğü kullanılamaz. Çünkü “geçen haftanın programı” hatırlatılabilir; gelecekle ilgili hatırlatma yapılamaz. Bu cümlede “tanıtmak” tercih edilmeliydi.
“10 Aralık 2007 yılında işe başladım.” cümlesinde “yıl” yerine “tarih” kullanılmalı.
“İstanbul’a dünden itibaren kar yağıyor cümlesinde “itibaren” çıkarılıp “beri” denmeli.
“Maçtaki gollerden birini Hakan Şükür kullandı.” cümlesinde “kullanmak” yanlıştır. Burada “atmak” fiili tercih edilmeliydi.
Biz burada yedi – sekiz örnek vererek meramımızı anlattık inancındayız. Bu örnekler sözlükteki kelime sayısınca çoğaltılabilir.
Kelimelerin yanlış kullanılmasıyla ilgili dikkat çekmek istediğim bir nokta da olumlu veya olumsuz durum ifade eden kelimelerin anlamına ve işlevine uygun kullanılmayışıdır. Mesela “kavuşmak” olumlu, iyi sonuçlar için kullanılır: Sağlığa kavuşmak, mutluluğa kavuşmak gibi… “Böylece ilçemiz çirkin bir görünüme kavuştu.” cümlesinde bu sözcük yanlış kullanılıyor. “Kavuşmak” yerine” bürünmek” kullanılmalı. Tıpkı bunun gibi “Oğlum sıra arkadaşı yüzünden takdir aldı.” diyemezsin. “Yüzünden” yerine “sayesinde” denmeli. Veya tam tersi “Oğlum sokak çocukları sayesinde hapse düştü.” diyemeyiz.
“Soğuk ve nemli havalar çocuğun astım olmasını sağladı.” , “Bu ilaçlar çocuğun veremden kurtulmasına neden oldu.” cümlelerinde de aynı tip anlatım yanlışları yapıyoruz. Yani “sağlamak” ile “neden olmak” fiillerini anlamına ve işlevine uygun kullanmıyoruz.
Defalarca işittiğim bir anlatım yanlışı ise “şans” kelimesiyle ilgilidir. “Yağmurlu havalarda taşıtların kaza yapma şansı yüksektir.” cümlesindeki gibi “ölüm şansı, yaralanma şansı…” ifadelerini çok okudum ve işittim. Bu cümlelerde “ihtimal, risk” gibi sözcükler tercih edilmeli.
Bu örneklerde olduğu gibi deyimleri kullanırken de bazı hatalar yapıyoruz. Deyimlerle ilgili anlatım hataları iki türlüdür: Birincisi bir deyimin biçimce yanlış kullanılması, ikicisi ise anlamca…
Deyimler kimyadaki formüller gibi kalıp ifadelerdir; değiştirilemez. Mesela “koca karı ilacı” yerine “karı koca ilacı” diyemeyiz veya “karı koca ilan etmek” yerine “koca karı ilan etmek” denemez.
“Yüreği ağzına gelmek” deyiminde “yürek” yerine kalp” , “kalp kalbe karşıdır, kalp krizi” deyimlerinde “kalp” yerine “yürek” sözcüğünü kullanamazsınız.
“Çocukların okul masrafları ailenin belini eğdi.” cümlesinde “belini bükmek” deyimi kullanılmalıdır.
“O açıkgöz biridir, nabza göre şerbet dağıtmasını bilir.” cümlesindeki deyim biçimce yanlış kullanılmıştır. Burada “dağıtmak” yerine “vermek” kullanılmalıdır.
Deyimlerin anlamca yanlış kullanılması da sıkça şahit olduğum anlatım bozukluklarındandır. Çalıştığım liselerden biri ÖSS’de Türkiye birincisi çıkarınca Bakanlıktan bir kutlama mesajı gelmiş, lise müdürü de doğal olarak bu mesajı fotokopi makinesiyle büyütüp bir örneğini çerçeveleterek odasının başköşesine asmış: Mesaj aynen şöyle: “Okulunuz spordaki başarılardan başka ÖSS’deki başarısıyla da göze batmaktadır.” Bu cümlede “göze batmak” anlamca yanlış kullanılmıştır. Çünkü bu deyim olumsuz durumlar için kullanılır. Mesela “9-B sınıfındaki Ercan Demir şımarık ve terbiyesiz davranışlarıyla göze batıyor.” cümlesindeki kullanımı doğrudur. Bakanlığın mesajında “göze batmak” yerine “göz doldurmak” kullanılmalıydı.
Bir örnek daha vererek konuyu bitirmek istiyorum. “Eşyaları beşinci kata çıkarıncaya kadar yüreği ağzına geldi.” , “Kadın, hırsızı karşısında görünce korkudan akla karayı seçti.” cümlelerindeki deyimler de yanlış kullanılmıştır. Bu deyimlerin yerini değiştirirsek anlatım bozukluğunu gidermiş oluruz.
Son olarak şunu ifade etmek istiyorum. Dilimizde on binlerce kelime ve binlerce deyim vardır. Her kelimeyi ve deyimi biçimce ve anlamca doğru kullanmamız söz konusu olamaz. Çobandan profesöre kadar herkes bu tür hatalar yapar. Fakat yanlışları asgari seviyeye indirmek için çaba göstermeliyiz. İşe TDK’nin sözlüğünü alıp evimizdeki kitaplığın başköşesine koymakla başlayabiliriz. Bu sözlüğü biz kullanmasak bile çocuklarımızın kullanmasını sağlamalıyız. (Devamı var) erturanelmas.megabb.com
|