Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: hangi zaman? hangi mekan?  (Okunma Sayısı 149 defa)
aylin
Yeni Üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 36


« : Nisan 09, 2010, 11:59:59 ÖÖ »

..hangi zaman? Hangi mekan?..Paylaş.. 04 Ocak 2010 Pazartesi, 12:02 | Notu Düzenle | Sil




Hayatın bir noktadan hareketle aynı nokta üzerinde durmadan dönüp durduğunu zannetmiştim. Yuvarlak değil elipsmiş! Yalancılar… Alt ve üst çizgilerden çekiştirince içi doluyor, şişko karnıyla yokuş aşağı yuvarlanıyor elbette, bir de sağ ve sol çizgilerden deneyelim bakalım; gördünüz mü nasıl da ‘ex’ oluyor. Çapraz köşelerden çekiştirdiğimizdeyse eciş bücüş haller… Becerebilsem de hem üst ve alt çizgilerden, hem de sağ sol kenarlarından çekiştirebilsem… O arada duruyor köşeler. Köşegen haller… Ben beceremiyorum belki ama becerenler var. Bana yalan söylediniz; hayat bir sabiteden değil, karmaşık, çapraşık yollardan ibaretmiş!..
Bir yazıtın;ki her sözcük önce suya yazılır; zaman, mekan ve benim ‘olan’ adını verdiğim olaylar örgüsü arasında işleyen kurgu mekanizması , o yazıtın ‘edebi eser’ niteliğinin öncül belirleyicisidir. Bu bir edebiyat kuramıdır. Hayatın içerisine yerleşen tüm mekanizmaların benzer kuramları, kuralları, yazıt örneğinde olduğu gibi tanımları var. Tıpkı iki artı ikinin eşitte dört eden matematiksel düzeneğinde olduğu gibi. Oysa, çoğu zaman bir yazar için her şey görünenin biraz daha fazlasıdır, eksiği bile olabilir. Edebiyat uzmanları tarafından yeniden yorumlanan bir çok kitabı üstatların gözünden bir kez daha okumaya giriştiğimde, çoğu zaman beni düşündürten de bu olmuştur. Onların gözündeki zaman kaymaları ya da belirsiz zamanlar veya bir türlü sahiciliğe dönüşmeyen mekanlar kafamı çoğu zaman kurcalamıştır. ‘En’ gerçekte zaman ve mekan izafi değil midir?..
Zamandan uzaklaştığım her kere mekandan da otomatikman uzaklaştığımı fark ederim. Bu sayede mekanların zamandan bağımsız olamayacaklarını keşfettim. Bunun çok basit bir meditasyon yöntemi olduğunun bilincindeyim, ancak ben bu soyutlanmayı genellikle okurken uygularım. Böyle anlarda dikkatimi de, benliğimi de olanların yarattığı karaktere odaklar çoğu zaman özdeş benlik kurarım. Olanların üzerimde yarattığı tahribat (olumlu veya olumsuz fark etmez) zamandan ve mekandan uzaklaştığımda bile değişmez. Çünkü gelişim kaçınılmaz olandır. Zaman yoklaşır, mekan hiçleşir ancak ‘olan’ hangi şekle girerse girsin bir başkalaşıma neden olur. Bu yadsınılmaz bir gerçektir. Çünkü olan da tıpkı hayatta olduğu gibi elipstir ve karakterinde de, okurunda da her devinimde bir değişim yaratır. Değişim durağan bir eylem bütünü olmadığına göre diye düşünürüm, değişmeyen tek şeydir de. O halde duyuları yadsıyamayız. Zaman yanlışlanabilir, benim yaptığım üzere yok bile sayılabilir, mekan bana kalırsa buradaki en küçük bir detaydan öte değildir. Ama insanı yani karakteri dışlamamız, ondan soyutlanmamız, arınmamız söz konusu bile değildir. Bu ne demektir; biz satır araları aracılığıyla metinden soyutlanır, olanın özüne varırız.
Bu nedenle zaman da, mekan da anlatının dekoru olmaktan öte bir anlam taşımazlar. Aradan uzun zaman geçti, yazarın biri, bir arada bulunduğumuz anlardan birinde; yazmayı planladığı romanın konusunu özetlemiş ve iç içe insanlarla örülü kurgusunun başına ne işler açabileceğinden, ona yüklenebilecek sorumlulukların ağırlığını taşıyamamaktan ürktüğünü söylemişti. O gün anlamaya çabalayarak onu sessizce dinledim.Sözleri beynimde devindi durdu ve sanırım o günden sonra da meselem oldu.
Yazar, yazdıklarından sorumludur elbet; çünkü yazmak sorunlu bir iştir ve gerçek sorumluluklar gerektirir. Kaleminizden çıkan tümcenin,hatta tek sözcüğün bile arkasında durmanız gerekir. Asla onu yazmamış gibi davranamaz, reddedemezsiniz. O sizindir, benimser, sarıp sarmalarsınız. Okura göründüğünüzde ondan asla kaçamazsınız.Çoğu zaman yazdıklarınız kişiliğinizi aşar, varlığınızı yazılarınızda sürdürürsünüz. Kısaca, ağır işçiliktir yazarlık. Ancak; korku… Bir insanı ‘yazar’ olabilmekten alıkoyan önemli tek unsurdur bana göre. Yazar korkmaz, korkan insan da yazar olamaz. Yukarıda yazdıklarımı çok düşünmüştüm; hem insan kimliğim içinde, hem de yazar kimliğini kendimle örtüştürmeye çabalarken… Ta ki, o yazarı dinleyene kadar. Meğer yazarlar da korkarmış! Ama neden? Kendi gözünüzde biçimlediğiniz bir kurgu-ki kurgu tam da budur; sizin biçimlediğiniz hayatların anlatımı; bu hayatlar daha önce yaşanmış olsa dahi, kanıtlara, tanıklara ,belgelere başvurmadığınız, onları ortaya dökmediğiniz,onlardan yola çıkmadığınız ve yalnızca kendi gözlerinizden sunduğunuz sürece nitelik açısından kurgudur- neden sizi okur nezdinde tarih, zaman ve mekan ya da başka açılardan sorumlu kılsın? Ya da sorumluluk alamayacağınızı bile bile, korka korka yazmanın anlamı ne? Ne yani diyelim ki, İkinci Dünya Savaşı. Bu savaşı kendi kurgumla, kendi zamanım , mekanlarım ve kahramanlarımla anlatamaz mıyım yani ben, anlattığımda tarihi yanlış algılamakla mı suçlanırım, yoksa anlamazlıkla mı, ya da çarpıtmakla mı? Şu gerçeği atlamayalım, bu tür tarihsel olaylarda bazı gerçekleri değiştirme hakkınız yoktur. Aslına sadık kalmak zorundasınızdır. Bu belki mizahi bir yazıda biraz esneyebilir. Onun dışında gerçek gerçektir. Sözünü ettiğim orası değil, sanırım anlaşılmıştır-

Bu sorularla boğuşurken aklıma bir yazarın öğretici olup olmaması gerektiğine ilişkin bir başka dolambaçlı soru geldi.Haydaaaaa! Yazar olmak, aynı zamanda öğretici olmayı zorunlu kılıyor mu? Hemen hayata dönüyoruz… Birey olmak diğerleri üzerinde bir söz hakkına sahip olmayı gerektiriyor mu? İşte mesele. Ne zaman, ne mekan… Zaman da mekan da izafidir. Mesele insan.Gerçek denilen insandan şekillenir, insanda bir açılım yaratır, insanda noktalanır. İnsanın izafi olamayacak kadar soyutu somutlaştıran beş duyusu var. Algılar mı? Ah, orası üç nokta yan yana işte…
Logged
serinselvi
Administrator
Yazar
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 102



« Yanıtla #1 : Nisan 18, 2010, 09:18:41 ÖS »

ne güzel bir anlatım. saatlere okunabilir. müthiş bir deneme dili. hiçbir görüş dikte edilmiyor. kendi yazım kendi düşüncelerim gibi okudum. tebrikler..
Logged
aylin
Yeni Üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 36


« Yanıtla #2 : Nisan 18, 2010, 09:19:56 ÖS »

 Gülümseme
Logged
semra topçu
Semra A.Topçu
Administrator
Yazar
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 135



« Yanıtla #3 : Nisan 20, 2010, 02:31:18 ÖS »

    "İşte mesele. Ne zaman, ne mekan… Zaman da mekan da izafidir. Mesele insan.Gerçek denilen insandan şekillenir, insanda bir açılım yaratır, insanda noktalanır. İnsanın izafi olamayacak kadar soyutu somutlaştıran beş duyusu var. Algılar mı? Ah, orası üç nokta yan yana işte…"
     
     Keyifle okudum, hem de tümünü:)) Samimi, karmaşık gibi görünen ama bir o kadar da basitçe anlatılan sıcacık bir yazı olmuş. Okuyanlar alacaklarını alır, alırken de aslında bildikleri şeyleri yeniden kurcalamaya başlar.  Ve yazı amacına ulaşır...
     Teşekkürler Aylin.
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer: