Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Şair Çalar, Şair Oynar  (Okunma Sayısı 712 defa)
Serkan Engin
Yazar
**
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 53



WWW
« : Ocak 05, 2011, 03:53:15 ÖÖ »

ŞAİR ÇALAR, ŞAİR OYNAR

Şairlerin hali çok acıklı doğrusu. Bazen traji-komik duruma da gelebiliyor. Çünkü şiir okuru falan yok bu ülkede, kayda değer sayıda. Bu yüzden de şairler kendileri çalıp kendileri oynuyorlar ne acıdır ki. 

“Ne büsbütün içinde ne tamamen dışında” olduğum şair ortamına, artık acıyarak bakmaya başladım açıkçası.

Ece Ayhan, Turgut Uyar, Cemal Süreya gibi büyük şairlerin şiir kitapları bile, senede bin tane satılmıyor. Bildiğim kadarıyla, istisna olarak, sadece Nazım Hikmet ve Yılmaz Odabaşı’nın şiir kitaplarının satışı, yıl içinde birkaç bin sayısına ulaşabiliyor. Edebiyat dergilerinde düzenli olarak şiir yayımlatan, şiir yıllıklarına giren şairlerin çok ünlü olanlarının dışındaki şairler, yayınevlerine kendi ceplerinden para vererek kitaplarını bastırmak zorunda kalıyorlar. O kitaplar da ancak 500 tane basılabiliyor, satmayacağı için. Dağıtımcıların çoğu, satılmadığı için, bu kitapları dağıtmaya yanaşmıyor. Kitapçıların çoğu da şiir kitapları satılmadığı için, çok ünlü ve satan şairlerin kitapları dışındaki şiir kitaplarını almak istemiyor.

Aynı zamanda tanınmış bir edebiyat dergisinin de sahibi olan bir yayınevi sahibinin bizzat ağzından dinlediğim üzere, sene içinde, sadece üç şairin kitabını, seçerek yayımlıyorlar ve o kitapları da 500 tane basıyorlardı ancak. Bu 500 kitabın 50 tanesi, kitabın sahibi şaire veriliyor, eşe dosta imzalı olarak versin, imza günlerinde kullansın, arşiv yapsın diye. 50 tanesini de yayınevi kendi arşivi için saklıyor. 200 tane kadarı da kitabın sahibi olan şair ve yayınevi tarafından diğer şairlere ve kitabın tanıtımı yapmalarını umdukları, basın-yayın organlarındaki belirli kişilere yollanıyor. 50 tanesi ise, zorla kütüphanelere kakalanmaya çalışılıyor. Toplam sayı ne etti: 350. Geriye ne kaldı 500 kitaptan: 150. İşte bu kalan 150 kitap, dağıtımcı bulunursa, dükkânına almayı kabul eden kitapçılar çıkarsa, uzun yıllar boyu tükenmek bilmiyor raflarda.

 500 tane basılan şiir kitabının yaklaşık 200 tanesi, diğer şairlere yollandığına göre, şairler sadece birbirlerine şiir yazıyorlar ne acıdır ki. Şiir kitabı çıkartıp imzalayarak birbirlerine yollamaktan öteye geçemeyip şiir okuruna ulaşamıyorlar, kayda değer sayıda şiir okuru olmadığı için. Edebiyat dergilerinde de durum farklı değil. Satılabilen bir iki edebiyat dergisini alanlar, sadece şairler, kendini şair sananlar ve çok az sayıdaki sıkı şiir okuru. Diğer dergiler ise, dergiyi çıkartanlar tarafından şairlere ve diğer dergicilere yollanıyor çoğunlukla. Yani, bu dergiciler de birbirlerine kendi dergilerini yollamaktan öteye geçemeyip olmayan şiir okuruna ulaşamıyorlar. Yani, artık şiir, şairler arasında bir kapalı devre yayına, kendi aralarında bir oyuna dönüşmüş durumda. Ne acıdır ki şairlerin pek çoğu da birbirlerini okumuyor, bilindiği üzere.

Şiir dinletilerin durumu da çok acıklı, hatta üniversitelerde düzenlenen dinletilerin durumu da böyle ne yazık ki. İstanbul dâhil olmak üzere, tüm şehirlerde düzenlenen şiir dinletilerine, konuk olarak çağrılan şairlerin dışında, sadece diğer şairler, kendini şair sananlar ve birkaç eş dost katılıyor. Kazara, ekstradan bir iki şiir okurunun gelmesi halinde ise büyük olay yaşanıyor doğrusu. Barlarda düzenlenen şiir dinletileri bir yana, üniversitelerde düzenlenen şiir dinletisi, şiir paneli, şiir kongresi gibi etkinliklerde de durum aynı. Birkaç sene önce, Kocaeli Üniversitesi’nde, başta Refik Durbaş olmak üzere, Seyyit Nezir, Baki Ayhan T., Arife Kalender gibi bilinen şairlerin konuk olup kürsüde şiir üzerine söyleşi yaptıkları dinletiye, sadece, İzmit’teki birkaç şair ve kendi şair sanan birkaç kişi katılmıştı mesela. Hatta, etkinliği düzenleyen İhsan Topçu, kürsüye çıkıp katılımın bu kadar az olmasından dolayı, konuk şairlerden özür dilemek durumda kalmış ve bu durumun final sınavları döneminden kaynaklandığını söylemişti. Bir süre sonra ise, öğretmenlerinin zoru ve not korkusu eşliğinde, toplu halde, epey sayıda öğrenci salona getirildi, durumu kurtarmak için.

Kitap fuarlarına katılan şairlerin durumu da çok acıklı. Ruşen Hakkı, çok güzel tanımlamıştı yıllar önce, oradaki hallerini. “Gelinlik kızlar gibi oturuyoruz orada, gelene geçene bakıyoruz” demişti. Bu ülkede şiir okuru olmadığı için, şairler stantlarda oturup gelene geçene bakıyorlar ancak, eş dost geliyor birkaç kare fotoğraf çektiriliyor, şairler birbirlerinin standını ziyaret ediyor, orada gene birkaç kare fotoğraf. Yani, “dostlar alışverişte görsün” durumu yaşanıyor sadece.

“Kimsenin kimseye gözü değmiyorsa, şiir niye?” demişti ya bir şair. Asıl, kimse şiir okumuyorsa, şiir yazıp yayımlamak niye?

SERKAN ENGİN
KASIM 2010


Logged
semra topçu
Semra A.Topçu
Administrator
Yazar
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 172



« Yanıtla #1 : Ocak 05, 2011, 07:54:07 ÖS »

     Düşüncelerinizi paylaşmışsınız, pekçoğumuzun bildiği şeyleri sizden de bir kez duymuş olduk. Tamam, kabul...
    Peki Serkan bey, tüm bu eleştirel görüşe karşın, sizden gelebilecek çözümcü fikirler de paylaşsaydınız keşke. Ki olmalıydı...
    “Kimsenin kimseye gözü değmiyorsa, şiir niye?” demişti ya bir şair. Şairin de adını zikretseydiniz keşke!
teşekkürler paylaşımınıza...
Logged
Serkan Engin
Yazar
**
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 53



WWW
« Yanıtla #2 : Ocak 05, 2011, 08:20:26 ÖS »

İlginize teşekkür ederim Semra Hanım...
Bu sorunun çözümüne dair elimde kesin bir reçete olsaydı, emin olun, seve seve paylaşırdım, ama mesele böyle kestirme bir formülle çözülebilecek olmaktan çok daha derin ve karmaşık.
Bu yazı, çözüm önerisi sunmak değil, durumu çözümleyip sorunun aşılması için şair ve şiir okurlarına soru sordurtmak, sorgulatmak amaçlıdır...

Alıntıladığım dizenin sahibini ise "pek çoğunuz" zaten bildiği için adını anmaya gerek görmedim.

Selamlar, incelikler...

Serkan Engin
Logged
nurguhun
Yeni Üye
*
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 44



« Yanıtla #3 : Ocak 06, 2011, 12:24:50 ÖÖ »

Bazı şeyler hava, ekmek, su vb. gibi her an olmazsa olmazları cümlesindendir hayatımızın; harfleri gibi bir yazının, sözcükleri gibi bir düşüncenin, hissiyatın. Bazı şeyler de vardır ki elmas inci mercan gibi ne kadar az bulunursa  o kadar değer kazanır cinsindendir. Toprakla, çakılla elması aynı sanarsak evet şiir çok şair çok ve insanı anlamaktan acze düşürecek bir tezat mevcut oluyor.Oysa işin tabiatı ve hakikati bunu gerektiriyor..  Şiir ve şairin çağa mühür vurduğu devirlerde oldu ama her insan çağının insanıdır. Bu dönemde şiirn ikbal dönemi olmaması değerini düşürmez her zaman iyi şiir ve iyi şair vardır ve olacaktır da..
Logged

Ehl-i diller arasında aradım kıldım taleb
Her hüner makbul imiş illa edeb illa edeb

                                           Yunus Emre
havina
Site Yazarı
Forum Yazarı
******
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 491


« Yanıtla #4 : Ocak 07, 2011, 03:51:52 ÖS »

Şiiri yazmak zor, okumak zor ve anlamak çok daha zor. Serkan bey yazınızı okuduğumda her zaman sorguladığım ve sorgulamaya devam edeceğim bir konuyu hatırlamış oldum. Şiirin mi peşine takılmalıyım, şairin mi? Bilemiyorum ama şiirin ve şairin realist olmaması gerektiğine  inanmışım bir kere. Ayrıca iyi şiir, sağlam şair kendine istese de istemese de camiada bir yer onu sahiplenen bir teb'a muhakkak bulur. Fakat günümüzde farklı şeyler yaşanmıyor değil sanki. Kurs hocalarımızdan biri  edebiyat camiasında kellerin körlerin birbirlerini ağırladıklarını ifade etmişlerdi. Sanki bu sözler tuhaf bir şeyler anlatıyor ama; bunu ısrarla anlamak istemiyorum. Neyse dilime kemiğini geçirmenin şimdi tam zamanıdır. Ayrıca sözlerineze hak veriyorum. Muhalif duruşunuz yazılarınızı okurken sizi anlamamı sağlıyor. Üslubunuzu beğendiğimi ifade etmek istidim. kolay gelsin.
« Son Düzenleme: Ocak 07, 2011, 03:56:34 ÖS Gönderen: havina » Logged

Sevgili Havina. İçindeki seslerin sahibi de benim, senin sahibin de.
unutma ben senim işte
süheyla
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer: