|
Enver N. TURAN
|
 |
« : Kasım 15, 2009, 01:24:36 ÖS » |
|
Değerli Serinselvi üyeleri! Nazmiye Hanım ve Sibel Hanım'ın önerileriyle forumda yeni bir çalışma alanı başlatıyoruz. Aşağıda ilk örneğini veriyorum. On kelimeyi öğrendikten sonra bütün kelimeleri içerecek bir yazı yazıyoruz. En popüler kelimeleri seçmeye çalıştım. Kolay gelsin.
faal: işleyen, çalışan, aktif câlib: celbedici, çekici gaflet: olup biteni sezmeme hicâb: perde, utanma terakki: ilerleme, yükselme kebîr: büyük şifâhî: sözlü zaaf: zayıflık, kuvvetsizlik ledün: gizli ilim, marifetullah hasbî: karşılık beklemeyen
|
|
|
|
« Son Düzenleme: Kasım 15, 2009, 01:43:14 ÖS Gönderen: Turan Leventoğlu »
|
Logged
|
|
|
|
|
Enver N. TURAN
|
 |
« Yanıtla #1 : Kasım 15, 2009, 01:38:26 ÖS » |
|
İlk yanıtı da vermiş olayım;
Niyazi Bey daha evvel oldukça faal bir yazardı. Son zamanlarda ne oldu, ne bitti bilemiyorum. Yazmayı, çizmeyi günah-ı kebir den mi sayıyor, bizim gibi yeniyetmelerle oturup kalkmaktan hicap mı duyuyor bilemeyeceğim. Hem burada yazmak neden bir zaaf olsun. Halbu ki o kadar mahir yazarlar var ki bura da. Üstelik o kadar hasbiler ki hiç bir çıkarları yok. Bu topluluğun içinde terakki ede ede ilm-i ledün'e sahip olanlar olduğuna bile kalıbımı basabilirim. Peki ne oluyor da Niyazi Bey yüzündeki bu gaflet perdesini aralayıp eskisi gibi dikkate calib yazılarla aramıza katılmıyor. Bunu bir maille sorayım diyorum ama, vazgeçiyorum sonradan. Evet evet onunla mutlaka şifahî olarak görüşmeliyim.
|
|
|
|
« Son Düzenleme: Kasım 15, 2009, 01:42:31 ÖS Gönderen: Turan Leventoğlu »
|
Logged
|
|
|
|
|
İFFET
|
 |
« Yanıtla #2 : Kasım 15, 2009, 01:53:12 ÖS » |
|
Hayatımın en FAAL dönemi hangisi diye hep merak etmişimdir. Anne babamın sınırsız HASBİlikleriyle geçen çocukluğum mu? Kendimden gayrisini ZAAF çukurunda kendimi hep terakkide gördüğüm ilk gençliğim mi? Bütün yasakları celbedici sayan deli gençliğim mi?Gaflet perdemin hafiften sıyrılmaya başladığı orta yaşlarım mı?Meraklarımın cevabına leduni bir rüyayla kavuşmuştum.Şifahi olsa beni bu kadar hayretlere sürüklemezdi.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
giraysibel
|
 |
« Yanıtla #3 : Kasım 15, 2009, 01:57:00 ÖS » |
|
Burası vaktiyle kimselerin câlip bulmadığı, çorak, sevimsiz, kebir bir araziydi. Gerek icraatinde gerekse de şifahen terakkiden yana olduğunu her daim gösteren ledün sahibi Ahmet Bey' in satın almasıyla çehresi tamamen değişti. Aldanmayın siz gaflet ehli birkaç kendini bilmezin ettiği iftiralara. Onlar zaaflarına o denli esir olmuşlar ki hasbi niyetlerle şu koca araziyi halkın gözünü gönlünü şenlendirecek güzelliklerle donatan Ahmet Bey' e minnet duyacakları yerde rezil rüsva edecek faaliyetlerde bulunmaktan zerre hicâp duymuyorlar.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
Vasatî Kırkçöp
Yeni Üye
Offline
Mesaj Sayısı: 4
|
 |
« Yanıtla #4 : Kasım 15, 2009, 02:06:08 ÖS » |
|
Benim yazma zaafım var. Nerede yazılmış-çizilmiş bir şey görsem derhal faal hale geliyor, bir şeyler yazıyorum. Bu ledünnî bir mesele olabildiği gibi bazan kebirden, kebairden bir mesele de olabilir. Diyorum ya zaafım var benim yazmaya. Öyle çok cazip meseleler, pek calip hususlar yazıyorum sanmayın sakın. Yazıyorum sadece. Bazısını hasbî, bazısını gaflet perdesi altında ama yine de yazıyorum. İnsan ancak bu şekilde terakki eder diye mi düşünüyorum, yazılacak ortam olduğu halde yazmamaktan hicap mı duyuyorum, bilemiyorum ama yine de yazıyorum. Öyle ki şifahî konuşmam gereken yerde dahi çok defa yazmayı tercih ediyorum....
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
hanzala
Yazar

Offline
Mesaj Sayısı: 113
C:\Documents and Settings\user\Desktop
|
 |
« Yanıtla #5 : Kasım 15, 2009, 02:26:28 ÖS » |
|
Faal gafletler vardı zihnimi hicab eyleyen Kebir günahları benden isteyen Bazen şifahi bazen calib Ama namümkün olması galip Nefsimde olsa da zaaf Kalbimde var ledün-i taraf Eğer istiyorsam ruhumda terakki Yapmalıyım taat olmalıyım hasbi
|
|
|
|
|
Logged
|
Çalıyorum kapınızı, teyze, amca, bir imza ver. Çocuklar öldürülmesin, şeker de yiyebilsinler. Nazım Hikmet RAN
|
|
|
|
Enver N. TURAN
|
 |
« Yanıtla #6 : Kasım 15, 2009, 02:27:39 ÖS » |
|
Hepsini tek cümlede denemeye ne dersiniz ?
Düşünme mekanizmaları faal olduğu halde gaflet perdesini aralamayıp, kitleleri aydınlatma adına üstelik bu kadar calip unsurlar taşımasına rağmen bir kez olsun yazılı ya da şifahî yazma-anlatma gayreti göstermeyenler, büyük-küçük kebir-sagir demeden bir şeyler ortaya koymaya yanaşmayan ve bundan zerrece hicap duymayan zaaflarının esiri iradesizler nasıl terakki edebilir, ilm-i ledünne nasıl mazhar olabilir ve böylelerinin hasbî olduğu nasıl iddia edilebilir ?
|
|
|
|
« Son Düzenleme: Kasım 15, 2009, 02:47:17 ÖS Gönderen: Turan Leventoğlu »
|
Logged
|
|
|
|
|
Enver N. TURAN
|
 |
« Yanıtla #7 : Kasım 15, 2009, 04:51:58 ÖS » |
|
On kelime daha
abes: saçma, gayesiz, hikmetsiz, gereksiz bâkî: sonsuz, kalıcı. elzem: daha gerekli. hafakan: yürek oynaması, sıkıntı. bâtıl: boş, yalan, çürük. sâik: sevkeden, götüren perestiş: aşırı düşkünlük, tapınış. zâil: geçici, son bulan nâmütenâhi: sonsuz. icmâl: özetleme.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
Enver N. TURAN
|
 |
« Yanıtla #8 : Kasım 15, 2009, 06:55:56 ÖS » |
|
İmam-ı Şafii’ye atfedilen bir söz vardır: Hak ile meşgul olmazsan bâtıl seni işgal eder. Büyük imamın icmalen ifade buyurduğu bu mesele üzerinde müctehid çapında insanlar kitaplar yazmış, risaleler kaleme almışlardır. Bâtılla iştigal bir bakıma abesle iştigal olacağından ve bâtıl da eninde sonunda zail olmaya mahkum olduğundan insanı böyle bir yola sevk eden bütün saiklerden uzak kalmalı, onlara katiyen perestiş etmemeli, dahası onlardan yılandan-çıyandan kaçar gibi kaçmalıdır. Kaçmalıdır zira fani bir ömrün baki semereler netice vermesi, namütenahi güzelliklere kapı aralaması ancak bu yolla mümkündür. İki cihan saadeti için bunun lüzumlu dahası elzem olduğuna inanamamış bir ruh bütün hayatı boyunca kapı kapı dolaşsa, sağa-sola koştursa dahi hep hafakanlar geçirecek ve istikrarsız gidip gelmelerden yakayı kurtaramayacak, sürekli med-cezirler yaşayacak ve hep bir kaos ortamına sürüklenip duracaktır.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
Enver N. TURAN
|
 |
« Yanıtla #9 : Kasım 15, 2009, 07:20:22 ÖS » |
|
Tek Cümle Denemesi
Bâtıl şeyler peşinde koşmayı abesle iştigal saymayıp bunun saiklerine perestiş etmekten dur olmayanlar, bâtıldan yüz çevirmenin namütenahi âlemlerde baki güzelliklere ulaşmak için elzem olduğu hakikatini icmalen dahi olsa idrak edecekleri ana kadar bütün çaba ve gayretlerini zail olmaktan kurtaramayacak ve hep hafakan üstüne hafakanlar yaşayacaklardır.
|
|
|
|
« Son Düzenleme: Kasım 15, 2009, 10:11:35 ÖS Gönderen: Turan Leventoğlu »
|
Logged
|
|
|
|
|
serinselvi
|
 |
« Yanıtla #10 : Kasım 16, 2009, 12:36:35 ÖÖ » |
|
gaflet uykusuna dalıp hicabı bir tarafa bırakan ve zaaflarının esiri olan bu zatı muteremler ne ledün ilmini bilirler ne divanı kebiri okumuşturlar, ne de hasbi ianeler yaparlar, onların gayei faaliyetleri sadece şifahen söyledikleri calib kelamlarla müritlerinin muhayyelesini karıştırmak ve onların ilim irfan yolundaki terakkilerini engellemektir.
|
|
|
|
« Son Düzenleme: Kasım 16, 2009, 03:12:42 ÖÖ Gönderen: serinselvi »
|
Logged
|
|
|
|
|
Enver N. TURAN
|
 |
« Yanıtla #11 : Kasım 16, 2009, 06:22:41 ÖS » |
|
Bâtıla giden yollara perestiş etme, bunun saiklerine başvurma olsa olsa ruhî bir hastalığın aklî bir zaafın eseri olur. Hayatının tek bir lahzasında başkaları için yaşama hasbîliğini gösterememiş, günah-ı kebiri işlemekten gayyadan kaçar gibi kaçmamış, ilm-i ledünnün şemmesini duymamış şifahî olarak reşhasına şahit olmamış bir talihsiz, dünyaya ait değerler hesabına de denli faal olursa olsun, ne kadar dikkate calip eserler ortaya koyarsa koysun, marifetullah ufkunda zerrece mesafe alamayacak, katiyen terakki edemeyecek ve -hafizanallah- hep bir keşmekeş ve başıboşluğun pençesinde kıvranıp duracaktır.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
Enver N. TURAN
|
 |
« Yanıtla #12 : Kasım 16, 2009, 06:35:15 ÖS » |
|
Arkadaşlar sizler için seçtiğim popüler yeni on kelime, kolay gelsin
âciz: güçsüz. yâd: anma, hatırlama. örfî: gelenekle ilgili, âdet olan. tecellî: görünme, belirme. istidrâdî: dolaylı, başka konu anlatılırken arada söylenen söz. nâşâd: şâd olmayan, üzgün. râbıta: bağ, ilgi, irtibat. sadr: göğüs, yürek, ön, baş, ileri. mesrûr: sevinçli, sürurlu. ıztırâr: zorda kalma.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
Enver N. TURAN
|
 |
« Yanıtla #13 : Kasım 16, 2009, 07:27:18 ÖS » |
|
Örfî manada ifade edecek olursak tecelli dediğimiz şey, mutlak varlığın bir kısım esma ve sıfatlarla bizim için görünür hale gelmesi, aksettirici bazı unsurlarla yansıması demektir. Burada istidradî olarak bunun zuhurdan farklı olduğunu, vahdet-i vücudu savunanların iddia ettiği manada mutlak varlığın bir eşya halinde (panteizm) görünmesi manasına gelmediğini ifade etmekte fayda var. Burada felsefe ile rabıtası kavi Farabî, İbn-i Sina gibi alimleri yâd edip tecelli ya da zuhuru panteizm şeklinde anladıklarını ifade edelim. Bunları okuyunca felsefenin bu kabil ulûhiyete dair mevzularda ne denli âciz kaldığını, nasıl bir ıztırâr hâli yaşadığını, dolayısıyla da sadra şifa şeyler söyleyemediğini görüyoruz. Diyebiliriz ki felsefe hiçbir devirde iman hakikatlerinin aydınlığına ulaşamamış, mağlatalı yolu ile müntesiplerine hiçbir devirde mesrur bir hayat yaşatmamış, aksine hemen her zaman nâşâd bir ömür va’d ede gelmiştir.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
semra topçu
Semra A.Topçu
Administrator
Yazar
   
Offline
Mesaj Sayısı: 172
|
 |
« Yanıtla #14 : Kasım 16, 2009, 07:50:35 ÖS » |
|
Çok nâşâdım kerime, lütfen bana öyle bakmayınız. Hem nasıl olmayayım , nişan taktığımız aylar olmasına rağmen Rabia beni yâd etmedi. Oysa ki örfî durumlar böyle tecellî etmez. Onlarca mektubuma lutfedip dönmüyorlar. Özlemim derûndur, sadrım yanıyor. Ha kerimem söyleyiniz, Rabia yoksa beni sevmez mi? Sessizliğiyle râbıtayı mı kesmek ister? Evet ağabeyciğim havalar da soğudu, kalın giyininiz, maazallah hasta olacaksınız. Kerime... kerime, fikriniz nerelerde ki böyle istidradî ediyorsunuz. Görüyorsunuz ki ıztırârım çoktur. Ah kerime siz de bana alâka göstermezseniz, şu dört duvarda mesrûru kiminle yaşayacağım.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|