'Hikaye' kategorisi için arşiv

Yeniden (Can Kırığı)

Hatice KESGİN

“Bir “şey” nasıl aranır? Etrafa göz gezdirerek, eşyaların arkalarına, altlarına bakılarak, tadının, kokusunun izi sürülerek… Yani yollar çeşitlidir. Önemli olan; aradığımız “şey”i cinsi nispetiyle tespit etmek ve yolunu yordamını kestirmektir. Daha da elzemi bu cihette yoldur. Yola baş koyduk mu, o “şey”e olan inancımız nispetinde karşımıza çıkana rıza gösteririz. İnanmak ve yola çıkmak için de kapıları aralamak gerekir.”

Devamı »

BİR DELİLİK HATIRASI

Hümeyra Nagehan Yıldırım

Yeni evli çift, yaşayabilmenin ağır yükünü biraz daha hafifletmek için başka bir şehre göç etmişlerdi. Çok değil, daha bir kaç gün olmuştu geleli bu yeni şehre. Bu kısa zamana rağmen, genç kadın eşindeki tuhaf durumun farkına varmaya başlamıştı. Elleri titrek, gözleri ifadesiz olmuştu son günlerde eşinin. Kadın, anlayamıyor, anlamaya çalıştıkça boğuluyordu eşinin fersiz, dipsiz gözlerinde.


Soğuk bir kış gecesiydi, eşi onu tek başına, kimsesiz bırakıp gittiğinde koca  şehirde…


Devamı »

HUDUTLARIN SINIRI

 Süheyla YILDIRIM

Bu gün bir kuş oldum. Gökyüzü tarlalarında uçtum, uçtukça coştum. Kanatlarımın götürebileceği en son hudutlara kadar koştum. Mor dağlar ve Kafdağı mı? Büyülü ormanlar mı?Gördüm! Esrarengiz aynaların, efsunlu ormanların mekânlarından mı? Geçtim!Kanatlarımın ve hem cinslerimin seslendirdikleri melodileri dinledim!

Devamı »

BİR ROMA GECESİ - BİR ROMA SABAHI

Murat Nedim CAN

“Onlar, sırf ‘Rabbimiz Allah’tır!’ demelerinden dolayı haksız yere

yurtlarından çıkarılmış kimselerdir…”

(Hacc Suresi 8)

Henüz çok genç olmama rağmen anlayabiliyordum her şeyi… Kimseye hiçbir zararımız dokunmadığı halde itilip kakılmamızı, dövülüp horlanmamızı ve nihayet zindana atılmamızı… Bu pis, karanlık ve havasız hücreyi, ailemin diğer üyeleriyle paylaşırken, bu sessiz gecenin, hayatımızın son gecesi olduğunu hissedebiliyordum. Ne babamın, eskiden olduğu gibi bana hikâyeler anlatmaya çalışması, ne de annemin huzur verici gülümsemesi beni rahatlatabiliyordu. Ablam, hücrenin köşesine çekilmiş ağlıyordu sessizce. Benimse bütün duygularım körelmişti sanki; ne ağlayabiliyor, ne de gülebiliyordum. Uzun bir sessizlikten sonra, boğucu zindan eski evimize dönüştü zihnimde. Askerler tarafından yakalanmadan önceki basit ve huzurlu hayatımızı düşünmeye başladım… Mutluluk ve güven dolu hayatımızı…

Devamı »

ÜÇ KAFADAR

İffet Oral

Epey güngörmüş bir çınarın göğe bakan dallarında, birbirini hiç görmemiş birer palamuttular. Bulundukları ağacı hınzırca sallayan rüzgârın onları silkelemesi tanışmalarına sebep oldu. Daldan kopuşları da, nemli toprakla kucaklaşmaları da aynı vakte rastladı.

Boşlukta gelişi güzel düşerken ilk defa birbirlerini gördüler. Ne kadar da benziyorlardı birbirlerine. Bir ara o kadar yakınlaştılar ki az kalsın çarpışacaklardı.

Devamı »

DELİAĞA

Recep Şükrü Güngör

recep_sukru.jpgŞuraya bir su getirirsem gerisi kolay. Kocaman bahçe yapacam burayı. Her bir çeşit meyve dikecem. Koca koca kiraz getirecem. Şeftaliden cevize, elmadan fıstığa kadar ne geliyosa aklına… Arıları da şu yukarıya kamalakların içine konduracam. Hem evlere bir zararı yok. Hem de bana yakın olur.

Şu su bir çıksın, gör beni o zaman yeğen. Can biter burada, can biter.

Kıraç toprakları yeşertmeye çalışıyordu…

Bu imkânsız dağ başında, yörebin yüzündeki bayırlığı yeşertmeye çalışmak delilikti.

Çardaktan yekindi Deliağa. Yolun altını üstünü dolaştı. Elinde tersinden tuttuğu bir kavak dalı. Su aradığı belli. Keçeli’nin içi içini kemiriyor.

Devamı »

ASLI

Hatice KESGİN

Murat Abi

Mahallemizin sevilen sayılan abilerindendi.

Babacan, iri yapılı, güçlü kuvvetli, kocaman kırmızı yanaklı, güleç yüzlü…

Delikanlı tayfasının cömertlik yönünden en önde gideniydi. Yapılan futbol maçından sonra kendiyle alakalı yorumları çocuklardan dinlemek çok hoşuna giderdi. Atamadığı çalımlara gelen müthiş yorumlara, atılan gole verir gibi olduğu asistlere yağdırılan akla hayale gelmez övgülerle coşar; “E, bunun üzerine bir dondurma gider!” deyip bizi sevindirirdi.

Devamı »

HARİKA İKİLİ

İffet Oral

Saat yediyi çoktan geçtiğine göre belediye otobüsünü kaçırdık; halk otobüsünün geveze biletçisi ile yine çene yarıştırmak zorunda kalacağız.

Adam hem kel hem foduldu.

Gevezeliğinin yanında sözünü bilmezliği de cabasıydı. Yolcuların sitemlerine pişkin pişkin cevaplar verir, sıkışıklıktan, havasızlıktan zaten bitap düşmüş insancıklara laf sokuşturmaya bayılırdı.

Sanki evindeymiş gibi serildiği koltuğunda; serçe parmağıyla kah burnunu kah kulağını karıştırır; sonra –güya-kimseye fark ettirmeden parmağını pantolonuna silerdi. Devamı »

BİR KAŞIK SUYUMUZ YOKTU…

Semih Suat Yücelen

Sokak lambasının altında yatan köpek birden ayağa fırladı. Kulakları ve kuyruğuyla tam bir dikkat kesilmiş gökyüzüne bakıyordu. Korku ve öfkeyle havlamaya başladı. Öylesine havlıyordu ki sanki ses köpeğin her tarafından titreme halinde çıkıyordu. Sonra koştu. Belli ki havladığı şeyi kovalıyordu. Birden durdu. Kendi etrafında dönerek havlamaya devam etti bu kez. Her seferinde daha çok havlıyordu.

Devamı »