Tahlil Atölyesi
Kibrit Kutusu ve Termometre?
“BABAMIN BAVULU”NDAN ÇIKANLAR
BANA BİR MASAL ANLAT BABA
   Uygulama Atölyesii
SON VEDA
   Yazarlik Okulu
YAZARLIK OKULU 2007 TAKVİMİ
YAZARLIK OKULU NEDİR?
YAZARLIK OKULU 2006
YAZARLIK OKULU VE YAZAR OLMAK

Hz. Mevlana’yı Okumak

Yazarlar

Sadık Yalsızuçanlar

Modern zamanların kalbi yaralı ve zihni örselenmiş biçareleri olarak bizler, kendi irfani geleneğimizin kaynaklarını okuma konusunda kaygı verici engellerle karşı karşıyayız.

Bunun ötesinde, irfani ve hikemi eserlerin okunmasında şöyle bir sorunla da yüz yüzeyiz: Bu eserler, müelliflerinin manevi tecrübeleri olduğundan, bizim onları sözgelimi modern anlatılar gibi ‘okuyup’ anlamamız ve istifade etmemiz hayli güç.

Bu bağlamda önümüzdeki yıl Hz. Mevlana etrafında yapılacak muhtemel çalışma ve etkinlikler baştan böylesi ciddi tehlikelerle karşı karşıya.

Örneğin bir Hz. Mevlana filmi çekilecekse, bunun her şeyden önce metninden, senaryosunda ve tretmanlarında Hz. Pir’in manevi dünyasının nasıl yansıtılacağı ciddi bir sorun.

Bizim irfani geleneğimizin bu büyük bilgeleri, eserlerindedir. Kaldı ki, eserleri ‘müşahade’lerinden ibaret olduğu, hatta binlerce müşahedatından biri olduğu için, filmi gerçekleştirecekleri aşılması güç manialar beklemektedir.

Söz konusu Hz. Pir olacaksa, O’nun sırları ve hakikati, büyük oranda Mesnevi-i Şerif’te aranmalıdır.

Mesnevi-i Şerif ise, şerhsiz ve kılavuzsuz okunursa yine de feyze medar olabilir ama, bu kavrayış daima eksiktir, hatta yer yer yanlıştır.

Buradan hareketle denebilir ki, bir Hz. Mevlana filmi veya anlatısı gerçekleştirecek olanlar, en azından iki üç Mesnevi Şerhi’ni mutlaka dikkatle, döne döne okumalıdırlar.

Bunlar arasında Bursevi’nin şerhi acizane kanaatimce en değerli, en fazla ilgi ve dikkati hak edenidir. Şefik Can üstadın da şerhi son derece nitelikli olmakla birlikte Bursevi şerhi vazgeçilmezdir.

Mesnevi’nin tümü, ilk onsekiz beyitte saklıdır. İlk onsekiz beytin sırrı ilk beyittedir. İlk beytin gizi ise, be harfindedir, be harfi ise altındaki noktada gizlidir.

Efendimiz’den naklen rivayet edilmiştir ki : ‘Kuran Fatiha’da, Fatiha Besmele’de, Besmele be harfinde, be harfi ise ayırt edici bir noktada gizlidir, işte ben, o ayırt edici noktayım.’

Bursevi şerhinden öğreniyoruz ki, Mesnevi’de, şikayet, hikayet’ten önce gelmektedir :

“Yarılmış gönlüme senden ulaşan her ney oluğu, kabrimin başında inleyen ney olur. Ben, canın canından şikayet ediyorum, fakat şikayetçi değilim, sadece rivayet (hikayet) ediyorum. O canın dudağından uzakta inleyen bir neydir. Dinle neyden hikayet ediyor, o şeker gibi dudaktan ayrı kalmış, ayrılıklardan şikayet ediyor… Ben, be’nin altındaki noktayım… Cümle mana bir imiş, bunca tekrar nedir…Her şey benimle ayakta durur (veted, sütun, insan-ı kamil)…’

Bursevi, be’nin sırlarını açıklarken şu şerhleri düşüyor :

Besmeleye uygunluğu. Tevbe suresi, besmelesiz inmiştir lakin be ile başlar.

‘Bişnev…’le başlaması, bu anlamda Mesnevi-i Şerif’in besmeleye uygun biçimde ve adeta besmeleyle başladığı anlamına gelir.

O’nunla, O’nun adına ve O’na başlamak…

Ve ‘Bişnev…’ nun ile biter, ‘ben, be’nin altındaki noktayım sırrı gerçekleşir.

Toplayıcı nun, kitabın anasıdır. Kitabın aslı varlıktır., ‘Alan bir kıldan alır’ ancak. ‘Herşey, benimle ayakta durur.’ Varolanlar, melekutlarıyla kaimdir, ayakta durur; melekut, Allah’ın kudret elindedir.

Be, başlangıca ve o başlangıcın Mesnevi olduğuna işarettir, be’nin sayısal değeri 2’dir, bu bakımdan anlamlıdır.

Bir, elif’tir, be, ikincidir.

Elif, yani 1, Vahidiyyet’in imgesidir., Allah, tecelli aleminde vahittir, tecellinin olmadığı gayb alemlerinde Ehad’dir, tek’tir, ona mutlak teklik, ehadiyyet denir.

Be, Latif ism-i şerifinden doğar. Mesnevi-i Şerif, Latif olan Bari isminin tecellisidir. Ruhun lütfu olmadıkça, hakikatlerin ve latifelerin âlemine girmek imkansızdır.

Be, yaratılışın belirmesine işarettir. İnsan, taayyün’de, elif biçimindedir. Mesnevi, görünen ve görünmeyen âlemlerin sırlarına ilişkin olduğundan, be, elif’e tercih edilmiş, ondan önce gelmiştir. Çünkü insanın yaratılışı, taayyün’e tabidir. Be kelimesinde, bu yüzden elif, be’ye tabidir. ‘Evvel olan evveldir’ sırrınca, be, öne alınmıştır.

Be’nin altındaki birlik noktası, Allah’ın öncesizlik düzeyindeki belirlenimine işarettir. İnsanın sırrı buradan gelir. Bişnev’deki ikinci nokta (ş’deki), Yaratıcı’nın sıfatlarının belirmesine işarettir. Sultani Ruh, onun mazharıdır. Üçüncü nokta (ş’deki) fiillerin (ef’al) belirmesine işarettir. Hayvani Ruh, onun mazharıdır. Be ile başlangıçta, biçim ve anlamın gerçekleşmesine imada bulunulmaktadır. Hz. Ali’den de naklen, ‘be’nin altındaki noktayım’ ifadesindeki sır, insanın halife oluşuna, hilafetinin başlangıcına ve Muhammedi Hakikat’in kapsamına işarettir. Ruhların nakışları, cisimlerin suretleri, tabii maddeler ve unsurlar, Muhammedî Hakikat’ten oluşturulmuş, doğmuş ve yansımıştır. Bu sonsuz çokluk, o sınırsız birlik’ten gelir. Be’nin noktası tekrarlanınca te ve se olur. Bu belirmedeki artış, be’nin birliğine engel olmaz. Bu sırdandır ki, ‘herşeyde O’nun için bir delil vardır. Bu delil, O’nun bir olduğuna işaret etmektedir.’

Be, elif’e göre münkesir, kırık çizgidir. Bu, tevazu, dolayısıyla da yücelme nedenidir. ‘Allah için tevazu gösterenin, Allah derecesini yükseltir’ buyrulmuştur.

Be, Arapça ve Farsçada bitiştirme ve kavuşturma işlevi görür. Be ile başlaması, Mesnevi’nin asl olana ve sılaya kavuşturma işlevini ima eder.

Be’nin tek noktası, himmetinin yüceliğine işaret eder. Böylece birlik’ten başka nesneyi kabul etmez. Bu hikmettendir ki, ‘Sen Allah de, sonra onları bırak’ buyrulmuştur.

Be, amil harftir, imal ettiğini kendisi gibi çoğaltır. Be’nin durumu, kamil mürşidin haline benzer. Kamil mürşid, kendine gerçek inkisarla tasarrufta bulunduğu gibi, müritlerini de nefs-i emarenin kötülüklerinden kurtarır ve alçakgönüllü kılar.

Be, Hz. Pir’in doğum yerine, Belh’e işarettir.

Berr adını ima eder.

Bahr demektir ki, Mesnevi-i Şerif, kıyısız bir denizdir.

Be, bidayet’in de yani başlangıcın da ilk harfidir. Vs. vs. vs…

Bursevi’den nakletmeye çalıştığımız bu notlardan da anlaşılacağı üzere, Hz. Pir’in gerçekliği Mesnevi’dedir. O, dikkatle okunmadan ve anlaşılmadan hakiki anlamda bir Hz. Mevlana veya Mevlevilik filmi gerçekleştirmek, bir anlatı yazmak, bir tiyatro eseri ortaya koymak imkânsızdır.

Böylesi bir bakış açısı ve yaklaşımdan uzak, anakronik, sığ, akılcı, tarihsel, sosyolojik vs. bakış açıları o sahilsiz umman’ı gerçek anlamda anlatmaktan uzak olacaktır.

Hz. Mevlana’yı ve onun irfani sırlarını ancak, onun eşiğinde medet bekleyenler anlayabilir.

Kaldı ki bu da bir nasip meselesidir. Vesselam…

Yorum Yok

Posting your comment.

Yorum Yap

    Yazarlar

      Harun Tokak
      Issık göl şehidi
      Ali Bulaç
      "LÜZUMSUZ MERHAMET!"
      Sadık Yalsızuçanlar
      Hz. Mevlana’yı Okumak
      Berat Demirci
      "TO BE"
      Dr. Selma Karışman
      ŞİİRİMİZ VE BİZ -1-
      Mahmut Nefise
      TAİFE-İ SANATKÂR
      Şeref Yılmaz
      Şehirlerin Dili
      Hüseyin Bargan
      RAFLARDAKİ EKSİK KİTAPLAR
      Münir Arıkan
      Kurumsal Gıybet
      Talat Ordu
      MEVLANA, OĞUZ ATAY, FAZIL SAY?
      Niyazi Sanlı
      SON CÜMLE

      Arsiv

      • Mart 2008
      • Şubat 2008
      • Ocak 2008
      • Kasım 2007
      • Ekim 2007
      • Eylül 2007

_blank

  •