AGA MEMET - Sibel Giray ÖZŞİRİN - Serinselvi.com

AGA MEMET

                                                       Sibel  GİRAY ÖZŞİRİN

                                                                                                                   

O beni bilmez ama ben onu tanırım. Bir duyduklarımdan bir de duvardaki fotoğrafından. Tek fotoğrafı bu. Dayım, evde eskiler arasında arabını bulunca ilçeye gidip yaptırmış. Üç kız kardeşine, annesine ve kendisine. Anneannem bu işten bahsederken kelimeler ağzından bir yerine bin olup dökülür. Annem ve teyzelerim de bahsi her geçtiğinde dayımı hayır dualarıyla anar. Az iş değil gerçekten, büyüyünce anladım, seneler sonra, ayrılanları kavuşturmak.

 

             Sararmış kağıda keskin çizgilerle kazınmış köşeli bir yüz. Epeyce açık bir alnı vardı. Fermuarlı kazağı ve ceketiyle şıktı.  Burnu ince uzun, dudakları belli belirsiz. Görüyor bizi, derdi anneannem. İnanırdım; karşısına her geçişimde bakılan o değil de benmişim gibi gelirdi bana. 

            Yüzünü, bizimkilerden kimseye benzetemezdim. Zaten birbirlerine benzeyebilecek kadar birlikte olamamışlar. Ama üvey dayılarım ve üvey teyzelerim- ilk karısından doğan çocukları- benziyormuş dedeme. 

 

            Yirmisinden kırkına dek köyün muhtarlığını yapmış. Adından evvel yaptığı işi öğrenmiştim; köyde anneannemi muhtar karısı diye çağırmalarından.  Hanımına muhtar karısı diyenler, dedeme, bilmem neden Aga Memet demişler. Muhtar'la  yetinmeyip ikinci bir lâkap daha verilişi  benim nazarımda dedemi çok önemli bir adam kılardı. Boyunu posunu -vesikalığın fotoğrafın dışına  taşan geniş omuzları dışında- bilemezdim, ama ne vakit “Aga Memet”i  duysam gözümün önüne kocaman kanatlarıyla gökte süzülen  bir Albatros belirirdi.

 

            Dedeme bir açık deniz kuşunun bedeninde hayat verişim, - nice zaman sonra anladım- nedensiz değildi aslında. Her hatırlayışında; bir çırpıda uçtu gitti, der anneannem. Bir de Yamaguru' daki fındık bahçesinin misafiri serçe var. Muhtar karısı, serçeyi biz torunlarına gösterip fısıltıyla; “Dedeniz o” derdi. Her sene biz bu bahçeyi toplayana kadar her öğlen gelir, ikindiye doğru gözden kaybolur. Annem onaylamaz bakışlar atsa da ben ağzım bir karış açık dinlerdim anneannemin dediklerini. İstediği kadar inkâr etsin annem, serçe gelir ve beklerdi gerçekten. Gözlerimle görürdüm. Köyün dışındaki bu ıssız tepede, bazen bir rüzgâr, çalıları, ağaçları ve insanları aşıp gelir,  omuzlarıma sarılıp kulaklarıma korkunç şeyler fısıldar ve ben herkesin çok uzakta olduğunu fark edip korkuyla titremeye başlardım. O an serçeyle göz göze gelirdik. Yanımda hangi ara  bitiverdiğini hiç bilemediğim kurtarıcım -dedem- tıpkı fotoğrafındaki gibi gözümün içine bakar ve ben o bakıştan aldığım cesaretle boğazıma takılıp kalmış çığlığı koyverip herkesi başıma toplardım. Anneannem, usûl erkân bilişi, nezaketi ve merhametiyle hatırladığı kocasına bir serçe bedenini yakıştırsa da bana göre dedem, koca kanatlı bir albatrostan başkası olamazdı.

 

             Onunla kendimce kurduğum bu irtibat sonrasında bulunduğumuz tepeden aşağılara bakar ve düşünürdüm;  öbür torunlarıyla arası nasıldır, diye. Onlar aşağıda, ırmağın kenarındaki bahçede olurlardı. Dedemin ilk karısının  mirası olan bahçe.

 

            Dedem ve Zeynep Nene teyze çocuklarıymış. İkisi de köyün sahibi iki ailenin tek evlatları. Başka bir deyişle tek mirasçıları. Zeynep Nene dedemden epeyce büyükmüş, dedem de evlenemeyecek kadar küçük. Ama tarla tapan söz konusu olunca büyükler, ikisini baş göz etmeyi uygun görmüşler. 

 

            Yıllarca bir kadın kalabalığı içinde yaşamış dedem. Evin erkekleri hep kadınlarından evvel ve genç yaşta göçüp gidince, annesi, iki karısı, kısmeti yumurta büyüsüyle bağlanmış kız kardeşi ve beşi kız, sekiz çocuğuyla. Anneannem, “Bizim erkeklerimiz çok yaşamıyor.” derdi bilgece ve tevekkülle. Ben de kızardım hiç tanımadığım bu erkeklere, katlanarak büyüyen bu kadınlar ordusunu bir başlarına koyup gidiyorlar diye. Kadınların, arkalarından methiyeler düzdükleri bu adamları, kısa ömürlerini bunca insana pay ettikleri için sorumsuz ve vurdumduymaz bulurdum.

 

            Evleri  dolup dolup taşarmış. Sofraların biri kalkar biri kurulurmuş. Köylü siyah çayı bilmezken Aga Memet' in evinde demlik, kuzineden inmezmiş. Kimleri kimleri ağırlamamışlar ki o sofralarda. Yemeğin, sermenin ve toplamanın mesuliyeti anneannemdeymiş. Zeynep Nene yaşı ilerleyip eli kolu kalkmaz olunca müsaade vermiş genç kocasına. Ben bu evin işine gücüne yetişemiyorum, evlendirelim seni, deyip kuma bakmış kendine, uzak köylerden. Anneannemi bulmuşlar sonunda,  üç yaşından bu yana hem yetim hem öksüz bu akça pakça kız Aga Mehmet' in evine pek uygun bulunmuş. On dördünde kuma olmuş anneannem. Kendini bildi bileli başkasının evine evim, başkasının babasına babam diyen bu çocukkadın hiç zorlanmamış başkasının kocasına kocam der ken. Dedem de adaletliymiş. Nasıl becermiş bilmem ama biri konumuna biri yaşına uygun bu iki kadını incitmeden, ezip dökmeden bir arada yaşatmayı başarmış.

 

            Belki de Aga Memet'i, ömrünün sonuna dek Çukurköy muhtarı yapan onu tanıyan herkesin en başta dile getirdiği bu özellikleriydi. Adaletli ve merhametli oluşu. Hiç kimseye husumet beslemez, küsleri barıştırır, çıkan anlaşmazlıkları çıbana dönüşmeden çözüme kavuştururmuş. Kara kışta, bayramda seyranda koruyup gözettiği köyün dul ve yetimleri de dedemin cömertliğini, hayır severliğini anlatırlar hâlâ, geçen elli yıla rağmen gözleri nemlenerek.

 

            Bazan zoruma gider, dedemi başkalarından dinlemek. Sanki büyük bir meyve bahçem varmış da benden başka herkes oradan yiyip içip, gelip bana bahçemin ne bereketli olduğunu meyvelerinin ne leziz olduğunu anlatıyormuş gibi. Sonra, dedemi anlatanları yüzlerinde mütevazı birer gülümsemeyle dinleyen anneme, dayıma ve teyzelerime bakarım; insan, hayal meyal hatırlayabildiği yitirilmiş bir babayı başını okşadığı yetimlerden kıskanır mı acaba?

 

            Bu soruyu hiçbirine sormadım henüz. Ama sormadan öğrendiğim başka bir şey var. Bir babanın hayalini paylaşmak en zoru. Aga Memet' in yetimleri, ben kendimi bildim bileli babalarının kullandığı kasketin renginden sevdiği yemeğe, kahveyi nasıl içtiğinden kahve sevip sevmediğine, karşı köye giderken kucağında taşıdığının Ayşe  mi, Hatice mi olduğuna varana dek bir  çok konuda tartışırlar ve hâlâ bir ittifaka varmış değiller. Ama anlaşma noktaları da yok değil. Evin büyükleri; annem ile dayım, çıkar çıkmaz eve gelen radyo ve gramofonu hatırlayıp dedemin  evine ve yeniliklere meraklı oluşunda hemfikir olurlarken iki küçük teyzem ceket ceplerinden çıkan şekerleri hatırlayıp dedemin, onların bir dediğini iki etmediğinde uzlaşmaya varıyorlar.

 

            Dördünün birden aynı fikirde olduğu ve aynı netlikle hatırladığı tek şey ise dedemin, evine   eller üstünde taşınarak geldiği gün ve sonrasında olan bitenler. Henüz kırk yaşındaymış Aga Memet. Nahiyedeki kahvehanesi için alışverişe, ilçeye gidecekmiş. Ağustos başı. Fındığa daha vakit varken kahvenin işlerini aradan çıkarmalı, deyip yola koyulmuş. O günün sıcağı daha geceden belli etmiş  kendini, hani asfalta yumurta kırsan pişer denir ya öylesi bir günmüş. Kahveden çıkıp iki adım atmasıyla yere yığılıvermesi bir olmuş dedemin. Bütün nahiye başına üşüşmüş. Her kafadan başka bir ses çıkıyor ama kimse ne yapacağını bilemiyor. Kolay mı? Tüm sorunları çözen, tüm soruları cevaplayan bir kişi var, o da yerde yatıyor. Nihayetinde, sıcaktan, demişler. Köye götürelim, serinlik yerde dinlenir kendine gelir. Almış getirmişler kucaklarında Aga Memet'i. “Nereden bilirdik yavrum der anneannem, meğer, evde bir parça buz olaymış...”

 

Alıntı linki:http://www.serinselvi.com/yazi/aga-memet.html

Yazar: Sibel Giray ÖZŞİRİN
Yorumlar

Sevgi Sefertaş diyor ki;

Ömrü hayatında görmediğin dedeciginle serçenin gözlerinde tanismissin, çok duygulandim..ne mutlu sana..

lütfiye özdemir diyor ki;

sevgili arkadaşım hikayene çok zor ulaştım daha doğrusu sümer buldu ben okudum dedeni anlatmışsın çok etkilendim beğendim devamını dilerim başarilar



Yorum Yapın

İsim (gerekli)

E-posta (gizli kalacak ve gerekli)

Website (varsa)

Forum İstatistikleri
Toplam Üye Sayısı: 313
Toplam Mesaj Sayısı: 4947
Toplam Konu Sayısı: 1338
Toplam Kategori: 19
Toplam bölüm : 61
Anket
Ankete oy kullanabilmek için foruma üye girişi yapmış olmalısınız.
Serinselvi'nin yeni tasarım ve sistemini nasıl buldunuz?
Mükemmel - 14 (27%)
Hoş - 19 (37%)
Fena değil - 8 (15%)
Isınamadım - 5 (9%)
Kötü - 5 (9%)
Toplam oy: 46