BİR ZAMANLAR SEVGİNLE
Emre KÜÇÜKOĞLU
Körlük,
İhtiyatlı sağırlık ,
Ait olduğumuz çoğul hiçlikler havuzunun felçli görüntüsü.
Sana, ona, buna bulaşan koşulsuzluk direnci.
(Pencereler kardan buz kaplamış. Yemeği yine sıcak indirmişsin ateşten. Dur biraz, bu koku… bir şey mi yanıyor ? Ütünün fişini çekmeyi unutma. Yaz gelince oraya götüreceğim seni; oraya işte ! Hani ! Bildin değil mi ? Bugün çok güzelsin; sana neden yalan söyleyecekmişim ben ? Haydi boş ver artık dışarıdaki sesleri, beni dinle sen. Bugün sana hangi gazeteyi okuyayım ? Yavaş iç biraz, yine üstüne döktün.)
Ardı arkası kesilmedi son yağmurların yine de hepimizi dağıtan kasvetten kurtulduk sayende. Benim umudum kalmamıştı, nasıl kalsın ki; üç oda içinde kendimizi boğuyorduk neredeyse. Hiç dayanamam dediğim o adama katlanabilmeyi öğrettin ya; kim gelse sesim çıkmaz artık. Bir şey sandık doğamızı. Sadece topraktık. Alıştıra alıştıra değiştirmeye çalıştın. Ben dünden razıydım oysa. Gitmeye… ve dönmemeye. Daha yolun başında yorgun düşeceğimi söylemiştin. İlk kazığı yediğimde dönmeyi istedim. Özlediğim filan yok. Her gün küfür ediyorum. Biraz cesaret olmalıydı bende de. Biraz özgüven. İşte o birazları dışa çıkarmak gerekti; belki de hiç olmadığını gözümle görmek. Bilmek tam anlamıyla, emin olarak. Bildikten sonra yine kaç n’olcak ki ?
*
Kaldırımlar seçiyorum; iyi kaldırımlar. Demir parmaklıklar sonrası ayaklarımın değerini bilecek iyi kaldırımlar. Kolsuz beyaz bir gömleği giymeden önce baş ucumda sallanan serum şişesini sevmeye çalışıyorum; ince bir hortumla damarlarıma damlayan sıvıyı…
Henüz bana karışmamışken sevdiğim bütün kadınları hatırlatıyor. Bir hastalığın tedavi süresince kanıma damlayanları...
Mutlu görünüyorum aynı karede ayak bileklerinle. Arkamda, yüksekte bir sandalyeye oturmuşsun, uzatmışsın bir göle sokar gibi ayaklarını. Yüzümün hizasında. Burnum kadar inceymişiz. Gülünecek bir yanı da var kimsesiz kıyının.
Şimdi ise
Sen olmadan
İçi boş bir şişeyi andırıyorum.
Rüzgar estikçe devrilen
Devrildikçe çatlayan – gürültüyle
Kırılan
En yumuşak halıda bile.
*
Yanlış giden bir şeyler oluyor zaman zaman. Yemek yenirken çatal düşüyor yere, bulaşık yıkanırken tabaklar kırılıyor, kapılar kilitlenmiyor evden ayrılırken; kapılar hızlı vuruluyor. Duvarlara söyleniyor sözler, eskiyor; çarpıp geri geliyor, duymuyorsun. Söylediğine emin olamıyorsun. Her şey üst üste derler ya yok; hepsi birden geliyor, toplanmış halde.
yanlış giden
her şey
üst üste
Değiştireyim artık istiyorsun; burana kadar geliyor. İki yakanda bir el. Serseri. Neresinden tutsan kopuyor; haberini alıyorlarmış gibi. Adım attığın yer kuruyor.
Bıktım de
Sıkıldım
Bunaldım de
Daha ne kadar ortağı olacaksın bu suçun? Kendine eziyet etmenin de şerefli bir duruşu var. Kol kırılır yen içinde kalır. Karşılıklı bir mendirek örüp paslanmasını bekliyoruz altımızda kalan denizin.
*
Bir anneye soramayacağınız kaç soru var sizde?
ya da şöyle diyelim: Kaç anne öldürdünüz gözünüzü kırpmadan; aklınızda inşa ettiğiniz saçma sapan yapılar için?
Yok mu?
Tekrar düşünün
sıcaklığı, soğukluğu, yarı aç yarı tok bir muhabbeti. Kupkuru başlayan okul yolculuklarında zihninizde kalan görünmezliği. Ne olmak istediğinize dair ipuçları toplarken kendinizi bir an içinde bulduğunuz is yoğunluğunu. Uzaklara gitmeyin; kendinizle de hesaplaşmayın bu kez. Çevrenize bakın. Birbiriyle bütünleşmiş paradigmalar var mı beyinlerde?
Beyni geçelim bazen kuş beyinliyiz: hepimiz – Allen Ginsberg sağolsun !
Vicdanımızı sırtlayan kalbimize soralım: “Onu ısıtmak için neler yakıyorsun?”
*
Hala soruyor küçük yağmur tanesi, yeşil elmaların içindeki kurtlar üzerine düştüğü yapraktan ona zarar verir mi diye. Sen olsan ne cevap verirsin?
“Yum gözlerini” demiştim ona, kollarını tutuyordum. Kalbi öyle hızlı atıyordu ki komşular uyanacak diye korkup elimi üzerine koydum. “Bugün günlerden ne” diye sordu? Bir kurtcuk elmadan çıkıp yaprağa doğru yaklaştı. “Pazartesi olsun” dedim usulca. İstemedi. Herkesin çok işi varmış bugün. “Sen söyle” dedim, durdu. Kurtcuk yediği elmadan susamış, yaprağın üzerindeki yağmur tanesine eğilmekteydi. Gülümsedi son kez. Elimi kalbinin üzerinden çektim. İçilmişti.
*
Uykuyu bölen sesin ardından telefonun diğer ucundaki kadına bilmediği bir dilde fısıldıyorum:
“Babam ne zaman gelecek?”
| Mükemmel | ![]() 12 (25%) |
| Hoş | ![]() 19 (39%) |
| Fena değil | ![]() 8 (16%) |
| Isınamadım | ![]() 5 (10%) |
| Kötü | ![]() 4 (8%) |
| Toplam oy: 43 | |