BİRHAN KESKİN’İN “AŞK” ŞİİRİ ÜZERİNE - SALİH SEHERAY - Serinselvi.com

BİRHAN KESKİN’İN “AŞK” ŞİİRİ ÜZERİNE

 

                                                                                                             Salih SEHERAY

 

AŞK [1]

Aniden. Birdenbire, beklenmedik olandan…

Beklenmeyene: Dile gelen bir dünya.

Vahiy gibi, en çok ona benziyor.

Baharın karnını öptüğüm rüya.

 

O yüzden “ayak”landım, yukarı ağdım

Sana vardığımda ağlamam bundan…

 

Adını andığımda sıcak akıyor bütün nehirler

Dünyayı dolduran sözü olduran o.

Ve ben ne desem şimdi, benden değiller.

Hala soruyor musun bana aşk ne demek:

O en “bir” ve “tam” olana yürümek.

 

Durup durup geçmesin içinden ağlamak

Dur, neden ağlıyorsun can’ım,

Yetmez mi ikimize bir sağanak…

 

Aşk şiirin kadim konularından… Neden? Çünkü insanoğlunun yapısında sınırsız bir sevme istidadı var; her şeyi kuşatmaya eğilimli… Bu yüzden aşkın derin girdabına kapılanlar içine düştükleri bu sıra dışı halin ne olduğunu merak ediyor. Aşkı anlamlandırmanın, tanımlamanın çabasına girişiyor.

Yoğun ve lirik şiirler şairi Birhan Keskin de yukarıdaki şiirinde aşk meselesini kurcalıyor, onu tanımlama denemesine girişiyor. Tanımlarken de Büyük Sûfî Rûmî’den bu yana birikmiş olan klasik-modern şiir definesinden hammadde devşiriyor. Anlamı kendi tabiriyle yoğunlaştırarak dizelere dizip harflere aktarıyor; içindeki şair duyarlığını  “Dürtme içimdeki narı / Üstümde beyaz gömlek var” dizeleriyle aktardığı gibi…

            Görüldüğü kadarıyla Keskin bu şiirde aşkı transandantal haliyle ele alıyor. Yani dünyevi varlıklara yöneltme durumunu aşan, metafiziğe açık,  Sonsuz Sevgili tasavvurunu içinde taşıyan haliyle…

            Ona göre aşk, irade dışı, “beklenmedik olandan beklenmeyene”, yani bir yanıyla sonlu, yoksul ve yoksun bir varlık olan insandan Sonsuz Sevgiliye yönelen bir durumdur ve “dile gelen bir dünya”dır. “Vahiy gibidir”.  Vahyin özelliğinden yola çıkarak onun aşkı şu özellikleri ile ele aldığı yorumunu yapabiliriz: Aşk maddi nesnelere yöneltilmiş bir sevgi değil, evrende içkin halde bulunan soyut bir güzelliğe karşıdır. Vahiy gibi gelip insanı bulan, başka dünyalarla irtibatlı bir durumdur.

            “Baharın karnının öpülmesi” imajı -rüyada meydana gelmesini de dikkate alırsak- bir simgedir. Kanaatince bahar yeni güzellikleri doğuracak olan, ürünleri başka âlemde ortaya çıkacak olan sanatlı eşya ile süslendirilen “dünya”nın sembolüdür. Rüyada öpülen “karın” kanımca kendisinden başka güzelliklerin neşet edeceği bir tecelligâhtır. Bu arada “dünyanın ahiretin tarlası” olması ve “insanların uykuda oldukları, ölünce uyanacakları” noktaları da hatırlanabilir.

            Ayrıca ilk dizedeki “birdenbire” ifadesini “Bir’den Bir’e” biçiminde okursak, kâinatın Saniinin kendi eserleri vasıtası ile kendi güzelliğini kendine has müteal ve kudsi nazarı ile görme iradesinin anlatılmak istendiği çıkarımını da yapabiliriz. En azından yoğun ifade ile çoğul okuma imkânını sağlamak isteyen şairin böyle bir niyeti olmasa bile bu biçimde alımlanabileceği ihtimalini kaydedebiliriz. Bu arada metin yazarlarının söylemek istemedikleri mananın da metinden çıkacağı hususuna meşruiyet kazandıran “alımla estetiği” akımından da bahsedelim. Alman Wolfgang Iser ile Hans Robert Jauss’un başını çektiği bu akım tensilcilerine göre anlam, metinde oluşmuş ve bütünleşmiş bir şekilde mevcut değildir, potansiyel halde bulunur. Okur tarafından alımlandığı süreç içinde somutlaşır ve bütünleşir.[2]

Keskin, “O yüzden “ayak”landım, yukarı ağdım / Sana vardığımda ağlamam bundan…” dizelerinde açıkça ayaksız bir durumdan “ayak” sahibi olup “yukarı ağma” durumuna geçtiğini belirtmektedir ki bahsettiği aşkın “ilahi aşk” olabileceği yönündeki kanaatleri güçlendirmektedir. Ayrıca metinlerarasılık açısından incelediğimizde “ayaklanma” yerine “kanatlanma”nın ve “yukarı ağma” tabirinin Mevlana Celaleddin er-Rûmî ve bir çok mutasavvıf şairin kullandıkları mazmunlar olduğu görülebilir. Örneğin Mevlana Hazretleri “Topraktan yaratılmış bedenimiz aşk yüzünden göklere yükseldi. / Dağ bile çevikleşti, oynamaya başladı,” der.[3] “Aşkta iki ayakla koşulamaz, bir başla aşk oynanamaz,” der.[4]

Keskin ayaklanıp yukarı ağmasını, vuslat anındaki ağlama olayının sebebi olarak ele alır. “Adını andığımda sıcak akıyor bütün nehirler / Dünyayı dolduran sözü olduran o”, dizelerinde bir isim söz konusudur. O isim anıldığında dünyaya nehirleri ısıtan bir sıcaklık yayılır. Bir isimdir ki o, “sözü olduran, dünyayı dolduran”dır. Birhan Keskin’in bu ifadeleri de tam olarak Allah ism-i şerifini sezdirir tarzda kullandığı görülüyor. Bu aşamada şair söylediği sözleri sahiplenme gururunu bırakarak kendisini söyletenin başka bir faktör olduğunu itiraf ederek seslenir: “Hala soruyor musun bana aşk ne demek: / O en “bir” ve “tam” olana yürümek.” Yani aşk, Vahid-i Ehad ve Kemal sahibi bir Sevgiliye yürümektir. Seyr-i sülûk-u ruhânî adı verilen ve kalp boyutunda yaşanan bir yürüyüştür.

            Şiirin son bölümünde şair “canım” ifadesinde “can” sözcüğünden sonra kesme işareti koyarak şiirin mecazi değil hakiki aşkı anlatmak için yazıldığı konusunda ipuçları vermeyi sürdürmektedir. Sesleniş, bir kişiye değil “can”a, yani ruhadır: “Dur, neden ağlıyorsun can’ım, / Yetmez mi ikimize bir sağanak.”  

            Gönül coşmazsa gönülde yaş olmaz. Bu yüzden maddi gözleri yaşla dolan âşık, ruhuna nazar ettiğinde onun da acı çekmekte ve derinlerde ağlamakta olduğunu hissetmekte, gözyaşı sağanağı altında ıslanmaktadır.

            Birhan Keskin dünyaya “azgın bir iştahla bakmakla” “hayranlık ve şefkatle bakmanın” ayırdına varmış olduğunu bir söyleşisinde dile getirir: Ben bu yeryüzüne büyük bir hayranlık, şaşkınlık ve şefkatle bakıyorum, ona bakmaya geldim ben çünkü… Bir süre kalıp gideceğim; Onlarsa, yani dünyayı paylaşanlarsa azgın bir iştahla bakıyorlar; Hiç gitmeyecekler çünkü onlar, kazık çakacaklar! Ne yapalım, susalım mı? Hayır, marifetle söyleyelim.”[5] Yukarıya aldığımız şiirinde ise aşkın dünya ötesine uzanan yanını marifeti yedeğine alarak anlatma denemesinde bulunmuş. Aşkı basite indirgeyen bunca sahte söylemlerin kol gezdiği şu devirde; iyi de yapmış…

 

 



[1] Birhan Keskin, Ba, Metis Yayınları, İstanbul 2005, s.29

[2] Geniş bilgi için bakınız: Berna Moran, Edebiyat Kuramları ve Eleştiri, İletişim Yayınları, İstanbul, 1998, s.219

[3] Konularına Göre Açıklamalı Mesnevi Şerhi I, Şefik Can, Ötüken Neşriyat, İstanbul 2005, s.15

[4] Age. C.3, s.606

[5] Birhan Keskini, Söyleşi, Can Bahadır Yüce, Zaman Gazetesi Kitap Eki, 1 Mayıs 2006

 

 

Alıntı linki:http://www.serinselvi.com/yazi/birhan-keskinin-ask-siiri-uzerine.html

Yazar: SALİH SEHERAY
Yorumlar

Henüz bu yazıya yorum yapılmamış!

Yorum Yapın

İsim (gerekli)

E-posta (gizli kalacak ve gerekli)

Website (varsa)

Forum İstatistikleri
Toplam Üye Sayısı: 317
Toplam Mesaj Sayısı: 4972
Toplam Konu Sayısı: 1349
Toplam Kategori: 19
Toplam bölüm : 61
Anket
Ankete oy kullanabilmek için foruma üye girişi yapmış olmalısınız.
Serinselvi'nin yeni tasarım ve sistemini nasıl buldunuz?
Mükemmel - 15 (28%)
Hoş - 20 (37%)
Fena değil - 8 (15%)
Isınamadım - 5 (9%)
Kötü - 5 (9%)
Toplam oy: 48