Salih SEHERAY
Artık hazırım
Bir komutla işleyebilir hayat!
Ne apartmanlar
Ne surları kalelerin
Ne beton yığınları
Ne demir kütleler
Ne bin bir türlü bahaneler
Ne de zavallı hükümdarların buyrukları
Yolumu kesebilecek değil!
Çıktım yola
Artık bir Leyla var
Demek istediğim bütün Leylalar
Yani bir de yalnızca sen varsın
Her birimize özel ve herkese rahmet
Artık buyruk senin hayat sen
Doğmadan önce sen ölümden sonra sen
Arada hep sen!
Al beni Rabbim
Çöz beni çoğalt beni
Bütün yarattıklarınla bir kazanda kaynat beni
Aşk girsin yürürlüğe
Yeryüzünde ve gökyüzünde
Hayatın bu yüzünde ve öte yüzünde.
…
Yollar çağırıyor bizi
Yolculuklar çekiyor bizi
Çekiyor hepimizi
Yalnız değiliz
Bizimle konuşur ıssız yaz geceleri
Bizi çağırır karanlıklarda çakalların sesi
Hiç durmayan çınlayan ağustos böcekleri
Kurbağalar baykuşlar
Homurdayan motorlar
İşleyen fabrikalar
Yürüyen makineler
Bizi çağırırlar!
Ey mızrak nereye akıyorsun
Ey kurşun nereye gidiyorsun
Ey kan niçin çıktın damardan
Ey çığlık niçin koptun
Nereye hicret ediyorsun?
Ah bu göç niye
Bu sararmış yapraklar
Yollara savrulan bu kâğıtlar
Yuvarlanıp duran bu bozkır dikenleri
Esip duran bu rüzgâr
Tepelerden pınarlara akan bu koyun sürüleri
Dalga dalga gelen bu ceylanlar antiloplar
Kovanlarından dışarıya uğramış bu arılar
Kendilerini dağıtmış bu anneler
Gözlerine sinekler konan saçları dağınık
Sümükleri hep akıp duran bu çocuklar
Nereye gidiyorlar?
Merhum Erdem Bayazıt’ın bir kısmını mecburen alamadığın bu uzun şiirinin teması İlahi Aşk… Bayazıt, diğerlerinde olduğu gibi bu şiirinde de sinematografik bir tarz izliyor. Bir kameraman gibi çevreden –özellikle tabiattan- aldığı suretleri (imaj/imge) göz önüne getiriyor.
Şairin ilk bölümde hiçbir şeyin engel olamayacağı bir yola girdiğini dile getiriyor. Bu yol tabi ki kalpteki sınırsız sevme yeteneğinin yöneltileceği ve sadece “bir Leyla” nın talep edileceği İlahi Aşk yoludur. Merhum Şair, bir yandan “Çıktım yola / Artık bir Leyla var” diyerek Kâinatın Saniine olan aşkını dile getiriyor. Diğer yandan hafızasındaki “kristalize” diyebileceğimiz birtakım tabiat olaylarını gözümüzün önüne sererek kâinatta cereyan eden hayret verici faaliyetin sırrını kurcalıyor.
Bu arada Allah’a yalvarıyor; öncesi, sonrası ve içinde bulunduğu an ile birlikte bütün vakitlerin Cenab-ı Hakk’ın varlığı ile dolu olduğunu, “Varlıkla aynı kazanda kaynama” arzusu ile birlikte Allah’tan aşk talep ettiğini dile getiriyor:
“Yani bir de yalnızca sen varsın / Her birimize özel ve herkese rahmet
Artık buyruk senin hayat sen / Doğmadan önce sen ölümden sonra sen /Arada hep sen!
Al beni Rabbim / Çöz beni çoğalt beni / Bütün yarattıklarınla bir kazanda kaynat beni
Aşk girsin yürürlüğe / Yeryüzünde ve gökyüzünde / Hayatın bu yüzünde ve öte yüzünde.”
Onun tabiattan aldığı enstantaneler içinde şair gözüyle seçtiği suretler; mızrak, kurşun, kan, çığlık, kuşların, böceklerin, çakalların hatta motorların sesleri, koyun, antilop ve arı sürüleri bir akış halindedir. Necip Fazıl’ın dediği gibi “akışta demetlenmiş(tir) bütün kainat…” Başka dünyalara bir göç vardır adeta…
Varlıktaki hayret çeken faaliyetin aşıkların gözüne nasıl göründüğünün anlatıldığı bir yazıda şu cümleler yer alıyor:
…Şems-i Tebrizî gibi bir kısım âşıkların nazarında, bütün kâinatta bulunan umum incizaplar, cezbeler, câzibeler, câzibedar hakikatler, ezelî ve ebedî bir hakikat-ı câzibedara işaretlerdir. Ve ecramı ve mevcudâtı Mevlevî-misâl pervane gibi raks ve semaa kaldıran cezbedarâne harekât ve deveran, o hakikat-ı câzibedarın cemâl-i kudsîsinin hükümdârâne tezahüratı karşısında âşıkane ve vazifedarâne bir mukabeledir.” [2]
Şairimiz Erdem Bayazıt da bu şiirinde varlıktaki cezbeyi “bir göç, bir akış” halinde algılamış ve kendisi de bu akışa İlahi aşk vasıtasıyla katmak istemiştir. Doğrusunu Allah bilir