Niyazi SANLI
Eskilerin tabiriyle müteradif, İngilizcesiyle de (synonym) olarak adlandırılan eş anlamlı kelimeler yazı hayatıyla doğrudan ilgilenenler ve bunu meslek olarak yapanlar için ciddiyetle ele alınması gereken bir husustur.
Eş anlam en basit ifadesiyle; yazılışları farklı anlamları aynı olan kelimeler demektir. Eş anlamın tanımını şöyle de yapmak mümkün: Bir cümlede geçen herhangi bir kelimenin yerine başka bir kelime koyduğumuzda anlam değişmiyorsa bu iki kelime eş anlamlıdır. Bir örnekle açıklamaya çalışalım.
“Babam çok sağlıklı bir yaşlıydı.” cümlesini “Babam çok sıhhatli bir yaşlıydı.” Şeklinde yazabiliriz ve cümlenin anlamında da bir değişiklik olmaz. Çünkü “sağlıklı” ve “sıhhatli” kelimeleri aynı anlama gelmektedir. Yalnız burada bir hususa dikkatinizi çekmek isterim. Sıhhat kelimesi Arapçadan dilimize geçmiştir ve sağlık anlamına gelmektedir. Buna rağmen pek çok yerde “sıhhat”i “sağlık”ın yerine kullanamayız. Mesela Türkçemizde sıklıkla kullandığımız “Canın sağ olsun!” , “Sağlık olsun!” “Sağlığında”, “Sağlığınıza!”, “İyilik sağlık” veya “Başın sağ olsun!” cümlelerindeki “sağlık” yerine “sıhhat”i kullanmamız mümkün değildir. Aynı şekilde banyo veya tıraş sonrası söylenen “Sıhhatler olsun!” cümlesindeki “sıhhat” yerine de “sağlık” kullanamayız.
Aslında hiçbir dilde –velev ki başka dilden geçmiş aynı anlama gelen kelime olsun- eş anlamlı kelimeler yoktur. Hiçbir zamanda olamaz. Çünkü hiçbir kelime başka bir kelimenin yerine tam olarak geçemez. Her dilde her kelimenin bir etimolojisi, ifade ettiği anlam ve çok ince gibi görünen ciddi anlam farklılıkları vardır.
Yani; hiçbir dilde eş anlamlı kelime yoktur! Yakın anlamı kelimeler olabilir. Bazı kelimeler nadiren bazı kelimelerin yerine geçebilirler ki bu; çoğu zaman kişilerin o kelimeyi yanlış kullanmasından kaynaklanmaktadır.
Mevzuumuzu okullarda en çok verilen örnekler üzerinden açıklık getirmeye çalışalım. Mesela kara-siyah, öğrenci-talebe en çok verilen örneklerdendir. Bence öğrenciler yanlış bilgilendirilmektedir kelimeler hususunda.
Önce siyah-kara ikilisinden başlayalım.
Siyah: Farsça kökenli olup (1) beyaz karşıtı "İri siyah gözlerini kalın kaşlarıyla beraber kaldırdı."- Ö. Seyfettin. (2) sıfat, mecaz Bu renkte olan: "Siyah ekmek."- .
Kara: 1 . En koyu renk, siyah, ak, beyaz karşıtı 2 . sıfat Bu renkte olan "Kara gözlüm efkârlanma gül gayri / İbibikler öter ötmez ordayım"- B. S. Erdoğan. 3 . Esmer. 4 . sıfat, mecaz Kötü, uğursuz, sıkıntılı 5 . mecaz Yüz kızartıcı durum, leke 6 . mecaz İftira.
Sadece renk anlamında ele alalım ki zaten eş anlamlılıkları da renk bakımındandır. Eğer bir cümlede “kara” kelimesi renk ifade edecek şekilde kullanılmışsa o rengin kötü bir muhtevası olduğunu anlamamız o kadar da zor değildir. “Kendine kapkara bir elbise almış!”, “Üzerinde kara bulutlar dolaşıyor!”, “Yüzleri sıcaktan kapkara olmuş!”, “Yüzünü niye karartıyorsun?” örnekleri çoğaltmak mümkün.
“Siyah”ı ele alalım. “Siyah”a genellikle bir gizem ve asalet yüklenir. “Kapkara saçları var.” İle “Simsiyah saçları var!” cümleleri zıt anlam ifade ederler. İlk cümledeki “kapkara” “kötü” bir anlam içerir. Oysa ikinci cümledeki “simsiyah” imrenme, beğenme ile beraber güzel bir anlamı barındırmaktadır.
Şimdi de kara kelimesi ile elde edilen birleşik sözlere ve deyimlerin bir kısmına bakalım. Hepsinin de olumsuz anlam ifade ettiği ve aynı cümlelerde “siyah”ın kullanılamayacağını göreceğiz.
kara çalmak birine iftira etmek, kara sürmek: “Allah için güzel kapışıyoruz, birbirimize kara çalmakta üstümüze yok."- H. Taner.
Kara kara düşünmek: çok üzüntülü olmak, düşünceye dalmak: "Kara kara düşünmeye başladım; böyle bir toplantıyı kim, hangi kurum destekleyecekti?"- M. C. Anday.
Karalar bağlamak: yas tutmak: "Bütün yaşamı karardı, sokağa çıkamaz oldu, karalar bağladı."- H. Topuz.
Buraya bazı bölgelerimizde yakını vefat edenlerin siyah elbise giydiğini belirtelim. Arnavutluk’ta da eşi vefat eden kadınların baştan ayağa kadar siyah elbise giydiklerine Allah’ın bana lütfettiği gözlerimle görmüştüm.
Öğrenci-talebe meselesine bakacak olursak….
Talebe; Arapça talep et(mek) fiilinden türetilmiş isimdir ve öğrenci anlamında kullanılmaktadır. Öğrenci ise; Türkçedir ve öğren(mek) fiilinin sonuna (-ici) eki alarak fiilden türemiş bir isimdir. Kökleri bile farklıdır. Biri isteyen, diğeri ise öğrenen kişi anlamındadır. Bu iki kelime biri Türkçe diğeri Arapça olması hasebiyle çoğunlukla birbirlerinin anlamlarını karşılar gibi görünmektedir. Ne var ki aslında hiç de öyle değildir. Halk arasındaki kullanımlarından hareketle bu iki kelime arasındaki anlam farkını görmeye ve anlamaya çalışalım. Eğer “öğrenci yurdu” derseniz; herkes bilir ki o yurtta kalan öğrenciler örgün eğitim kurumlarından birinde eğitim görmekte ve bu yurtta kalmaktadır. Yok eğer “talebe yurdu” derseniz; orada kalan öğrencilerin ya hep dini içerikli eğitim aldıklarını ya da hem dini eğitim almakla beraber örgün eğitim kurumlarından birine gittiğini anlarız. Hatta bazen bu kelimeleri kullanmalarına göre insanların dünya görüşleri hakkında bir bilgiye sahip olmamız da pekâlâ mümkündür. Eğer bir kişi “talebe”yi kullanıyorsa dindar,muhafazakar bir dünya görüşüne mensup olduğunu, öğrenciyi kullanıyorsa daha liberal ve dünyevi hayat yaşayan biri olduğuna –her zaman olmamakla beraber- kanaat getirebiliriz. Görüldüğü üzere; eş anlamlı gibi görünen bu kelimeler de birbirinin yerini tutmamaktadır.
Bir başka yazıda da ifade ettiğimiz üzere; bir yazarın kullandığı kelime sayısı o yazarın iyi yazar olmasının ölçülerinden biridir. Yazarlar aralarında anlam farklılıkları olan ve eşanlamlı gibi görünen bu kelimeleri doğru yer ve zamanda kullanmak suretiyle dilimize hizmet etmek zorundadırlar.
Başka bir husus da yakın anlamlı kelimelerin aynı cümlede ve arka arkaya sıralanarak kullanılıp kullanılmayacağı hususudur. Mesela “Mustafa Efendi; son derece kalender, nazik, nazenin, kibar, ince ve hassas ruhlu biriydi.” Cümlesindeki bazı kelimeler zaman zaman eşanlamlı olarak kullanılabilirler. Bazı zevat bu kelimelerin aynı cümlede kullanılmasının anlatım bozukluğuna sebebiyet verdiğini ve gereksiz olduğunu düşünmekte ve ifade etmektedirler. Oysa bence durum hiç de öyle değildir. Her biri ince anlam farklılıkları olan kelimelerdir. İsterseniz beraber bakalım:
Kalender: Gösterişsiz, sade yaşamaktan yana olan, alçak gönüllü kimse, ehlidil, rint.
Nazik: 1.Başkalarına karşı saygılı davranan: "Seçilmişlik duygusu insanları birbirine yakınlaştırdığından içeride herkes birbirine karşı son derece nazikti."- E. Şafak. 2 . İnce yapılı, narin "Kadın fevkalade nazik ve güzel, çocuklar oya gibi idiler."- S. F. Abasıyanık.
3. Özen, dikkat gösterilmezse kırılabilen, bozulabilen, kötüleşebilen: "Nazik bir bitki."- . 4. Gerekli önlemler alınmadığında daha kötü olan, kritik: "Şimdi devleti tehlikeden kurtaracak pek nazik zamandır."- A. Ş. Hisar. 5 . Dikkat isteyen, özen gerektiren: "Rica ederim gülmeyiniz, iş pek naziktir, şaka götürmez."- H. R. Gürpınar.
Nazenin: 1 . Cilveli, nazlı. 2 . Narin, ince yapılı. 3 . Şımarık, nazlı yetiştirilmiş: "Gelgelelim bu nazeninim, gümrük kolcularıyla fingirdemeye başlamış."- R. N. Güntekin.
Kibar: 1 . Davranış, düşünce, duygu bakımından ince, nazik olan (kimse): "İşte senin bu kibar, bu efendi hâllerine bayılıyorum."- Y. Z. Ortaç. 2 . Soylu, köklü (kimse, aile): "Telefona giderek kibar ve varlıklı insanlara has bir şive ile köşkten otomobili istetti."- H. Taner. 3 . isim, eskimiş Büyükler, ulular.
İnce: (diğer anlamlarını almadan sadece bizim cümlemizdeki anlamını aldım.) mecaz Düşünce, duygu veya davranış bakımından insanın sevgi ve saygısını kazanan, zarif, kaba karşıtı: "Bu gülümseyişte, herkesin hemen seçemeyeceği bir ince alay gizli."- A.
Hassas: 1.Duyum ve duyguları algılayan: "Halıda kaybolan ayak seslerini evvela Peregrini'nin hassas kulakları sezdi."- H. E. Adıvar. 2 . Duyarlı: “İri yarı bir adam olmakla beraber pek hassastı."- A. Gündüz. 3 . Çabuk etkilenen: "Düşmanın en hassas ve mühim noktası orası idi."- Atatürk. 4 . En küçük değerleri, incelikleri dahi algılayabilen: "Bu laboratuvarda hassas ölçümler yapılıyor."- . 5 . Yapımı ve bakımı özen isteyen, aksamadan çok doğru çalışan, kesin ölçüler gerektiren işlerde kullanılan (alet): "Hassas terazi."- .
Bu tür yakın anlamlı kelimelerin biryazıda kullanılması anlatım bozukluğuna yol açmadığı gibi verilmek istenen duygu ve düşünceyi kuvvetlendirmektedir.
Yazımızı bir tavsiye ile bitirelim: Yazarlar/Yazar adayları behemehal en az bir sözlük okumalıdır.
çok fuzuli bir yazı ele almışsınız sevgili niazi bey. sizlerden edebi eserler bekliyoruz