Rabia AVCI
Umutsuzluk çukurunun en alasına indi Mori. İndiği yere ışık girmiyordu. Morinin çakmağının alevi sigarasıyla buluştu ve öksürmüş gibi yaptı. Dori irkildi. “Kim var orda ?” “Benim Mori!...Nasılsın ey ümitsiz insan ? Suratında bir parça mimik kalmamış.” Bir anda aynalar belirdi spot ışıkları aydınlatıyordu her yeri. “Ne kadar solgun ve sağlıksız görünüyorsun arkadaşım. Üzerindeki siyahlar bir deri bir kemikliğini örtemiyor. Hele bir de bana bak. Gözlerim nasıl da parlıyor. Yüzüme renk denen şey hakim. Bunu göstermek pek iç açıcı olmayacak ikimiz açısından da ama dön bir bak aynaya gönlünde bir dirhem ferahlık yok. Aslında hala yaşıyor olabilmen bir mucize aslında.”
Dori “Aa! Bir yıldız kayıyor onu yakalayacağım” dedi.
Mori “sakın!” Diye bağırdı. Erişeceğin zevklerin verdiği perişanlık seni bu hale getirdi. Memnuniyetle hatalar işledin ama yediğin bu meyvelerin çöpü de dahil sana hazımsızlık yaptı. Bünyen daha fazlasını kaldıramayacak buna devam edersen geçici zevklerin alım satımına...Bünyesinde bulunduğun siyahlığın içinde yok olup gideceksin çünkü içinde başka renk yok.
Dori asık suratını daha da astı. “Peki ne yapacağım? Çözüm bulamıyorum. Kendimden utanıyorum ama düzeltecek yol da bulamıyorum. Biliyor musun? Dori’nin gözleri tepkisel yaklaşımlarda bulunarak gözyaşı sundu etrafa. Biliyor musun hiç hayalim yok. Gelecek için umudum sıfır!”
Mori atıldı. “Geçmişteki hayalperest Dori’ye ne oldu? Aç gözlerini Dori aç! Düşlerini ümitlerini az bir vakti kalmış yaşlı bir adama sattın hem de sigara parasına! Bu sahneyi gördüğümde gözlerime inanamadım. Güya bu yaşlı adama bir yandan yardım etmiş oldun bir yandan da sigara senin cebinde oldu. Hah! Bilmediğin fark edemediğin çok şey var. O yaşlı adama ne oldu biliyor musun? Deliren yaşlı adam oldu ve kendisini astı.”
Dori “ama neden?” Dedi. Cevabı çok açık Dori. Herkesin hayalleri ümitleri kendine. Başkası bunu kaldıramaz tahammül edemez. Senin düşlerin yaşlı adama fazla geldi. Şu haline bak! O kadar derin bir çukurun içine saklanmışsın ki içeri ışık hüzmesi girse de yolunu kaybediyor.
Senden avazın çıktığı kadar bağırmanı istiyorum Dori. Bu biraz olsun rahatlamanı sağlayacak. Dori buna karşı çıktı. “Hayır yapmayacağım !” “Yap dedim yoksa ölümünle baş başa bırakacağım. Bundan sonra yalnız kalacaksın.”
Dori o an öylesine yüksek sesle hayır diye haykırdı ki çığlığı denizde dalganın, karada rüzgarın, havada uçan kuşların yönünün değişmesine sebep oldu. Daha evvel tutmak istediği kayan yıldız istikametini değiştirdi hem de Dori’ye doğru.
“Sen öylesine özel bir insansın ki Dori fark ettiğin an yükseleceksin.”dedi. Yaradan kimseye taşıyamayacağından fazla sıkıntı vermez. Senin yüreğinde bir tutam ferahlık yakalayamadığımıza göre bundan daha fazlası olmayacak. Zaten şu durumda senin için ne fark eder ki ! Sana bir reçete veriyorum. Sabır ve umut yazıyordu reçetede. Derhal bu reçeteyi yutmanı istiyorum.
Dori söyleneni yerine getirdi ve kağıdı yuttu. Başka çaresi var mıydı ki?
“Sevgili dostum Dori bir daha karşılaşmayalım. Karşılaşsak ta sakın göz göze gelmeyelim.”
Dori’nin bir sorusu vardı. “Her şey tamam da benim aksime senin beyazlar giyinmen gerekmiyor muydu?”
“Dori, ben önceleri beyaz giydim de geldim onu da denedim. Benim farkıma varmadın. O yüzden dikkatini çekebilmek için kırmızılar giydim.” Sonunda ikisi de kahkahaya boğuldular. Bir daha karşılaştıkları vakit olmadı mı ? Oldu! Ama hiç göz göze gelmediler.
| Mükemmel | ![]() 14 (27%) |
| Hoş | ![]() 19 (37%) |
| Fena değil | ![]() 8 (15%) |
| Isınamadım | ![]() 5 (9%) |
| Kötü | ![]() 5 (9%) |
| Toplam oy: 46 | |