Yahya Cemil KARAKOÇ
Bu ayki okuma notumda yine bir akademik çalışmadan bahsetmek istiyorum. Söz konusu çalışma, Pınar Aka’nın Bilkent Üniversitesi Ekonomi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü tarafından kabul edilmiş (2002) olan “Hilmi Yavuz’un Şiirine Metin-merkezli Bir Bakış” adlı yüksek lisans tezi…
Aşinaların bildiği üzere Hilmi Yavuz hem şiiri hem de şiir üzerine yazdıkları ile tanınan bir şair ve fikir adamı… O poetik düşüncelerinde şiirde mananın değil şeklin öne çıkarılması gerektiğini vurgular. Bunu yaparken Doğu ve Batı edebiyatının şimdiye kadar yazılmış varidatından faydalanır, bol atıflı ve iktibaslı bir şiir inşa eder. Yahya Kemal ve daha çok Ahmet Haşim-Behçet Necatigil çizgisini takip ederek görüntü, dokunuş ve ses imajlarını bir araya getirdiği bir şiir metni oluşturur. Ona göre şiir herhangi bir nesneye değil bir imaja işaret etmelidir.
Şekli daha çok öne çıkarma düşüncesinin gerekçesini şöyle açıklar Hilmi Yavuz:
“Şiirde anlamın öne çıkması gerektiğini hiçbir zaman düşünmemişimdir. Şiirde önemli olan, tıpkı müzikte olduğu gibi, onu okuyanda belirli bir haz duygusu yaratmasıdır. Dolayısıyla şiirde estetik, semantiğe göre çok daha önde gelir. Düzyazıda, bana göre, durum tersidir. Düzyazıda anlam öndedir. Ama şiirde anlamın neredeyse sıfırlanması diyebileceğimiz bir düzeyde olması da gerekli değildir. Şiirin, anlamlı olmasını vurgulamak, onu öne çıkarmak, bana son derece yanlış geliyor. Neden yanlış geliyor? Çünkü anlamda ısrar etmek, anlamda diretmek, şiiri, bana sorarsanız, dile dönüştürmek demektir.” (Ben Yazların Adamıyım, s.71)
Pınar Aka’ya göre Hilmi Yavuz “anlamı geriye itmek için pek çok yöntemden faydalanır. Bu yöntemlerin başında “imgeleştirme” ve “sese dönüştürme” gelir. Onun bazı kavramları imgelere dönüştürdüğünü görürüz. Sesin öne çıkarılması sayesinde ise şiir, müziğe yaklaşarak “saflaşır”.
Hilmi Yavuz, şiir üzerine bir söylem kurarak, şiirin kendi üzerine kapanmasını sağlar. Bu kapanma, Akşam Şiirleri’nde başlamış ve Yolculuk Şiirleri’nde en ileri noktasına varmıştır. Yavuz’un her şiir kitabı, şiire ait bir sorunun çözümlenme denemesidir. Sorun, ikili bir yapı şeklinde ortaya konur. Bu ikili yapıya, imge sisteminde ve seslerin düzenlenişinde de rastlanır. Sorunun çözülmesi, ikiliğin ortadan kalkması anlamına gelir. Problemin çözülmesi sonucunda şiir saflaşarak “söz”e ulaşmış olur.”
Pınar Aka’nın tezine baktığımızda Hilmi Yavuz’un şiirinde bulduğu başlıca stilistik (yapısal) özellikler ve uygulamaların şunlar olduğunu görüyoruz:
En çok kullandığı/önem verdiği kelimeler:
“taflan”, “talan”, “erguvan”, “yaz”, “hüzün”, gibi…
Tevriye sanatı:
Büyüsün Yaz, “dili geçmiş sevdalar anlatıyordunuz” ,“bir yazı olan sevgili” deki “yazı” kelimesi…
Ses benzerliği kullanmak:
“saymadım, kaç yol oldu geçtiğin” (yıl yerine yol)
“bir uzun kuş geçirdim, mevsim kapandı beyaz tüylerine, sessiz” (kış yerine kuş)
“ne zamanlar geçtin, gençtin o
zaman!” (bir zamanlar yerine ne zamanlar)
“ansızın dökülürdünüz
bahçelerle ve kül
…
perdesiyle örtülürdünüz
tenhayla ve tül
…
paramparça güldüğüydünüz
aynalarla ve gül”
( dökül-kül, örtül-tül, güldüğüydünüz –gül)
Tamamlanmamış cümle kullanımı:
“hangi umut, hangi sevda, hangi dağ/ ve hangi…”
Eşyayı anlatmak istememek:
“güller sadece okunur bu şiirde”
Derinlik arzusu:
“şiirler kazılmalı: o ince
gurbetlerin gömdüğü”
Dillerarasılık:
“alan da o’ydu, satan da... şeytanca alışveriş!” (satan ve şeytan aynı anlamı veriyor)
“çöl de sert, nehir girift, kapı dar;” (“de sert” Fransızca “çöl” anlamını çağrıştıran bir kelime)
Kelimelerin imaj haline getirilmesi; “hüzün” örneği:
Hüzün kelimesi,
“hangi hüzünler evidir” mısraında ev,
“bir hüzünde konaklamış gibiyiz” mısraında bir mekân,
“biz devşirdik hasadını/ bıldır yağan buğdayların.../ tarlası hüzündü onların...” mısraında tarla,
bir çiçek ya da bitki: “aşkları koparıyor biri, hüznü öteki” mısraında bir bitki olur.
hüzne bağlıdır/ o tekne, yosunlu, kağşamış şimdi...” mısraında bir iskeleye işaret edilir.
Şiirin içeriğiyle görünüşü arasında kurulan paralellik:
“şimdi bir çığ koptu
k
o
p
a
c
a
k”
Gelenekten faydalanma (atıf, telmih):
kalbimse üst üste nice sevdalar
görmüş bir höyüktü ki usandık
…
yetti o kadar... yorguna yol vermeye?
dağ yolları öyle yörüktü ki usandık
…
bir kuştur şimdi buruk bengisu
ve gül şiire bir yüktü ki usandık
Yaz Şiirleri’nde bu şiirde Nâbî’nin “usandık” redifli gazeline telmih vardır.
“ben aldım şiirin yılkısını/ ben ürettim...” mısralarında Şeyh Galib’in “Ben aldım o küncü ben tükettim” mısraına,
“bir sarı fanus, âfitâb-ı temmûz” mısraında “Giydikleri âfitâb-ı temmûz/ İçtikleri şûle-i cihân-sûz” mısraına gönderme söz konusudur.
“çok uzun anlatmak gerekti
ve biz, sadece imâ ile geçtik” mısralarında
Nâilî’nin “Tasrîhe mecâl olmadı, îmâ ile geçtik” mısraına telmih vardır.
Hilmi Yavuz bir yazısında “siyah nur ve siyah güneş” ifadelerinin hem doğudan hem de batıdan iki şairin mısralarında kullanıldığını belirtir. Akşam Şiirleri’nde “akşam ve Nurusiyah” şiirini ise hem Şeyh Galib’e, hem de Gerard de Nerval’e ithaf eder.
Siyah Nur Şeyh Galib şiirinde şöyle geçer:
“Mânend-i Bilâl-i sâhib-irfân
Nur-ı siyeh içre nur-ı imân”
Nérval’in “El Desdichado” şiirinde “siyah güneş” olarak karşımıza çıkmaktadır:
“Garibim, yaslıyım, yok derdime çâre bulan
Kalesi elden gitmiş, Aquitane’li beyim ben:
Bir tek yıldızım söndü, darmadağın sazımdan
Karasevda’nın kara güneşidir akseden.”
Böylece Hilmi Yavuz, hem Doğu’ya hem de Batı’ya ait bir arketipi aynı şiirde buluşturmuştur.
“şiir ki beyliğinden bal ve kül
sunardı kullarına... yazmak
büyülü dağ
ile dağ
masalını ayırmaktır aslında
ben bu şiiri yazdım da
belki
yazmadım da”
mısralarında geçen “bal ve kül” ifadesiyle Lévi- Strauss’un, “büyülü dağ” ifadesiyle Thomas Mann’ın kitaplarına, “tenha” şiirinde bulunan “ve hüznü yeniden-okumak/için bir kitap olur dünya” mısralarıyla Mallarmé’nin “dünya bir kitaba varmak için mevcuttur” mısraına, “taflan” adlı şiirde geçen “hiçlik tadı” tabirinde Baudelaire’e telmih yapılmıştır.
| Mükemmel | ![]() 14 (27%) |
| Hoş | ![]() 19 (37%) |
| Fena değil | ![]() 8 (15%) |
| Isınamadım | ![]() 5 (9%) |
| Kötü | ![]() 5 (9%) |
| Toplam oy: 46 | |