(HESEN TUFAN)
Hesen öğretmenlik yapsa da o hala bir öğrencidir. Edebiyat dünyasında ilerlemek için daha fazla yazmaya ve daha fazla eleştirilmeye ihtiyacı vardır. Bu yüzden sürekli yazıyordur. Fakat yazdıklarını edebiyat üstatlarına değerlendiremediğinden, içinde her zaman bir huzursuzluk bulunuyordur. Tek başına yürüyemeyecek kadar çekingendir. Yürümeyi yeni öğrenen bir çocuk gibidir. Bir adım atıyor, ikincisini atıyor, üçüncüsünü atmak üzereyken yere düşüyordur. Yanındaki bir kişi tarafından ayağa kaldırılmayı bekliyordur. Minicik elini uzatmış bekliyordur. Yürümeyi bilen bir kişinin elini uzatmasını bekliyordur. Parmaklarını, o avucun içine yerleştirip ayağa kalkıp, onun gücüyle adım atmak istiyordur. İşte bu yüzden 1923 yılında Lisva'ya gider. Orada bulunan bir okulda yine öğretmenlik yapar. Ayrıca bir kütüphanede de yönetici olarak çalışmaya başlar. İstediği kitaba anında ulaşabiliyordur. Köyündeki babasının oluşturduğu kütüphanenin çok daha fazlasına sahiptir. Dışarıdan gelen okuyuculardan çok, kitapları kendisi karıştırıp, okuyordur. Hesen, kütüphanenin müdürü olsa bile, aslında o sevdiği eşyaların içinde yaşıyordur. Oradan aldığı bilgileri bir köprü gibi öğrencilerine taşıyordur. Okuma tembeli olan öğrencilerine yardımcı oluyordur.
Hesen böyle bir ortamda sürekli yazmış fakat yazdıklarını uzun süre bastırmamıştır. Kendisine cesaret verecek sözleri bekliyordur. O bunları beklerken dönemin edebiyat çevrelerinden büyük beğeni kazanan Cir ullarlı tragediyasé adlı şiir kitabı yayınlanır. Kitabın yazarı Hadi Taktaş'tan, Hesen de etkilenir. Hesen bu kitabı okuduktan sonra; satırlar arasına büyük bir kabiliyetin gizli olduğunu görür. Sözcükleri okurken onların büyüsüne kapılır. O cümleleri sıradan bir kişinin yazdığına kesinlikle inanmaz.
Ruhu bu şiirlerden etkilenen Hesen Tufan; okuduğu her şiirden sonra, içini bir ürpertinin kapladığını belirtir. İnsan tanımadığı bir kişiyi gözünde çok fazla büyütebilir. Onu tanıdıktan sonra ise bu büyü ortadan kalkar, bazen de hayal kırıklığına bile uğrayabilir. Oysa Hesen, Hadi Taktaş'ı tanıdıktan sonra böyle bir hayal kırıklığına uğramadığını belirtir. [1]
Hesen, işçilik, öğretmenlik, kütüphane müdürlüğü yaparken bir an önce mesainin bitip kendi özel çalışmalarını yapabilmesi için fırsat kollamıştır. Kendini yazmaktan bir türlü alıkoyamamıştır. Ağabeyleri kendileriyle çalışmalarını, düzenli iş yapmalarını teklif etseler de, o, yazmak için yaratıldığına inanmıştır. Bu yüzden de onlarla birlikte çalışmayı her zaman reddetmiştir. Aslında hayat karşısında büyük bir risk almıştır.
Şiir yazan her kişi şair olamayacağından, Hesen Tufan hayatı boşa harcamak gibi bir riski göze alıyordu ve bunu hayatına uyguluyordu. Bir maden işçisi olsa, ömür boyu hayatını çok daha rahat bir şekilde geçindirebileceğini biliyordu. Maden ocağı çökmediği sürece, bir hayat tehlikesi yoktu. Oysa şairliği seçtiğinde, bazen ölmek için yalvaracağını da biliyordu. Beğenilmediğinde, başarısız eserler ürettiğinde, tüm yayınevlerinin kapıları yüzüne kapandığında hayatın sonu gelmiş olacaktı onun için.
Bütün bunları yaşayan hocaları, onu yolun başındayken zaten uyarmışlardı. Kendi başlarından geçen hikayeleri anlatmışlardı ona. Hesen de başına gelecekleri biliyordu. Bol bol şiir kitabı okuyordu. Maden ocağında kürek sallamaktansa, edebiyat dünyasında sayfaları çeviriyordu.
Cir Ullarlı Tragediyasé adlı kitap onun altın madeni, hayatının en büyük keşfi olmuştu. Bu yüzden artık öğretmenlik yapmak bile kendisine cazip gelmemeye başlamıştı. Neden yaşadığını sorgulamaya başlayan insan gibi, kendini sorgulamaya başlamıştı.
Her insanın bir yaşama amacı vardı. Hesen'in de bir yaşama amacı vardı. Acı çekmeden, aşık olmadan, yaşadıkları olumsuzluklara tepki göstermeden yaşamak, onun için çok anlamsız geliyordu. Artık öğretmenliği kafasından silmişti. Onun için yalnızca edebiyat dünyası vardı. O dünyanın içine tam olarak girme kararını verdirten bu kitap sayesinde, "Taktaşlı Kazan'a" gitti. [2]
Göçük altında kalmış bir maden işçisi gibidir. Elleriyle toprağı kazıp dışarı çıkmak için uğraş vermeye, ömrünün sonuna kadar edebiyat dünyasında kalmak için çalışmaya başlamıştır.
Hesen etrafındaki edebiyatçılar tarafından bir mıknatıs gibi çekiliyordur. Yeni mekanı olan Kazan'da, üniversite öğrencilerinin ve öğrenci olmak için çalışanların kaldığı bir yurt odasına yerleşir. Bir yandan yeni arkadaşlar edinirken, bir yandan da bu üniversitede ders veren ünlü edebiyatçılarla tanışma fırsatı bulur. Onlar arasında yer alan ve Kazan Devlet Üniversitesinde kürsüsü bulunan Galimcan İbrahimov, Gaziz Gobeydullin, Gali Rehim en çok takip ettiği hocalar arasındadır. Bulunduğu ortamdan etkilenen Hesen Kusinov üniversitede okumaya karar verir ve Doğu Dilleri Fakültesi'nde eğitim almaya başlar.[3]
1924; Hesen Tufan yalnızca meşhur olan yazarlarla değil, gelecekte başarılı olabilecek olan yazarlarla da iletişim halindeydi. Okuduklarını çok iyi değerlendirebildiğinden, çevresini iyi gözlemleyebildiğinden, gelecek için ışık saçan yazarları da tespit edebiliyordu. Bunlardan en önemlisi Kavi Necmi'ydi. Daha sonraki yıllarda Tataristan Yazarlar Birliği'nde başkanlık yapacak olan bu genç yazarla Hesen iyi bir dostluk kurdu.
Üniversite ortamında çok daha hızlı adımlarla ilerlemeye başlar. Artık yalnız değildir. Kendisini yönlendirecek hocaları vardır. Yazdıklarını sürekli tartışacak arkadaşları vardır. Yeni arkadaşlıklar edinen Hesen Tufan bu yıllarda, daha önce Lisva'da tanıştığı, hayatını paylaşacağı kadın olan Luiza Saligasgarova ile arkadaşlığını ilerletmeye başlar. İkisi de öğrencidir, ikisi de edebiyat düşkünüdür. İkisi de birbirine aşıktır. Hesen Tufan'ın en büyük hayali Luiza'nın sanat eğitimi almasıdır. En çok da tiyatroyu istemektedir. Çünkü onda büyük bir oyunculuk yeteneği olduğunu görebiliyordur. Hesen Tufan'ın söylediklerini mantıklı bulan Luiza Saligasgarova İşçi Fakültesini bırakarak Tiyatro eğitimi almaya başlar.
Hesen Tufan üniversitede etrafını iyi bir şekilde yönlendirebilen bir öğrenciydi. Edebiyat eksikliklerini kolayca görebiliyor ve bu eksiklikleri ikmal ettirmenin yollarını arıyordu. Fakir bir kişiydi. Fakat rüyaları vardı. Herkes gibi o da rüya görüyordu. Gerçekleştirmek istediği projelerin kolay olmayacağını çok iyi biliyordu. Görüyordu. Kendini, Hesen Tufan yapabilmek için elinden gelen her şeyi yapıyordu.
Üniversitesinde eksik olan gazetenin çıkarılması için Gadil Kutuy ile beraber çalışmaya başlar. Yapmaları gereken bir duvar gazetesi çıkarmaktır. İsmini bile bulmuştur: Ukı-Tözé. Israrlı çalışmaları sayesinde bu gazeteyi on beş günde bir çıkarmayı başarırlar. [4]
1924-25 yılları arasında Hesen Tufan'ın girişimleriyle Tatarca çıkarılan gazete 12 baskı yapar. Gazetenin çıkarıldığı yıllardan itibaren Hesen Tufan büyük bir şevkle yazmaya başlar. Yazarlık hayatının en başarılı yıllarını yaşamaktadır. Hesen Dufan adıyla Tatarstan gazetesinde yayınlattığı şiiriyle büyük beğeni kazanır.
Tatarstan gazetesinin redaktörü Möhemmet Parsin, şiir üzerinde yapmış olduğu eleştirilerle beraber, şiirin altına Hesen Dufan adını yazar. Möhemmet Parsin ise bu ismi değiştirerek Hesen Tufan yapar.
Buna gerekçe olarak iki neden gösterilmektedir. Bunlardan birincisi; Hesen Tufan'ın dedesi Fahreddin'e takılan bir isimdi.[5] İkincisiyse Galimcan İbrahimov, edebiyat dersleri esnasında, eserlerini "Tufan şiirler" diye değerlendirmesi yüzündendi.[6] Bunun net bir açıklaması olmasa bile öne sürülen sebepler genç şairin bundan sonra bu isimle anılmaya başlayacağıydı. Tatar şiirinin önde gelecek olan genç şairine, Hesen Tufan ismi konulmuştu.
Hesen Tufan'ın 1924 yılındaki başarıları devam eder. Tatarstan gazetesi genç şairin başarılı bir şiirine (SSSRnı Tanıylar) [7] gazetede yer verir. Bu olaydan sonra da Hesen Tufan tanınmaya başlar.
Başarmak için karar vermek gerekiyordur. Hesen Tufan artık yalnızca kendisi için yazmıyordur. Çevresinde gördüğü tüm yanlışları yargılıyordur. Bir yargıç gibidir. Kanunları uygulayıcı bir yargıç edasıyla yazıyordur. Kendisine verilen görevi en iyi şekilde yerine getirmeye; diğer şair ve yazar arkadaşlarıyla, öğretmenleriyle yaptıkları edebiyat söyleşilerinden sonra, doğruluğuna karar verdiği bütün olayları, kalemiyle çözmeye çalışıyordur.
Hesen Tufan, geri sayımı başlamış bir bomba gibidir. 10'dan geriye doğru sayımı kendisi başlatmıştır. Ateşleme emrini kendi vermiştir. Ne kadar yaşayacağını bilmiyordur. Fakat yaşadığı sürece, en iyi şekilde ömrünü tüketmek istiyordur.
Tanıştığı tüm edebiyatçılarla ortak hareketler içine girmişti. Çarlık döneminde ekonomik sıkıntılar içerisine sokulup, elleri kelepçelenmiş olsa bile; duygularına kelepçe vurmayı başaramamışlardı. Belki o dönemlerde yaşının daha küçük olması neden gösterilse bile; Hesen Tufan o dönemlerde ne yapacağına çoktan karar vermişti.
Yanlışlıklara karşı bir direniş gösteren bir şairdi. Yanlış neydi? Doğru neydi? Bütün bunları biliyordu zaten. O, ne eline kürek alıp madenlerde ömrünü harcamayı; ne de eline silah alıp kanlı direniş meydanlarında hayatını tehlikeye atmayı istememişti. Onun istediği tek şey, ölümünden sonra bile mücadeleler içerisinde hatırlanmasıydı.
Bu yüzden bir yargıç gibi yaşamayı seçmişti. Karar veren, verdiği kararla çevresini yönlendirebilen biriydi. Beklemesini biliyordu. Hissetmesini biliyordu. Sıranın kendisine geleceği günü bekliyordu.
Tatarstan, ilk adı Kızıl Tatarstan olan gazetedeki başarısının temeli hep bu düşünceden kaynaklanıyordu. Bekliyordu ve beklediğini almıştı şimdilik. Ama önünde daha uzun bir zaman vardı. Ürettikleri çevresine bir mesaj verir gibiydi: Birkaç yıl sonra beni herkes tanıyacak...
İki yıl içerisinde Hesen Tufan oldukça tanınan bir şair durumuna gelir. Artık kendisinden şiirler istenmeye başlanmıştır. Okullar öğretmenlik yapması için ona teklifler götürmektedir.
Büyük bir kültürün içinde yaşıyordu. Edebiyatı seven büyük ve güçlü bir coğrafya içindeydi. Hesen Tufan bütün bunları içine çekiyordu. Yeni eserler üretmek için de, o kaynaktan yararlanıyordu.
Hesen Tufan 1925 yılında Doğu Dilleri Fakültesi'nden ayrılır. O dönemde ünlü sanat adamı Gabdrahman Refıykov, Nerimanov adına kurulmuş olan, Bişbalta semtindeki okulda idarecilik görevini yerine getiriyordu. Hesen Tufan, dışarıdan bu okula hayranlıkla bakıyordu. İçine girip ders vermek onun için büyük bir başarı olacaktı.
Hesen Tufan, Nisan 1928 yılına kadar bu okulda öğretmenlik yapar.[8] Bir yandan öğrencileri yetiştirirken, bir yandan da okulun müdürü Gabdrahman Refıykov ile yaptıkları sohbetler sayesinde kendini geliştiriyordur.
İşçi bir aileden geliyor olması ve kendisinin de bir dönem ağır sayılabilecek işçilik yapmış olması yüzünden, işçilere karşı aşırı derecede hassas yaklaşmaktaydı.
Kaleme aldığı şiirler bir işçinin ağzından çıkan sözler gibiydi. Çok gerçekçiydi. Bütün bunlar bir edebiyatçının ne kadar büyük bir mutfağa sahip olduğunu gösteriyordu. Karınları acıkan, bir şeyler yemek isteyen sayısız müşterinin önüne; tadı eşsiz olan, mideye oturmayan, rahatsız edici bir hiçbir yanı olmayan yemekler yapar gibiydi.
Hesen, gün geçtikçe daha güzel şiirler üretmeye devam ediyordur. Zenger Büré, Ural Eskizları, İké Çor Arasında, Başlana Başladı, İské Resey Üldé, Bibiyevler işçiler üzerine yazmış olduğu şiirleridir. Bu şiirler teknik açıdan lirik epik türündedir. Edebiyat çevreleri tarafından da oldukça beğeni kazanmıştır.
1925-27 yılları arasında elde etmiş olduğu bu başarılar sonunda, Tataristan'ın övündüğü bir isim olur. Nisan 1928 yılında Moskova'da düzenlenen Rusya Proleter Yazarlar Birliği (RAPP) kongresinde Tataristan'ı temsil etme şansını bulur.
Aşırı yoğun bir tempo ile çalışan Hesen Tufan, artık farkında olmadan vücudunu zorlamaya başlamıştır. Gençtir, güçlüdür fakat günün birinde vücudunun bu yoğun çalışma temposuna dayanamayacağının farkında değildir. Çok çalışıyor, az dinleniyor; çok çalışıyor, az uyuyor; çok çalışıyor, az yiyordur... Bütün bu çoklar ve azlar, vücut dengesinin bozulmasına neden olmuştur.
Fikirler aklında uçuşup duruyordur. Aklına gelen her düşünceyi hemen kaleme almak istiyordur. En büyük endişesi, kendisinden önce başka bir şairin, kendi aklındaki şiiri yazmasıdır. Bu yüzden çok çalışıyordur, çok üretiyordur. İnsanlar artık onun üretmesini bekliyorlardır. Bu yüzden de daha çok yazmak zorundadır Hesen Tufan.
Aşırı yorgunluk ve öksürme şikayetleriyle doktora başvurduğu zaman tüberküloz olduğunu öğrenir. Doktorların söyledikleri karşısında ne yapacağını şaşırır. Çalışmalarını durdurmalarını istiyorlardır, fakat yazmak zaten kendi elinde olan bir iş değildir.
Bunu söylediği zaman kendisine garip bir şekilde bakıyorlardı. Ama işin aslı buydu. O istemese bile yazmaya itiliyordu. Bunun için yaratılmış gibiydi. Bu meslek, o yaratıldığında, ona bağışlanmıştı. Onu istese de bırakamıyordu. Doktorlar çalışmayı bırakmasını istiyorlardı. Ama bu nasıl olabilir, diye düşünüyordu. Ama mecburdu. Sıcak bir yerde dinlenecekti, doktorlar bunu tekrar tekrar söylüyorlardı. Hesen'in buna uymaktan başka çaresi kalmıyordu. Bu uyarıları dikkate alan Hesen Tufan, Rusya'nın güney kısmındaki sıcak yerlere gitmeye karar verdi.
Bu seyahatin yalnızca hastalık nedeniyle olmadığını iddia edenler de olmuştur. Babası ve abisi Möhiddin dindar insanlardı. Üzerlerindeki Çar'ın baskısı yüzünden, kendilerini daha çok dine adamışlardı. Hem kendileri için, hem de köyleri için dini bilmek zorunda hissediyorlardı. Kendi öğrendiklerini, başkalarına öğretiyorlardı. Onlar artık çevrelerinde Molla olarak biliniyorlardı. Bu da Hesen Tufan'ı oldukça zor bir duruma sokuyordu. En büyük korkusu bu durumun bir şantaj sebebi yapılarak yazmasının engellenmesiydi. Yazmayı bırakmak istemiyordu, hele böyle bir nedenden engellenmeyi asla kabullenemezdi. Baskılara karşı hiçbir yapabileceği bir şey yoktu. Yalnızca bunu mısralara dökebilirdi. Ama yazmasının yasaklanmasından korkuyordu. Babası ve abisinin durumu yüzünden, kaleminin elinden alınmasından çekiniyordu. Hadi Taktaş ve Fethi Burnaş gibi yazarların baskı altında tutulduğunu biliyordu. Kendisinin de böyle bir baskı altına alınması durumunda; hiçbir şiirinin, kendisini kurtaramayacağını çok iyi biliyordu. Ne devrimi öven düşünce yazıları, şiirleri; ne de devrim için gösterdiği çabaların bile bir işe yaramayacaktı. O bütün bunları düşünürken, çıktığı seyahat yüzünden kaçtığı dahi söylenmekteydi. [9]
KAYNAKÇA
DAVUTOV R.N. -NURİLİNAN B. , Sovyet Tatarstanı Yazuçları, biobibliografik béléşme Kazan, 1986.
EHMEDULLİN Azat -GIYZETTULLİN Nur -HEYRİ Hesen , Edebiyat Baskıçları-Tatar Sovyet Edebiyatı Yılyazması [1917-1973], Kazan 1976.
GAYNEYDİNOV Mesgut, Davıllarda Cillerde, Kazan 1989.
GOSMAN Hatip, Zur hisler hem derin ideyaler şagıyré: Hesen Tufan, Saylanma Eserler,
Tatar poeziyasé antologiyasé, II. Cilt, Kazan 1992 (Haz. Gerey Rehim) Kazan 1964.
İŞMORAT Riza , Kiçké ciller sér söyliyler: Ak çeçek idé, Kazan 1989.
KUDEŞAVA Gabdélhak , Hesen Tufan-student: Ak çeçek atar idé, Kazan 1989
TUFAN Hesen, Şagıyr turında uylanuvlar: Hadi Taktaş turındaistelékler (Haz. Nil Yuziyev, Naciye Sadıykova), Kazan 1980.
TUFAN Hesen , Cırlangan cırlar turında, Kazan Utları, Ocak 1982.
[1] Hesen Tufan, Şagıyr turında uylanuvlar: Hadi Taktaş turındaistelékler (Haz. Nil Yuziyev, Naciye Sadıykova), Kazan 1980, 159.s.; Hesen Tufan, Cırlangan cırlar turında, Kazan Utları, Ocak 1982, 143.s.
[2] Hesen Tufan, Şagıyr turında uylanuvlar: Hadi Taktaş turındaistelékler (Haz. Nil Yuziyev, Naciye Sadıykova), Kazan 1980, 159.s.; Hatip Gosman, agm, 8.s.
[3] Gabdélhak Kudeşava, Hesen Tufan-student: Ak çeçek atar idé, Kazan 1989, 31.s.
[4] Gabdélhak Kudeşava, agm, 33.s.
[5] Hatip Gosman, Zur hisler hem derin ideyaler şagıyré: Hesen Tufan, Saylanma Eserler,
Tatar poeziyasé antologiyasé, II. Cilt, Kazan 1992 (Haz. Gerey Rehim) Kazan 1964,6.s.; Meugut Gaynetdinov, age, 23.s.
[6] Gabdélhak Kudeşave, agm, 34.s.
[7] Edebiyat baskıçları-Tatar Sovyet edebiyatı yılyazması (Red. Azat Ehmedullin, Nur Gıyzettullin, Hesen Heyri), Kazan 1976, 73.s.
[8] Riza İşmorat, Kiçké ciller sér söyliyler: Ak çeçek idé, Kazan 1989, 36.s.; R.N. Davutov-N.B. Nurullin, Sovyet Tatarstanı Yazuçları, biobibliografik béléşme Kazan, 1986, 454.s.; Mesgut Gaynetdinov, age, 21.s.
[9] Mesgut Gaynetdinov, age, 87.s.