YAZMAK NEYİM OLUR - HÜDAYİ CAN - Serinselvi.com

YAZMAK NEYİM OLUR

YAZMAK NEYİM OLUR

                                

                                                                HÜDAYİ CAN                                                                              

                                                                           

Son günlerde Martin Eden’i tekrar okudum. Bir romanı ikinci kez okumak pek âdetim değildi ama bu âdetimi de gözden geçirilecek âdetler listesine yazdım birkaç yıl önce. Uzayıp giden bir liste bu. Tekrar gözden geçirmem gereken şeyler ruh portremi oluşturan unsurlar içinde gittikçe artan bir yığın teşkil ederken sorgulama ihtiyacı hissetmediklerim gittikçe azalıyor. Hiç rahatsız da değilim bu durumdan. Mesela, zaman zaman her şeyi bırakıp gidebilir miyim bir gün diye soruyorum kendi kendime. Kendi kendime sorduğum çoğu soruya cevap vermediğim gibi bu soruya da cevap vermiyorum elbette. Sürüncemeye bırakıyorum. Gün ola, devran döne… Necip Fazıl’ın müstakil beyitlerinden biri takılıyor dilime. “Yandı kitap dağlarım,  ne müthiş hâl oldu / Sonunda bana kalan yalnız ilmihâl oldu.” Kitapları ikinci üçüncü kez okuma düşüncesi munisleşmeye başlarken, bir yandan hiç okumamak hiç yazmamak düşüncesi de munisleşiyor ve bu ikisi çelişiyor gibi gelmiyor içime. Hem nalına, hem mıhına. Artık edebiyatı medebiyatı bir yana koyup “ilmihal” okusam diyor bir yanım.  Bir yanım tekrar Knut Hamsun’a, Herman Hesse’e vs…’ye dönmek istiyor. İkisini telif etmek mümkün mü, bilmiyorum. Düşünme gereği de duymuyorum. Çünkü pratikte böyle bir lüksüm olmayacak belki hiçbir zaman. Hiçbir zaman çekip gidemeyeceğim. Edebiyata mı ilmihale mi yoksa ikisine birden mi döneyim diye sormak zorunda kalmayacağım. Çünkü “Âbâd (!) olası hânede evlâd u ıyâl var.”

Bütün bu karmaşık duygular içinde yuvarlanır giderken kendime sormadan edemedim. “Yazı benim neyim olur?” babamın oğlu mu, eşimin kuması mı, çocuklarımın kardeşi mi? Yoksa olmazsa da olur mu? Bilemiyorum.

Yazınca kendimi daha iyi hissettiğim doğru. Ama Martin Eden gibi yazıyı idealleştirmediğim, gecemi gündüzümü yazıya vermediğim, hayatımda hiçbir zaman birinci önceliğim kabul etmediğim de doğru. Martin’i mutsuz eden şey inanç zaafı, hayatı biyolojiyle açıklayabileceği vehmi yanında belki biraz da yazıyı, toplumu ve kendisini bu kadar önemsemesiydi. Yazmasa ölecek gibi hissediyordu belki o da Sait Faik gibi… Ben denedim. Şimdi belki üç ay oldu, bir şey yazmadan durdum. Fırsat bulamadım. Bir derse girme makinesi olarak, çocuk avutucu, boş ders doldurucu, gürültü dinleyici, uğultularla boğulucu olarak yazı önemli işler listemin oldukça alt sıralarında yer alıyordu çünkü. Yazamamanın ağırlığını süreğen bir “kabz” hali olarak sırtımda hissettiğim doğru. Bazen kendimi boğuluyor gibi hissettiğim de doğru. Ama yine de ölmedim. Çıldırmadım. Üç ay yazmadan durabildim. İstersem, dişimi sıkarsam, bu süreyi altı aya, dokuz aya da çıkarabileceğimi tahmin ediyorum.

Öyleyse yazı benim neyim oluyor? Olmazsa olmazım değil. İstersem yazmadan da yaşayabilirim. Evet, yazarsam kendime ve çevreme belki daha iyi davranıyorum ama çevrem ve kendim o kadarcık zaman tanımıyorlarsa bu kötü alışkanlığımı teskin etmem için; somurtuk yüzüme katlanmayı hak ediyorlar demektir. Öyle idealist bir “kalem” olduğumu da söyleyemem. Ben yazmasam da, benim yazacaklarımdan daha iyi konuları benim yazabileceğimden daha iyi yazabilecek sürüyle rengârenk kalemlerle dolu dergi ve yayınevi rafları.

İyisi mi bir yolunu bulup daha bir içime çekilmeliyim.

İlmihale dönmeliyim.

Sanırım iki üç yıl önce ilmihal diye bir şiir yazmıştım.

Şöyle:

 

“İLMİHAL

 

Çizgiler ve eğriler,

Damar damar renkler

Bu kahverengidir, çetindir aşmak

Sarıda terlersin, yeşilde bunalırsın

Mavi su rengidir ferah görünür

Ama boğabilir de...

 

Dört yanı suyla çevrili kara parçası insan

Hem altı üstü de su

Hem içi dışı da su

Su mavidir uzaktan

Avuçlarsın renksiz

Gök de mavidir

Ferahlatır insanı

Ama boğabilir de...

 

Renkler değişmez,

Eğriler, çizgiler değişmez,

Değişir ölçek.

Hiç bir deniz haritada

Durduğu gibi durmuyor gerçek.”

 

Birkaç arkadaşa okudum. Hiçbiri inanmadı bu şiirin “ilmihal” hakkında olduğuna. Hatta bir amatör dergide arkadaşım “harita” ismiyle yayınladı metni. Ben hâlâ ısrar ediyorum ama. Bu metin ilmihali anlatan bir şiirdir. Evet, ilmihaller zaten haritaları çağrıştırır ve sanırım hiç de dışarıdan görüldüğü gibi sığ değillerdir. Eğer bir gün kaçmayı başarırsam hayattan ve kitaplardan, sanırım adresim ilmihal olacak. O sığınıkta yazmak benim bir şeyim olacak mı hâlâ, olacaksa neyim olacak, bilmiyorum… Ama Martin’den sonra ikinci kez kapısını çalacağım ikinci roman sanırım “Açlık” olacak.

 

 

Alıntı linki:http://www.serinselvi.com/yazi/yazmak-neyim-olur.html

Yazar: HÜDAYİ CAN
Yorumlar

Henüz bu yazıya yorum yapılmamış!

Yorum Yapın

İsim (gerekli)

E-posta (gizli kalacak ve gerekli)

Website (varsa)

Forum İstatistikleri
Toplam Üye Sayısı: 277
Toplam Mesaj Sayısı: 4256
Toplam Konu Sayısı: 1172
Toplam Kategori: 18
Toplam bölüm : 59
Anket
Ankete oy kullanabilmek için foruma üye girişi yapmış olmalısınız.
Serinselvi'nin yeni tasarım ve sistemini nasıl buldunuz?
Mükemmel - 12 (25%)
Hoş - 19 (39%)
Fena değil - 8 (16%)
Isınamadım - 5 (10%)
Kötü - 4 (8%)
Toplam oy: 43